Abdulaziz Tantik: Unutulmuş Kavramsal Şemamız…
Dünya yeni bir yönelime girmektedir. Bu durumun insanlığın yararına olmayacağı görülmektedir. Basiret üzere meselelere bakan bir insanın, insanlığın gidiÅŸatının çok kötüye yönelik bir gidiÅŸat olduÄŸu konusunda hemfikir olması beklenecektir. Müslümanların kendi aralarında bile ‘ahkam-ı ÅŸer’iyye’yi uygulama konusunda gösterdikleri zaaf, modern dünya ve kültürünün egemen kültür olarak varlık kazanmasını ve süreklilik arz etmesini mümkün kılmaktadır. Müslümanları temsil liyakati kesbeden bir ‘güc’ün yokluÄŸu önemli bir sorun alanı olarak dururken, Müslümanların İslam ile sahici bir baÄŸ kuramamaları da ayrı bir sorun alanı olarak önümüzde durmaktadır.
Unutulmuş kavramların yeniden gündem olması şarttır. Bu zorlu konumdan ve sorundan kurtulmanın yolu, unutulmuş ahlaki yapıyı, ilkelerini, adabı ve edebi yeniden gündemleştirmek ve insanlığa örneklik teşkil edecek bir düzlemde yeniden yaşanılır kılmanın yolunu ve yordamını bulmakla sorumlu olan müslüman aydın, entelektüel ve âlimler sorumluluklarını kuşanmalıdırlar.
Bize neyi unutturdu bu modern dünya ve kültürü…
Öncelikle, bu dünyanın tek gerçeklik olduğunu ilan ettikleri gibi hayatı da bu temel gerçekliğe dayandırarak var kılmaya her türlü imkânı seferber ederek gerçekleştirme azmini hala taşımakta bir zorluk çekmemektedirler. İkincisi, ilahi bilginin/vahyin, bilinemez oluşuna gönderme yaparak akli olanın gerçekliği inşa etmesine zemin oluşturdular ve bu akıl ise iktidar aklı olarak tanımlanarak belirleyiciliği ele geçirdiler. Bunu diğer bütün kültür ve inançlara da dayatarak onların sağlıklı ve sahih bir bakışa sahip olmalarına engel oluşturacak bir kültürel ve ilişkiler ağını inşa ettiler. Karşı çıkanı ise barbar ve cahil; geri kalmışlıkla itham ederek yokluğa tevdi ettiler.
İşte ilk kavram; bu dünya tek bir yaÅŸam alanı deÄŸil, sonrasında ‘Ahiret’ olarak tanımlanan ve mükâfat ile cezanın uygulanacağı daha büyük bir yaÅŸam alanının varlığını idrak etmeli ve gündemleÅŸtirilmelidir. Ahiret, Yaratıcı bir kudretin varlığını ve onun insan ile iliÅŸkisinin mahiyetine dair bir bakışın inÅŸa edilmesine de zemin oluÅŸturur.
Bu noktada ikinci kavramın insanın yeryüzüne gönderilmesinin temelini kuran ‘İmtihan’ olgusudur. İnsan, yeryüzüne imtihan olmak üzere gönderilmiÅŸtir ki ahiret hayatı da bu imtihanın mahiyetine dayalı olarak tanzim edilecektir. Bu yüzden insan, yeryüzünde yaptığı her ÅŸeyden hesaba çekileceÄŸini unutmamalıdır. Bu temel hakikati temel bir gerçeklik olarak kabul ederek onun insanlar için anlaşılır bir zemine kavuÅŸması için gereken ÅŸeyin yapılmasına da katkı sunulmalıdır.
Üçüncü ve dördüncü kavramımız ise doÄŸal olarak her imtihan bir ‘sorumluluk’ ve bir ‘hürriyet’ içerir. İnsan bu hürriyetini doÄŸru bir zeminde ve doÄŸru iÅŸler/salih amel üzerinden gerçekleÅŸtirmeli ki imtihanını kolaylaÅŸtırsın, sorumluluÄŸunu yerine getirebilir olsun…
BeÅŸinci kavramımız ise imtihan sürecinde insana yardımcı olacak birçok ÅŸey verilmesine raÄŸmen, o verilen ÅŸeylerin yerli yerinde kullanılması için gereken temel ilkeler ve hükümler ‘ilahi bilgi/vahiy’ ile insanlara bildirilmiÅŸtir. Bunu bir örneklik üzerinden de Nübüvvet ile de desteklenerek onun kurtuluÅŸuna medar olacak vasatı inÅŸa etmiÅŸtir. Bu ilahi merhametin ve inayetin mahiyetini anlamak içinde güzel bir örneklemdir.
Altıncı kavramımızı ise doÄŸal olarak ‘Sabit ve DeÄŸiÅŸken’ kavramlarıdır. Bu kavramlar, hayatın dinamik yapısını doÄŸru anlamak ve ona uygun bir iliÅŸkiler ağı geliÅŸtirmek ve ona göre duruÅŸ ortaya koymak için vazgeçilmez bir özelliÄŸi taşımaktadır. Sabit, insan hayatını inÅŸa etmede temel özelliÄŸi ifade ederken, DeÄŸiÅŸken, insanın iliÅŸkilerindeki dinamizmi doÄŸru bir zeminde ve ayağı kaydırmadan yol yürümede olmazsa olmazı inÅŸa eder.
Yedinci kavramımız ise yine bir ikili yapı arz eder: ‘Beka ve Fena/fani’ kavramlarıdır. Beka süreklilik üzere varlığını ikame eden ve ontoloji/varlığın ikamesindeki temel bakışı sunar. Fena ise, episteme/bilgi düzleminde deÄŸiÅŸen ve yokluÄŸunun bir sonuç üretmediÄŸi bir zemini iÅŸaret eder. İnsan bu noktada neye yönelmesi gerektiÄŸini ve neye yaslanması gerektiÄŸini idrak ederek yol güzergâhını saÄŸlam bir zemine kurmayı öğrenir.
Sekizinci kavramımız ise ‘Fark’ kavramıdır. Fark, her ÅŸeyin yerli yerinde oluÅŸmasına ve doÄŸru bir iliÅŸki ağı kurulmasına zemin oluÅŸturan temel bir kavram iken, insanların kibirlenmesinin/büyüklenmesinin de önünü alacaktır. KiÅŸinin tevazu sahibi oluÅŸunu garanti eden bir kavramdır. Bu çerçeve içinde dünya ahiret denklemi, akıl vahiy denklemi, iyilik kötülük denklemi kendi anlam hiyerarÅŸisini sunacaktır.
Dokuzuncu kavram seti ise insanın bir teklife muhatap oluÅŸu ve bu ‘Teklif’ üzerinden hayatının anlamanı keÅŸfederek ilahi amacı gerçekleÅŸtirmek için gereken imkânları elde etmeyi mümkün kılacağını bilmektir. Teklif, aynı zamanda insan ve Rabb iliÅŸkisinin mahiyetini belirleyen temel bir pozisyonu da içermektedir. Bu yüzden insan, insan olabilmenin yolunu, erdemini, adabını bu teklif ile kuracağı iliÅŸkide açığa çıkartabilir olacaktır. Teklif ve Anlam aynı zeminde ve bir bütünlüğü iÅŸaret ederler. ‘Anlam’ ise ancak teklife muhatap olmanın saÄŸladığı imkânlar ile anlaşılır kılınabilir. Hem teklif ve hem anlam insanı aÅŸkın bir betimlemeyi de içerdiÄŸini unutmamak elzemdir.
Onuncu kavramımız ise irade’dir. ‘İrade,’ hayatın teklife uygun ve bir anlam dizgesi üzerinden ÅŸekillendirilmesini saÄŸlayan insana bahÅŸedilmiÅŸ ve insanı diÄŸer yaratılmış varlıklardan farklı kılan bir özelliÄŸe sahiptir. O insanı bütünlüğün saf haline taşıyabileceÄŸi gibi esfel-i safiline de taşıma gücünü göstermektedir. O yüzden iradenin ilahi irade ile bağını ve teslimiyetini ele almayan her yaklaşım sorunlu olacaktır. İrade, insanı zelil ve aziz eylemesi bakımından da sürekli üzerinde durmayı hak eden bir kavram olarak yerini almalıdır.
Bu kavramlar ya bambaşka bir zeminde önümüze konulmaktadır. Ya da yok sayılmakta ve akıl üzerinden yok görülmektedir. İspatı mümkün olmayan tutum, davranış ve bilgi türü olarak kodlanarak yok sayılmaktadır. Ama bu temel kavramlar olmadan kişinin yolculuğunu sorumluluğunun gereği olarak yaşamasının mümkün olmadığını yaşadığımız şu son iki yüz yılın kendisi tecrübesi ile bize öğretmektedir.
Kuran, değişmeden bugüne kadar insanlara hakikati ve istikameti dosdoğru bir şekilde öğretmek ve bilgilendirmek için korunmuştur. Elimizdeki Kuran metni Muhammed (sav) inen metin ile aynıdır. O yüzden yeni bir vahiy gönderilmeyecektir. Bu yeni bir peygamberin gelmesine de gerek olmadığını gösterir. Ki zaten peygamberin hayatı ve yaşamı ile yaşadığı süreçte neler olup bittiği konusunda belirli bir gerçekliği bugüne kadar taşına gelmiştir. Ahlaki zeminde ise aradan geçen bin beş yüz olmasına rağmen, az da olsa akış kesilmeden devam ede gelmiştir.
O zaman bugünü yaÅŸayan İnsan’a ve Müslüman’a düşen ÅŸey; içinde bulunduÄŸu durumun kötücül boyutunu idrak etmek ve oradan kurtulmanın yollarını aramak için gereken iradeye sahip olmaktır. Bu irade üzerinden de dün insanlığı kurtuluÅŸa taşıyan ilkelerin, prensiplerin ve tavırların ne olduÄŸunu düşünmeye baÅŸlamak ve bugünün cehalet ve zulmünden kurtulmanın yollarını keÅŸfetmeye yönelerek iradesini bu iÅŸe koÅŸmalıdır(azm-u cezm-ü kast eylemelidir)…
Abdulaziz Tantik

Henüz yorum yapılmamış.