Abdulaziz Tantik: Varlığın Ontolojik Temeli: Merhamet
Giriş: Medeniyetin ve İnsanlığın Ölçüsü Olarak Merhamet
Merhamet, kendisi dışında kalan bütün kavram ve tutumların ruhunu besleyen ve onları olumsal bir zemine taşıyan temel bir kavramsallaştırmadır. İslam, merhamet üzere ruhunu betimler ve ona göre hareket edilmesi gerektiğini belirtir. İlahi rıza eksenli bir yaşamın ruhunu da merhamet betimler. Bu yüzden merhamet, parça yerine bütünlüğü işaret eden temel kavramların öncüsü gibi durmaktadır. Bu yüzden merhamet sahibi insan, Rabbinin merhametini tecrübe ederek tanıma şerefine nail olur.
İslam medeniyetinin ve bir insanın ulaşabileceği en yüksek makamın ‘merhamet’ olduğu ifade edilmelidir. Bu kavram, yalnızca bireysel bir duygu durumu değil, aynı zamanda bir medeniyetin derinliğini ve niteliğini belirleyen temel ölçüttür. Merhamet, varlık ile yaratıcı arasındaki ilişkinin mahiyetini belirleyen ‘ontolojik bir temeldir’. Yüce gücün (Allah), bütün varlığı yaratırken ve varlığın kendini gerçekleştirmesine zemin hazırlarken takip ettiği temel ilke merhamettir. Bu bağlamda Allah’ın “Rahman” sıfatının, diğer isim ve sıfatlardan farklı olarak Allah ismi yerine ikame edilebilen yegâne sıfat olması, merhametin varoluşsal (ontolojik) merkeziyetini kanıtlar niteliktedir.
1. Bölüm: Merhametin Ontolojik Boyutu ve Rahman-Rahim Dengesi
Varlık hiyerarşisinde merhamet, iki yönlü bir ilişki ağını kapsar: Yaratıcının varlığa dönük rahmeti ve varlığın Yaratıcıya yönelişi. Merhamet, bir şeyin kendiliğinden olması, süreklilik kazanması ve hayatiyetini idame ettirmesi süreçlerinin tamamında mevcuttur. Hatta insanın sorumluluk üstlenmesi ve hata yaptığında tövbe ederek geri dönebilmesi bile ilahi merhametin bir tecellisidir.
Bu noktada ‘Rahman ve Rahim’ sıfatları arasındaki fark, merhametin kuşatıcılığını açıklar. ‘Rahman, bütün varlığı kapsayan genel bir merhameti ifade ederken; Rahim’, yakınlık (kurbiyyet) ve irtibatla şekillenen daha özel, yoğun bir merhameti temsil eder. Rahman sıfatı gereği her varlık türü -fıtraten Allah tarafından yaratıldığı için- merhamete memnudur (hak kazanmıştır). Ancak Rahim sıfatı, kişinin iradesiyle kurduğu yakınlık ve sergilediği takva doğrultusunda şekillenen daha hususi bir muhabbeti içerir. Merhamet, bu anlamda hem uzaklığa rağmen saygınlığı koruyan hem de yakınlığın getirdiği sevgiyi taşıyan kuşatıcı bir şemsiyedir.
2. Bölüm: Adalet ve Merhametin Diyalektik İlişkisi
Yaygın kanaatin aksine adalet ve merhamet birbirine zıt değil, birbirini tamamlayan unsurlardır. Adalet, merhametin kendi ontolojik yapısını sağlamlaştırarak varlığını sürdürmesi için temel bir güvencedir. Eğer merhamet, sınırları çizilmemiş bir “her şeyi olduğu gibi kabul etme” haline dönüşürse istismara açık hale gelir ve yozlaşır. İşte bu noktada adalet, merhametin yanlış kullanımını veya istismarını engelleyen, ona sınırlar çizen ikinci bir bütünlük olarak devreye girer.
İlahi sistemde, bir insanın haksız yere öldürülmesinin bütün insanlığın öldürülmesiyle eş değer tutulması, adaletin merhameti koruma biçimidir. Ancak bu sistemde bile merhamet önceliklidir; bir suç işlendiğinde bile kişiye hayat hakkı tanınması ve tövbe imkânı sunulması merhametin gereğidir. Şayet kişi zulmünde ısrar ederse, adaletin cezalandırıcı yönü devreye girer. Bu cezalandırma dahi, zulme uğrayanın hakkını koruduğu için aslında ilahi meşietin merhamet üzerinden bir tezahürüdür. Adalet rasyonel bir denge kurarken, merhamet bu adaletin keskinliğinde ortaya çıkabilecek zaafları (örneğin tövbe imkânını kapatmak gibi) engelleyen duygusal ve bütüncül bir güçtür.
3. Bölüm: İnsani Sorumluluk ve Merhametin Estetiği
İnsan, irade sahibi olması ve akletme yetisiyle Allah’ın yeryüzündeki bir temsilcisi olarak bu merhameti kuşanmak zorundadır. Bir insanın diğer insanlara, hayvanlara ve hatta cansız görünen taş ve toprağa merhametle yaklaşması, Allah’ın insana yüklediği saygınlığın bir gereğidir. Merhamet, ilişkilerde yalnızca bir iç duygu değil, aynı zamanda bir “elbise” ve “biçim”dir. İlişkilere merhamet giydirildiğinde ortaya nezaket ve zarafet gibi estetik değerler çıkar; insanlara kibar davranmak, konuşurken kırmamaya dikkat etmek merhametin estetik bir forma dönüşmüş halidir.
Merhametin önündeki en büyük engeller ise ego, bencillik, kibir, öfke ve nefrettir. Bu kötücül duygular, merhametle kurulacak ilişkiyi zedeler ve insanı şiddete, zorbalığa sürükler. Mümin bir şahsiyetin temel vasfı, bu nefsanî kusurlardan arınarak ilahi merhamete sığınmak ve bu merhamet üzerinden temsil liyakati kazanmaktır. Merhametli bir insanın şahsiyeti güçlü olur ve bu güç ona örnek olma (temsiliyet) vasfı kazandırır.
Sonuç: Hayatın Ruhu Olarak Merhamet
Sonuç olarak merhamet, hayatın ruhunu inşa etmek için insana sunulan ilahi bir ikram ve inayettir. Merhamet olmadan adalet soğuk bir kural yığınına, adalet olmadan merhamet ise zayıf bir istismar alanına dönüşür. Kâinatın yaratılış sebebi olan bu rahmet, vahiy yoluyla bizlere ulaştırılan ve tüm ilişkilerimize giydirmemiz gereken bir esastır. İnsanın nankörlüğü ve zalimliği bu derinliği kavramasını zorlaştırsa da, merhamet denizinin kuşatıcılığını fark etmek ve her varlığa bu gözle bakmak, gerçek “dostluk” makamına ve kurbiyyete (yakınlığa) giden yegâne yoldur.
Merhametini kaybeden topluluklar zalim topluluklar olarak öne çıkarlar. Bu durum fert içinde geçerlidir. Zalim olma hali, merhameti kuşanamamaktan geçmektedir. Hâlbuki merhamet sahibi insan ve topluluklar barış/silm üzere yaşamayı başaranlardır. Her insanın kendisi gibi insan ve sorumlu bir fert olduğu hakikati üzerinden hareket eden fert ve topluluklar, otoriter ve totaliter bir tutum yerine merhameti kuşanarak her fert ve topluluğun kendisini gerçekleştirecek bir zemine sahip olması gerektiğini kabul edenlerdir.
Modern dünyanın sorunlarını çözüme kavuşturacak yegâne kavram merhamettir. Çünkü merhamet, modern düşünce ve kültürde yer bulamayan kavramlardan biridir. Ben merkezci bir yaklaşım ile kurgulanan bireyin merhameti tanımaması onun en büyük engelidir. Çağdaş dünyanın yeniden kurgulanabilmesi ve kurulabilmesinin yolu/imkânı; merhamet gibi temel bir kavram ve tutumun bütün felsefi zeminlere taşınması ve yeniden yorumlanmasını zorunlu kılar.
Abdülaziz TANTİK

Henüz yorum yapılmamış.