Mustafa Öner: Perde
Varoluşuma dair derinlemesine dikkat kesildiğimde, ilk fark ettiğim şeylerden birisi; yaşadığım hayatın akışında, kurumsal ya da bireysel hesap yapan birilerinin gösterdikleri en büyük çabanın, benim fark etmemi engellemeye yönelik olduğuydu.
Fıtratımı, şakilemi, temel haklarımı ve varoluşsal/doğal/fıtri saygı unsurlarını fark edememem için zihnimi ve çevremi birer perde gibi kullandıklarını tespit ettim. İnsanlar, gruplar, kurumlar, devletler hatta toplum bile birer perde olarak kullanılabiliyordu. İçime bakıp derin düşündüğümde, zaman zaman bu koroda benim de rol aldığımı ve hatta bir zaman sonra bu durumu rasyonalize ettiğimi fark ettim.
Sonra da bu perdelerde; farkında olmamı perdelemeye, fıtri farkındalıklarımı yok etmeye, yeni algılar ve inançlar oluşturmaya dair filmler oynatıyorlardı. Elbette bu filmler; hakiki olanın yerine ikame etmeye çalıştıkları sahteleri, kendi imal ettikleri anlamları, unsurları taşıyordu. Sürekli yeni tarifler, o tarifler işe yaramadığında daha güncel daha renkli özene bezene tarifler yapıyorlardı. Bu anlamlar ile yazdıkları senaryoları hayranlıkla okuyor seyrediyorduk. Bu filmleri o kadar rahat ve şüphelenmeden seyrediyorduk ki gerçeğin bunlar olduğunu zannediyorduk. Hatta çoğumuz bu filmlerin oynatıldığı perdelerin bizzat kendisi olmaktan imtina etmiyor, çoğu kez alacağımız az bir bedele karşılık gönüllü talip oluyorduk.
Bu konuların hakikati üzerinde konuşmak, gereksiz, hatta fantezi gibi addediliyordu. Hakiki olmayan gündemler çok önemseniyor fakat bizim her şeyimizi kökten etkileyen bu hususlar; hakiki anlamıyla, hakikat referansıyla dikkate bile alınmıyor, hakikat olup olmadığına dair soru dahi sorulmuyordu.
Bunları fark etmeden ne mi yapıyordum?
Her senaryonun sonunda çözülemeyecek, bir sonuca ulaştırılma ihtimali olmayan, bireyleri kuşatan, manipüle eden meseleler koyuluyordu önüme. Kitaplardan okuyor, ulu hocalardan dinliyordum. Dinlediklerimi, okuduklarımı cehdle üstleniyordum, her defasında.
Oradan aldıklarımla; cephede omuz omuza olmam gereken kardeÅŸime Allah ne verdi ise saydırıyordum. Sonra kalkıp pantolonumu dizlerime kadar sıyırıp elli kiÅŸinin abdest alacağı suyla güzelce bir abdest alıp; “emice su boÅŸa akıyor, israf ediyorsun” diye uyaran delikanlıya; falan rivayet referansıyla kaÅŸlarımı çatarak, “ABDEST ALIRKEN KONUÅžULMAZ.” diye ayar verip, insanların yanından gerine gerine namaza geçiyordum.
Durmuyorum, falanın yazdıklarını, öbür falanın anlattıklarını enine boyuna okuyup, dinleyip biriktiriyor ve afak ve enfüsümde tebeyyün etmemesine raÄŸmen; okuyup biriktirdiklerimi, saÄŸda-solda yetiÅŸtirecek birilerini aramaya koyuluyorum, yüzlerine veya ekranlarına bırakmak için… Ve fakat yaÅŸadığım hayatın en detay içerikleri dahi, baÅŸkalarının yazdıkları oluyordu.
Zira kendimi temize çıkarma yarışında olduğumun farkında olmadığım gibi bir selamla selamlandığımda daha güzeli ile selamlamam gerektiği bana bir şey ifade etmiyordu. En ince ayrıntıya kadar hesabı tutan ne kadar umurumda olduğunu, kimseye kıl kadar haksızlık etmeyeceğini bilmeyecek kadar!
Ve bir gün perde kapanıp yakîn hâsıl olduÄŸunda, göreceÄŸim iÅŸin aslını; ama artık çok geç olmuÅŸ olacak, Allah muhafaza…
Soru; "Hayatımız boyunca hakikati görmemizi engelleyen perdeler nelerdir? Daha önemlisi, bu perdelerin ne kadarını başkaları kuruyor ne kadarını ise biz kendi ellerimizle örüyoruz?
Mustafa ÖNER

Henüz yorum yapılmamış.