Abdulaziz Tantik: Ontolojik Eşitlik ve Yaratılmış Her Şeyle İlişki Ahlakı
Giriş: İlişkilerin Hiyerarşisi ve Temel Zemin
İnsanın varlık âlemindeki konumu, kurduÄŸu çok katmanlı iliÅŸkiler ağıyla ÅŸekillenir. Bu ağın merkezinde, insanın Rabbiyle kurduÄŸu iliÅŸkinin mahiyeti yer alır; çünkü bu asli baÄŸ, insanın kendisiyle, diÄŸer insanlarla ve nihayetinde tüm yaratılmış varlıklarla kurduÄŸu iliÅŸkinin niteliÄŸini doÄŸrudan belirler. Belirtmeye çalıştığım üzere, insanın yaratılmış her zerreyle kurduÄŸu iliÅŸkinin temelinde yatan en sarsılmaz ilke “ontolojik eÅŸitliktir”. Bu eÅŸitlik, her ÅŸeyin —insanın, hayvanın, bitkinin, güneÅŸin ve yıldızların (bütün varlığın) — aynı Yaratıcı tarafından var edilmiÅŸ olması gerçeÄŸine dayanır.
1. Ontolojik Eşitlik ve Üstünlük Taslamanın İmkânsızlığı
Yaratılmışlık bakımından insan ile diğer varlık türleri arasında bir benzerlik olmasa da mutlak bir eşitlik söz konusudur. Bu noktada insanın kendisine bir üstünlük payesi çıkarmasının yolu tamamen kapalıdır; zira eğer bir üstünlükten söz edilecekse, bu insanın kendi çabasından değil, tamamen Yaratıcının konumlandırmasından kaynaklanır. Üstünlük, bir tahakküm aracı değil, bir hikmet gereğidir.
İnsan, bir bitkiyi veya hayvanı tüketirken ya da onlardan faydalanırken bunu kendi “doÄŸal hakkı” olduÄŸu için deÄŸil, ilahi bilginin ve vahyin kendisine tanıdığı sınırlar (mubah/helal kılma) çerçevesinde gerçekleÅŸtirir. Dolayısıyla, yaratılmışlarla kurulan bağın niteliÄŸini belirleyen ÅŸey insan aklı deÄŸil, ilahi bilgidir. Vahyin çizdiÄŸi bu çerçeve, insanın varlığa karşı “akli yetisiyle” keyfi kurallar geliÅŸtirmesinin önüne geçer.
2. “Musahhar” Kılınma ve Sorumluluk Bilinci
Göklerde ve yerdeki her ÅŸeyin insanın hizmetine sunulmuÅŸ (musahhar) olması, insanın bir imtiyazı gibi görünse de aslında bu durum ontolojik bir amaca hizmet eder: İnsanın yaÅŸam alanını belirlemek ve imtihanını gerçekleÅŸtirmek içindir. Varlığın insana boyun eÄŸdirilmesi bir üstünlük belirtisi deÄŸil, Allah’ın bir ‘İnayeti ve İkramı’dır.
Bu noktada belirleyici olan insan deÄŸildir; insan, bu iliÅŸkideki ‘sorumluluk sahibi ve hesap verecek olan tek taraftır’. DiÄŸer varlık türleri (hayvanlar, bitkiler, madenler) edilgen bir konumda “musahhar” kılındıkları için bir sorumluluk taşımazlar; imtihan edilen ve dolayısıyla adaleti tesis etmekle yükümlü olan yalnızca insandır.
3. Adalet, Denge ve Zulümden Sakınma
İliÅŸkilerin korunması için “eÅŸitliÄŸin koruyucu maskesi” olarak ‘adalet’ devreye girer. Adalet, bir ÅŸeye hakkını vermektir; toprağı sürerken ona su vermek, bir hayvanın ihtiyacını gözetmek adaletin bir gereÄŸidir. Hayatın bir denge üzerinde yürümesi, bu ilahi ölçüye riayetle mümkündür.
Bu denge bozulduÄŸunda, yani sınır (had) aşıldığında ‘zulüm’ meydana gelir. Abdest alırken ihtiyaçtan fazla su kullanmak gibi basit görünen bir eylem bile, dengeyi bozduÄŸu ve adaleti saÄŸlayamadığı için bir zulüm pratiÄŸine dönüşebilir. Bu noktada bir müminin en çok sakınması gereken ÅŸey, bir baÅŸkasının (bu bir taÅŸ veya aÄŸaç da olsa) hakkını gasp etmek ve ona haksızlık etmek olduÄŸunu hatırlamaktır. Hatta trafik kazalarının bile, insanın hızıyla haddini aÅŸması sonucunda “yerin canının yanmasıyla” verdiÄŸi bir tepki olarak okunabileceÄŸi gibi çarpıcı bir bakış açısını da dikkate almakta yarar var.
4. Her Şeyin Canlılığı ve Saygınlık İlkesi
Varlığın sadece cisim, sert veya yumuÅŸak olması onun canlı olmadığı anlamına gelmez; her zerre kendine has bir canlılığa sahiptir. Bu canlılık, her varlığa karşı ‘ontolojik bir saygınlık (ihtiram)’ gösterilmesini zorunlu kılar. Saygı, varlığı küçümsememek ve ona hakkını vermektir. Ki bu saygınlık kiÅŸinin kendisine duyduÄŸu saygınlık ve Rabbine yönelik geliÅŸtireceÄŸi haÅŸyet/saygınlığı da içermek durumundadır.
İnsan, varlığın “lisanını” keÅŸfettiÄŸinde onlarla konuÅŸabilir ve hemhal olabilir. Samimiyetle yaklaşıldığında bir hayvanın (yılan veya köpek gibi) insanın niyetini anladığı ve ona göre davrandığı gözlenmektedir. Hatta sadece canlılar deÄŸil, kalem, cep telefonu, saat veya oturduÄŸumuz sandalye gibi nesnelerle kurulan bağın bile bir “saygınlık” üzerinden yürümesi gerekir. Bu nesnelere zulmetmek (kırmak, haksızlık etmek), onların insana “sırtını dönmesine” neden olur. Japonya’da su ve çiçek üzerine yapılan araÅŸtırmalarda insanın onlara yönelik geliÅŸtirdiÄŸi uyumlu ve sert iliÅŸkinin durumuna göre biçim kazandıkları ispatlandı.
5. Vahdaniyet ve Modern Dünyanın Krizi
Varlığın kendi içindeki bütünlüğü, her parçanın birbirini tamamladığı bir kombinasyon (insan-hayvan-bitki) oluÅŸturur. Bu bütünlüğü kavramak, Allah’ın varlıkla iliÅŸkisindeki ‘vahdaniyeti ve tevhidi’ anlamanın kapısını aralar. İnsanın varlığa gösterdiÄŸi saygı, aslında bu tevhid inancının ruhsal ve psikolojik zeminini oluÅŸturur.
Ancak günümüz dünyasında, modern düşüncenin “benmerkezci” (ego sentrik) yapısı bu iliÅŸkileri yozlaÅŸtırmıştır. Her ÅŸeyin sadece insanın isteklerine göre ÅŸekillenmesi gerektiÄŸi anlayışı; merhameti, adaleti ve saygınlığı ortadan kaldırmış, yerini karanlık bir zulme bırakmıştır.
Sonuç: Merhametin Vücut Dili
İnsanın yaratılmış varlıklarla iliÅŸkisini yeniden düzenlemesinin yolu, merhametle beslenen bir eÅŸitlik anlayışından geçer. Bu merhametin dışa dönük açılımı ve vücut dili ise ‘haÅŸyet/saygınlıktır’. İnsan, bir taşı yerine koyarken de bir hayvana yaklaşırken de bu saygınlığı koruduÄŸu sürece hem kendi imtihanını vermiÅŸ olur hem de varlık arasındaki ilahi selamı ve inayeti tesis etmiÅŸ olur. Sorumluluk evrenseldir; Allah’a, kendine, insanlara ve tüm varlığa karşı sorumluluk, varoluÅŸun asli gayesidir.
İnsan bu sorumluluk duygusunu üstlendiÄŸinde ve gereÄŸini yerine getirdiÄŸinde kendi ‘kurtuluÅŸunun mimarı’ olarak kayıtlara geçer ve ilahi inayetin ve ikramın muhatabı olarak karşılanır. Böylece sonsuzluÄŸu ikram ve inayet üzere yaÅŸamak için kendisine sunulan fırsatı doÄŸru bir zeminde kullanarak, kendi sorumluluÄŸunu yerine getirerek, ilahi mazhariyete sahip olarak, varlığının devamını olumlu bir zemine taşıyarak sürdürmeyi garanti altına almış olacaktır.
Abdülaziz TANTİK

Henüz yorum yapılmamış.