Şevket Hüner: Kökteş İki Zıtlık: Kibir ve Kibar
Aynı kökten türeyen iki kelimenin birbirinden uzak anlamları ifade ediyor oluşu, dilin aynı zamanda bir tefekkür alanı olduğunu da gösterir. Tıpkı sesleniş olarak birbirine ne kadar yakın olsa da ifade ettikleri ahlaki zemin bakımından bir o kadar uzak olan "kibir" ve "kibar" kelimelerinde olduğu gibi. İkisi de Arapça k-b-r kökünden gelir. Yani özünde "büyük olmak, yücelmek" manalarını taşıyan bu iki kelime, bir yanda yıkıcı bir karanlığa, diğer yanda ise zarif bir aydınlığa kapı aralar.
İnsanoğlu "kibir" elbisesini giydiğinde, kendi acziyetini unutup sahte bir büyüklük vehmine kapılır. Kibir, insanın kendisinde olmayan bir azameti varmış gibi gösterme çabası, başkalarını küçük görerek kendini yukarıya konumlandırma yanılsamasıdır. Oysa aynı kökten doğan "kibar" kelimesi, büyüklüğün ve olgunluğun insan ruhundaki asil yansımasıdır. Gerçek anlamda kemale erenlerdir kibar olanlar. Zira hamlıklarını aşmış, başkalarını incitmeyecek bir içsel derinliğe ulaşmışlardır. Bu yüzden kibrin fazlalığı insanı küçültür, kibarlık arttıkça ise insan ahlaken büyür.
Bu iki kelime ile insanın büyüklükle kurduğu ilişkinin iki farklı yöne açıldığını fark ederiz. Gerçekten kemale ermiş insan, başkalarının üzerinde tahakküm kurmaya ihtiyaç duymaz, aksine, o büyüklüğü bir şefkat ve incelik olarak yansıtır. Kibar insan, kendi sınırlarını bilen, varlığın hakikatine saygı duyan ve bu yüzden de büyüklüğünü tevazuyla saklayan kimsedir. Kibirli insan, "ben" diye böbürlenerek yalnızlaşır, Kibar ise "sen de önemlisin" diyerek çoğalır.
İşte tam bu noktada insan, k-b-r kökünün en ihtişamlı tecellisi olan, büyüklük ve azamet sahibi, her şeyde ve her hadisede büyüklüğünü gösteren anlamına gelen El-Mütekebbirile tanışır. İnsan için kibir, hak edilmeyen bir yücelik iddiasıdır. El-Mütekebbir ise ezelden ebede mutlak azametin ismidir. Allah'ın büyüklüğü zatının gereğidir. İnsan sınırlı olduğu hâlde sınırsız görünmeye çalıştığında kibir doğar. Mutlak büyüklüğün sahibi Allah ise kimsenin hakkını gasp etmez, bilakis bütün varlığa hayat hakkı tanıyan, onları ayakta tutan muhteşem bir büyüklüktür.
El-Mütekebbir isminin tecellisini doÄŸru okuyan insan, Allah’ın mutlak büyüklüğü karşısında kendi küçüklüğünü idrak eder ve kibirli davranmanın, mutlak büyük olanın hakkına tecavüz etmek olduÄŸunu anlar. İşte bu idrak, insanı ruhsal bir olgunluÄŸa, yani kibarlığa taşır. O’nun huzurunda eÄŸilen baÅŸ, mahlukata karşı nezaketle davranır. O’nun azameti karşısında eriyen enaniyet, insan iliÅŸkilerinde zarafete, anlayışa ve ÅŸefkate dönüşür.
Sürekli üstün görünmeye çalışanların içinde gizli bir eksiklik vardır. İnsan, gerçek büyüğün kim olduğunu bildiğinde sesini yükseltmeye, kendini övmeye, başkasını küçümsemeye ihtiyaç duymaz. Böylece kalbi gösterişe lüzum hissetmeyen bir itminana kavuşur. Kibarlık, yalnızca bir görgü kuralı değil, tevhidin ahlâka dönüşmüş, nezaket idrakinin hayata yansımış halidir.
Nihayetinde kibir ve kibar, aynı kökten türeyerek insanın önündeki iki temel yolu gösterir. Ya aslı olmadığı halde büyüklük taslayıp kibrin karanlığında kaybolacağız ya da mutlak azametin el-Mütekebbir’e ait olduÄŸunu bilip, o büyüklüğün kulluÄŸunu bir zarafet, bir kibarlık olarak hayatımıza nakÅŸedeceÄŸiz. Kelimelerin bu sessiz itirazı ve uyarısı, ruhumuzu kibrin kabalığından arındırıp, kibarlığın asil duruÅŸuna ulaÅŸtırmak için eÅŸsiz bir rehberdir. Zira bu dünyada iz bırakacak olan ÅŸey, sahte bir azametle göğe yükselme iddiası deÄŸil, asil bir zarafetle gönüllerde yer etmektir.
Şevket Hüner / 26 Muharrem 1448

Henüz yorum yapılmamış.