Sosyal Medya

Abdulaziz Tantik: Algı, Olgu, Bilgi ve Kuşatıcı Düşüncenin İnşası



Günümüz toplumsal yapısında en derin kırılmalar, kendilerini “entelektüel”, “aydın” ya da “topluma öncü” olarak takdim eden kesimlerin ahlaki ve eylemsel tutarsızlıkları zemininde yaÅŸanmaktadır. Büyük iddialarla ortaya çıkan, ancak pratik hayatta taşıdıkları deÄŸerlerin tam zıddı bir savrulma sergileyen bu figürler, toplum nezdinde telafisi güç bir güvensizlik dalgasına yol açmaktadır. Bu yapay ve samimiyetsiz vitrin, kitlelerde derin bir hayal kırıklığına yol açmakla kalmıyor; onların ÅŸahsında temsil ettikleri hakiki deÄŸerlerin bütününe yönelik haksız bir alerjinin ve olumsuz bir toplumsal kabulün doÄŸmasına zemin hazırlıyor. DeÄŸerlerin böylesine hoyratça aşındırıldığı bir vasatta, muhatapların ve karşıt dalgaların hiç durmaksızın çalıştığı, toplumsal bütünlüğü parçalamayı hedeflediÄŸi açık bir gerçektir. Bu durmak bilmeyen yıpratma faaliyeti karşısında durmak, reaksiyoner bir öfkeden sıyrılarak hakiki bir aksiyon planı geliÅŸtirmeyi zorunlu kılmaktadır.

Bu kuÅŸatılmışlık içinde kurtuluÅŸun ve yeniden inÅŸanın anahtarı devasa kalabalıklar oluÅŸturmakta deÄŸil; samimiyeti, ahlakı ve inandığı deÄŸerleri hayatın merkezine alan nitelikli bir öz kurabilmektedir. Az olsun, önemli deÄŸil; hani belki çok yapamayız ama 10 kiÅŸi olsun, 5 kiÅŸi olsun, 50 ya da 500 kiÅŸi olsun… Önemli olan, bu çekirdek yapının ahlaki omurgasını, usulünü ve iç disiplinini titizlikle gözeterek iÅŸ yapmasıdır.

Hakiki dönüşümler, ilkelerini menfaatlerine kurban etmeyen bu inanmış ve adanmış küçük halkalar eliyle başlar. Gecikilen her an, toplumsal aşınmanın daha da derinleşmesine ve muhatapların açtığı gediklerin büyümesine hizmet etmektedir. Dolayısıyla, büyük teorilerin konforuna sığınmadan, hemen bugün ve mevcut imkânlarla bu yapıcı halkaları kurmaya başlamak hayati bir zorunluluktur.

Dağılmayı önlemenin ve parçalanmaya karşı durmanın yegâne yolu, bütünlüğe giden istikameti muhafaza etmektir. Bu istikamet ise ancak ve ancak kuÅŸatıcı bir düşünce biçiminin inÅŸasıyla mümkündür. KuÅŸatıcılık, herkesin aynı potada eritilmesi ya da herkesin bizim gibi düşünmesi anlamına gelmez. Gerçek kuÅŸatıcılık, öyle bir dil ve hakikat tasavvuru ortaya koyabilmektir ki, sizinle aynı fikri paylaÅŸmayan, sizin gibi yaÅŸamayan bir insan dahi kelamınızı iÅŸittiÄŸinde, “Evet, ben onun gibi deÄŸilim ama bu sözde, bu duruÅŸta benden de bir parça var; bu doÄŸru bir esastır” diyebilmelidir. İnsanın fıtratına, vicdanına ve ortak insani deÄŸerlerine hitap edebilen bir ufuk, bütünü kucaklama potansiyeline sahiptir. Bize düşen temel sorumluluk, bu kapsayıcı ve yapıcı mimariyi gecikmeksizin somut bir gerçekliÄŸe dönüştürmektir.

Bu kuşatıcı yapıyı kurabilmek ve içinde bulunduğumuz kriz durumundan selametle çıkabilmek için zihniyet dünyamızda üç temel kavramı birbirinden net çizgilerle ayırmamız ve doğru konumlandırmamız gerekir:

Algı (Manipülasyon ve Duygusal Tepkime Alanı): Bu alan, bir meseledeki çıplak gerçekten ziyade, birilerinin kasıtlı söylemler ve kurgular yoluyla zihnimizde oluÅŸturduÄŸu duygusal yansımalardır. Bilgiye ve hakikate dayanmaz; kitle psikolojisini yönetmek, yapay öfkeler, hayranlıklar ya da nefretler tetiklemek üzere inÅŸa edilir. “Entelektüel” etiketli birkaç kötü örnek üzerinden tüm bir camiayı veya deÄŸerler bütününü karalama faaliyeti tam bir algı operasyonudur. Toplum, bilginin süzgecinden geçmemiÅŸ bu algılarla manipüle edilmektedir.

Olgu: Zihnimizden, temennilerimizden ya da propagandadan bağımsız olarak sahada meydana gelmiÅŸ olan çıplak gerçektir. Toplumsal yozlaÅŸma, kurumların aşınması, ahlaki zafiyetler ve muhatapların durmaksızın bizi parçalamak için çalışması birer “olgu”dur. Olgular sosyolojinin sahasıdır; hamdır. Onları görmezden gelmek bizi çözüme götürmez. İçinde bulunduÄŸumuz durumdan kurtulmak için algıların gürültüsüyle savaÅŸmayı bırakıp bu acı olgularla yüzleÅŸmek ÅŸarttır.

Bilgi: Algının sığ duygusallığından ve olgunun sadece mevcut durumu rapor eden hamlığından sıyrılmış olan, derindeki asıl hakikattir. DoÄŸru usule, deÄŸiÅŸmez ilkelere ve ahlaka dayanır. Algıların ötesinde bir kavrayış sunar ve önümüzdeki ham olguları (mevcut krizi) nasıl dönüştüreceÄŸimize dair bize rehberlik eder. İslam’ı ve ahlakı hayatında bizzat uygulayan o az sayıdaki insanın mayası bu sahih bilgidir.

Son tahlilde; algıların gerçeğin yerine ikame edildiği, olguların ise karamsarlık ürettiği bu fetret döneminden çıkışın tek yolu, bilgiyi ahlaka dönüştürmüş kuşatıcı bir aklın rehberliğinde harekete geçmektir. Karşı tarafın durmaksızın ürettiği algı dünyasına hapsolarak sadece reaksiyon göstermek, onların çizdiği oyun alanında kaybolmaya mahkûmdur.

Yapılması gereken; sayıca azlığa bakmadan, ahlakı, dürüstlüğü ve adaleti kuşanmış çekirdek kadrolarla sahici işler üretmek, fıtrata hitap eden kuşatıcı bir dili inşa etmek ve reaksiyondan hakiki, yapıcı bir aksiyona geçmektir. Unutulmamalıdır ki, algıların ürettiği sahte balonlar ne kadar büyük olursa olsun, ahlaki tutarlılığın ve sahih bilginin çıplak hakikati karşısında patlamaya mahkûmdur.

Abdülaziz TANTİK

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.