Sosyal Medya

Şevket Hüner: Arafat Gününde Vakfedilen Nedir?



Kutsal topraklarda vazifelerini tamamlayan ilk hacı kafilesi uçaklarla, 31 Mayıs 2026 sabahı yurda döndü. İstanbul Havalimanında aileleri ve yakınları tarafından güller ve karanfillerle karşılanan hacılar, terminalde duygu dolu anlar yaşadılar. (Basından)

Suudi Arabistan Genel İstatistik Kurumu'nun (GASTAT) 26 Mayıs 2026 (Arafat Günü) açıkladığı resmi verilere göre, bu yıl hac ibadetini gerçekleÅŸtiren toplam hacı sayısı 893.396 erkek, 813.905 kadın hacı toplam 1.707.301 olarak belirlenmiÅŸ. Türkiye’den resmi olarak yaÅŸ ortalaması 60 olan %52’si kadın, %48’i erkek toplam 84.942 kiÅŸi Arafat’a intikal etmiÅŸ. 10 hacı vefat etmiÅŸ. Dünyanın deÄŸiÅŸik coÄŸrafyalarından gelen toplam 1.485.729 hacı adayı, ulaşım için hava yolunu tercih etmiÅŸ.

Arapça aynı kökten gelen 'vakfe' ve 'vakıf ' kelimeleri, düşünsel boyutta da ortak bir öze iÅŸaret eder. Vakfe, haccın en temel rüknü olarak Arafat’ta 'durmayı' ifade ederken; vakıf, bir kimsenin malını ebedi bir hayır için Allah yolunda 'alıkoymasını' (bağışlamasını) temsil eder.

Arafat’ta vakfeye duran kiÅŸi, Zilhicce'nin dokuzuncu günü tüm dünyevi hesaplarını bir kenara bırakarak Allah’ın çaÄŸrısına teslim olur. Bu vakur duruÅŸ sayesinde elde ettiÄŸi manevi olgunluÄŸu ve rahmeti, önce kendi hayatına aktarmayı, ardından da tüm topluma yaymayı vadeder.

Bir kimse malını vakfettiğinde, o mal üzerindeki mülkiyet ve tasarrufunu durdurur. Vakfedilen mal artık satılamaz, miras bırakılamaz ve kişisel çıkarlar için kullanılamaz. Yalnızca ondan elde edilen fayda topluma sunulur. İşte bu 'tasarrufu durdurma' ameli sebebiyle, vakfe ile vakıf arasındaki bağ yalnızca aynı kökten gelmesi değil, aynı zamanda manevi ortaklığa işaret eder.

İslam düşüncesinde ibadetin özü, kulun Allah karşısındaki konumunu idrak etmesidir. Arafat vakfesinde bu ÅŸuur doÄŸrudan beden ve ruh üzerinden yaÅŸanırken, vakıf müessesesinde ise mülkiyet anlayışına yansır. Böylece Arafat’ta 'Ben Allah’ın kuluyum' diyen insan ile vakıfta 'Bu malın nihai sahibi Allah’tır' diyen ÅŸuur, aynı manevi kaynaktan beslenir.

Vakıf geleneÄŸindeki "ebedilik" ilkesi, Arafat vakfesinin ruhuyla bir uyum içindedir. Vakıflar, kıyamete kadar yaÅŸatılma niyetiyle kurulur. Arafat’taki mahÅŸer provası da insana geçici dünya hayatında ebedi bir duruÅŸ kazandırmayı hedefler. Kul orada sadece birkaç saat kalır. Fakat o anın manevi ahdi, ömrünün geri kalanına yön veren bir "vakfiye" niteliÄŸindedir. Arafat vakfesindeki her yakarış, ruhun derinliklerine deÄŸiÅŸtirilemez bir vakıf ÅŸartı gibi kazınmalıdır.

Bu iki kavramı birleÅŸtiren en güçlü baÄŸ, feda ederek özgürleÅŸme iradesidir. Arafat’taki vakfe, canın ve zamanın en deÄŸerli parçasını alemin gerçek sahibine sunmaktır. Malın vakfedilmesi ise ruhu tutsak eden biriktirme hırsının aşılması ve mülkün asıl sahibine iade edilmesidir. KiÅŸi, her iki eylemde de o güne kadar 'benim' saydığı zaman, mekân veya servetten vazgeçerek gerçek özgürlüğe ulaşır.

Arafat’ta kazanılan tevazu, sabır, kardeÅŸlik ve fedakârlık gibi erdemlerin hayat boyu sürdürülmesi, öfke, kibir, bencillik ve haksızlıktan uzak durulması, vakfenin kalıcı etkisidir. Memlekete dönüldüğünde, ihramlar içinde gerçekleÅŸen o büyük arınma unutulmamalı, kirletilmemesi gereken temiz bir sayfa gibi muhafaza edilmelidir. Hacı, çevresine güven, huzur ve yüksek bir manevi olgunluk aşılayan, adeta yürüyen bir 'Arafat ÅŸuuru'na dönüşmelidir

Arafat’taki bu ÅŸuurlu duruÅŸ, sıradan bir bekleyiÅŸin ötesinde, 'vâkıf olmak' kavramının özüne uygun olarak geçmiÅŸin muhasebesini yapma ve geleceÄŸi inÅŸa etme anıdır. Seküler ve kapitalist bir düzene sahip olan ülkemiz nüfusunun binde biri, 2026 yılında Arafat'ta vakfeye durmuÅŸtur. Bu vakfenin, toplumda ne tür köklü sorgulamalara, dönüşümlere, dayanışmalara ve haksızlıklara karşı duruÅŸlara zemin hazırlayacağını ise önümüzdeki günler gösterecektir.

Hac ibadetinizi bitirdiÄŸinizde, artık (cahiliyede) atalarınızı andığınız gibi, hatta daha kuvvetli bir anışla Allah’ı zikredin. İnsanlardan, “Ey Rabbimiz! Bize (vereceÄŸini) bu dünyada ver” diyenler vardır. Bunların ahirette bir nasibi yoktur. Onlardan, “Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver ve bizi ateÅŸ azabından koru” diyenler de vardır.İşte onlar ki, kendilerine kazandıklarından bir nasip vardır. Allah ise, hesabı pek çabuk görendir.(Bakara / 200-202)

Şevket Hüner /20 Zilhicce 1447

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.