Sosyal Medya

Veysel Tepeli: Asrın Çocuklarına Ağıt



Herkes çağımızın çocuk ve gençlerinin ne kadar "şanslı" olduğundan bahsedip duruyor.

E haksız da sayılmazlar hani!

Yedikleri önlerinde, yemedikleri arkalarında; ellerinde dünyanın tüm bilgisini saniyeler içinde önlerine seren o kutsal tabletler ve telefonlar var.

Eskiler kendi köylerinin, ÅŸehirlerinin dışına adım atamadan göçüp giderken, bu nesil odasından çıkmadan Tokyo’daki akranıyla canlı yayında konuÅŸuyor. Ne büyük bir lütuf, deÄŸil mi?

Valla diğerleri gıpta ede dursun, ben bu çağın çocuklarına düpedüz acıyorum.

Tamam, teknolojik ve maddi imkânlar açısından insanlık tarihinin en lüks nesliyle karşı karşıyayız.

Ama bu çocukların kaç tanesi gerçek manada "çocuk" olabiliyor?

Çocuklar eve ve okula hapsedilmiş.

Sitenin/mahallenin çocuk parklarında ebeveynlerinin ve güvenlik kameralarının pürdikkat gözetiminde oynayan o minikler, bana cezaevinin avlusuna hava almaya çıkarılmış mahkûmları hatırlatıyor.

Gardiyan eşliğinde volta atar gibi, "Aman düşme, aman terleme, aman üstün kirlenmesin!" komutlarıyla sallanan salıncaklar...

Ev ve okul hapsinden bir şekilde yırtanlar ise yüksek binaların gölgesinde, açık hava hapishanesindeler.

Ne ciğerlerini dolduracakları bir tutam temiz hava ne de özgürce koşacakları yeşil bir çayırlık var.

Bizim nesil belki kendi kasabasından dışarı adım atamadı ama bugünkü nesil de odasından dışarı adım atmıyor.

Hayatında bir kez olsun bir ağacın dalına basamadı. Çamurda yuvarlanmanın o hazzını tatmadı.

Yağan yağmurda sırılsıklam olup anneden fırça yemenin; dalından taze bir incir koparmanın; dalındaki domatesin kokusunu içine çekmenin ne demek olduğunu bilmiyorlar.

Ansiklopedik bilgi bakımından bizden fersah fersah öndeler, eyvallah.

Ama hala içlerinde makarnanın aÄŸaçta yetiÅŸtiÄŸini, sütün fabrikada üretilen kimyasal bir sıvı olduÄŸunu sanan “dijital dâhiler” var.

Yeni nesle “arkadaşın var mı?” diye sorsanız, sosyal medyadaki yüzlerce/binlerce arkadaşını gösterirler.

Ama “dokunduÄŸun, yüz yüze geldiÄŸin, yanında oturduÄŸun kaçı var?” derseniz bir elin parmaklarını geçmez. İki elin parmaklarını geçenler ise okulun popüler çocukları, yani istisna. Åžu zorunlu okullar ve sınıflar da olmasa arkadaÅŸsız göçecekler bu dünyadan.

Kan kardeşliğini, mahalle maçlarını, mahalle kavgalarını, o kavganın ardından gelen o sarsılmaz dostlukları bilmiyorlar.

Evde onlarca film platformlarına üyeler ama bir hafta sonu sinemaya gidip film izlemenin keyfini pek azı biliyor.

Görmekle dokunmak bir olmuyor. Bakmakla koklamak da…

Şehri imar eden koca koca amcalar, teyzeler betonları üst üste dikerken çocukları tamamen unutmuşlar.

Sorsan, "Her şeyi çocuklarımızın geleceği için yapıyoruz" diyecekler. Gelecek dediğiniz şey dört duvar arasıysa, tebrikler, başardınız!

Nasıl ki günümüzün o hormonlu, parlak domateslerinde ve salatalıklarında en ufak bir tat, bir koku kalmadıysa; bu steril, kutularda büyütülen yeni nesil de maalesef tatsız ve tuzsuz yetişiyor.

Çocuklara acilen özgürlük!

Sokaklar,sabah evden "Ben çıktım!" diye fırlayan, dizleri kabuk bağlamış, üstü başı toprak içinde ve ancak hava kararınca, uyumak için eve dönen o cıvıl cıvıl, şen şakrak çocuklara hasret.

Veysel TEPELİ

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.