Sosyal Medya

Mehmet Beyhan: Gazze'nin gölgesinde bir geçit töreni



GeçtiÄŸimiz Pazar, The New York Times'ta yayımlanan bir haber dikkatimi çekti. Haber, ilk bakışta New York'ta düzenlenen yıllık “İsrail Günü Geçit Töreni”ni konu alıyordu. Ancak satır araları dikkatle okunduÄŸunda, anlatılan ÅŸeyin yalnızca bir geçit töreni olmadığı anlaşılıyordu. Haber, İsrail’in Gazze’de iÅŸlediÄŸi katliamların vicdanlarda açtığı yaraları ve Amerika’da İsrail'e yönelik geleneksel desteÄŸin artık eskisi kadar sorgulanamaz olmadığını gösteren önemli iÅŸaretler taşıyordu.

1964 yılından bu yana düzenlenen “İsrail Günü Geçit Töreni”, Amerika'daki Yahudi toplumunun İsrail ile dayanışmasının sembollerinden biri olarak kabul edilir. Yıllar boyunca New York belediye baÅŸkanları, valiler, senatörler ve baÅŸkan adayları bu etkinlikte yer alırdı. Katılmak neredeyse bir gelenek, hatta bazı çevrelerde siyasi bir zorunluluk olarak görülüyordu.

Ancak bu yıl tablo farklıydı.

New York Belediye BaÅŸkanı Zohran Mamdani törene katılmadı. Çünkü İsrail’in Gazze'de iÅŸlediÄŸi vahÅŸeti destekleyen bir görüntünün parçası olmak istemiyordu. Mamdani'nin kararı yalnızca kiÅŸisel bir tercih olarak görülemezdi. Zira aynı dönemde Amerika'da özellikle Demokrat seçmenler arasında İsrail'e yönelik eleÅŸtirilerin belirgin biçimde arttığı görülüyor. Kamuoyu araÅŸtırmaları, geleneksel destek zemininde ciddi bir aşınmaya iÅŸaret ediyor. Aslında burada yaÅŸanan deÄŸiÅŸim, vicdani bir kırılmayı yansıtıyor.

Gazze'den gelen görüntüler, yıkılan hastaneler, enkaz altından çıkarılan çocuklar, yerle bir olmuş mahalleler ve her geçen gün büyüyen insani trajediler, dünyanın birçok yerinde olduğu gibi Amerika'da da insanların olaylara yeniden bakmasına neden oluyor. Bugün İsrail hükümetine yönelen eleştiriler yalnızca Araplardan, Müslümanlardan gelmiyor. Bazı Yahudi akademisyen, gazeteci, insan hakları savunucuları ve sade vatandaşlar arasından da geliyor.

Uzun yıllardan beri, İsrail’in katliamlarını eleÅŸtiren herkesin üzerine hemen "antisemitizm" etiketi yapıştırılıyordu. Böylece siyasi eleÅŸtiri ile etnik veya dini düşmanlık arasındaki çizgi bilinçli biçimde bulanıklaÅŸtırılıyordu. Hâlbuki kimse Yahudi kimliÄŸine deÄŸil, İsrail’in insanlığa karşı iÅŸlediÄŸi utanç verici politikalarına karşı çıkıyordu.

EÄŸer İsrail hükümetlerinin insanlığa karşı iÅŸlediÄŸi suçlarını eleÅŸtirmek “antisemitizm” olarak tanımlanırsa, o zaman demokrasinin en temel ilkelerinden biri olan hesap verebilirlik de ortadan kalkar. Bugün İsrail’in saldırgan politikalarına duyulan öfke “antisemitizm” deÄŸil, insanlığın ortak vicdanının verdiÄŸi doÄŸal bir tepkidir.

Sorun Yahudiler deÄŸil, insani deÄŸerleri hiçe sayan İsrail’in faÅŸist anlayışıdır. Sorun, uluslararası hukukun yalnızca güçlülerin iÅŸine geldiÄŸi zaman hatırlanmasıdır. Sorun, insan haklarının coÄŸrafyaya göre deÄŸiÅŸen bir kavram hâline gelmesidir. Sorun, katliamları güvenlik bahanesiyle savunmaya çalışan hastalıklı zihniyettir.

New York'taki bu geçit töreninin bize söylediği en önemli şey şudur:

Netanyahu’nun katliamcı politikaları kısa vadede askerî sonuçlar üretse bile, uzun vadede İsrail'i daha güvenli yapmaz, daha yalnız bir ülkeye dönüştürmektedir. Tarih bize göstermiÅŸtir ki tanklar, uçaklar ÅŸehirleri yıkabilir ama hiçbir güç, adalet duygusunu sonsuza kadar susturamaz. Zira gerçek güvenlik, korkudan deÄŸil, güven vermekten, yıkmaktan deÄŸil, yaÅŸatmaktan doÄŸar. Er ya da geç bütün zalim yöneticiler ÅŸu hakikatle yüzleÅŸmek zorunda kalırlar: İnsanlığın vicdanına karşı kazanılmış görünen zaferler, aslında tarihin en ağır maÄŸlubiyetleridir.

Mehmet BEYHAN

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.