Sosyal Medya

M. Ali Akbulut: Müzakerelerden Korkmak



İran’ın Merkezi Yerlerinden Firdevsi Meydanı’na uzanan önemli caddelerden biri olan Sümeyye Caddesi’nden geçiyorum. İnşaat duvarına yazılmış, günün anlam ve önemini yansıtan bir yazı dikkatimi çekiyor: “Biz savaştan korkmuyoruz. Biz müzakereden korkuyoruz.” Oldukça büyük harflerle yazılmış bu ifade, İran’ın içinde bulunduğu ruh hâlini özetler nitelikte.

İran’ın “Saha, Masa ve Meydan” şeklinde üçlediği denklemde, “Masa”nın ne kadar hassas olduğuna dikkat çekiliyor. Sahada yaşanan üstünlük, dünyanın süper gücü olarak gösterilen ABD’yi zor durumda bırakmış görünüyor. İşgal rejimi ve ABD gibi iki nükleer güce karşı elde edildiği ifade edilen askeri başarı, İran açısından önemli bir psikolojik üstünlük oluşturmuş durumda. Yapılan açıklamalara bakıldığında ise İran’ın, uzun sürecek bir askeri savaşa da hazırlıklı olduğu vurgulanıyor.

Saldırıların başladığı 28 Şubat’tan bu yana insanlar her akşam meydanlara çıkıyor. Bir yandan saldırganlara yönelik öfkelerini dile getirirken, diğer yandan ülke yöneticilerine “yanınızdayız” mesajı veriyorlar. İslam İnkılabı Rehberi’ne bağlılıklarını ifade ediyorlar. Her gece ortaya çıkan bu tablo, ülke halkının askeri saldırılara karşı savunmaya hazır olduğunu da gösteriyor. Hatta gönüllülük esasıyla başlatılan “Canım Feda İran” kampanyasına katılanların sayısının 32 milyonu geçtiği ifade ediliyor.

ABD ve işgal rejimi, İran’a yönelik askeri saldırılarında hedefledikleri sonucu alamadıklarını, 40 gün süren yoğun saldırıların ardından anlamış görünüyor. Bu nedenle ateşkes ilan etmek zorunda kaldılar. Ateşkes, aynı zamanda ABD ve işgal rejiminin askeri yetersizliklerini de ortaya koydu.

Bunun ardından tehditler, baskılar ve yenilgiyi zafere dönüştürme çabaları devreye girdi. ABD Başkanı Trump, hem iç kamuoyunu ikna etmek hem Batılı müttefiklerini razı etmek hem de güvenlik garantisi verdiği Körfez ülkelerine karşı bir zafer görüntüsü oluşturmak için yoğun çaba içine girdi. Bu noktada müzakere, en önemli stratejik araç olarak görülmeye başlandı.

İran ise başından beri “Biz saldıran taraf olmayacağız; ancak saldırılara misliyle karşılık vereceğiz” siyaseti izledi. Nitekim bunu açıkça dile getirdiği gibi uyguladı da. Meydanlara çıkan insanlar da “Kanımızın son damlasına kadar dik duracağız” mesajı veriyor ve bunu sürdürmeye devam ediyor.

Gelinen noktada en kritik dönemeç müzakerelerdir.

Ancak müzakereler konusunda saldırgan tarafın güven vermediği düşünülüyor. Tehdit, baskı ve askeri kayıplarını telafi etmeye yönelik girişimler sürerken, bölgede askeri hareketlilik de devam ediyor. Bu nedenle müzakerelerde güven ortamının oluşmadığı, hatta oluşmayacağı yönündeki kanaat güç kazanıyor.

İran; Pakistan, Mısır ve Türkiye’nin yürüttüğü diplomatik çabalara olumlu karşılık vermeye özen gösteriyor. Her ne kadar bu girişimler ABD ve Siyonist rejimin yıkıcı hamleleriyle sık sık sekteye uğrasa da özellikle Pakistan’ın yoğun diplomatik çabalarının, şimdilik olası çatışmaları ertelediği düşünülüyor.

İşgal rejimi İsrail’in sürekli tahrikleri ve ABD Başkanı Trump’ın zaman zaman yaptığı anlamsız ve ucu açık açıklamalar, arabulucu rolü üstlenen Pakistan’ı da zor durumda bırakıyor. İran ise “elim tetikte” mesajı vererek, zaman zaman Körfez’de ve Hürmüz Boğazı’nda ateşkesi ihlal eden girişimlere karşılık veriyor.

Oldukça kırılgan ve hassas bir süreç yaşanıyor. ABD’ye güvenilemeyeceği yönündeki görüşler giderek daha da güç kazanıyor. “Müzakere tehdit ve baskıyla yapılmaz; bu dayatma olur, bu zillet olur” düşüncesi toplumda daha görünür hâle geliyor. Bu nedenle İran halkı her akşam meydanlara çıktığında müzakerelere yönelik uyarı sloganları atıyor.

“Zillete hayır, şehadete varız” sloganı öne çıkıyor. “Müzakere” adı altında bir teslimiyet düşüncesi, İran halkının kabul edebileceği bir durum olarak görülmüyor. ABD Başkanı Trump ise müzakere adı altında teslimiyet şartlarını dayatmaya çalışmakla eleştiriliyor. Sahada yaşadığı başarısızlığı masada telafi etmeye çalıştığı düşünülüyor.

Bu durum, bölgedeki gerilimi daha da artırırken küresel ekonomik krizi de kalıcı hâle getirme riski taşıyor. Müzakerelerden tarafların ne anladığı ve ne beklediği ise önümüzdeki günlerde daha net ortaya çıkacak.

Yaşanan gelişmeler, İran halkının dile getirdiği “Biz savaştan korkmuyoruz, biz müzakereden korkuyoruz” sözünü daha anlamlı hâle getiriyor.

ABD ve Siyonist rejimin müzakere değil teslimiyet istediği düşünülüyor. Kırk gün süren askeri saldırılara rağmen direnen ve sahada üstünlük sağladığını düşünen İran ise izzetli bir müzakere talep ediyor. Pakistan, Türkiye ve Mısır ise çözüm arayışlarını sürdürüyor.

İzzetiyle hakkın yanında yer alanlardan olmak dileğiyle…

M. Ali AKBULUT

 

1 Yorum

  1. Hüdaverdi demirdelen

    Mayıs 09, 2026 Cumartesi 17:14

    Bu vesileyle İran'a model olması hasebiyle Muhammed ümmetinin başına bela olan ifrad ve tefridin bitmesi dileğiyle Allah'a emanet olun ustad

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.

Tasarım ve Kodlama BEYRİBEY BİLİŞİM