Sosyal Medya

Kamil Günen: Kendi Kalemizdeki Haklılık Nöbeti: 'Sen Çürüksün, Ben İse Anıt!'



İnsanoğlunun kadim hobisidir, kendisine "doğru"dan bir kale inşa edip, diğer herkesi o kalenin dışında, çamurlu bir arazide bırakmak. Bu kale konfor alanı olarak, harcı empatiden yoksun, duvarları ise tekfir mantığının soğuk taşlarından örülmüştür.

İçeridekiler için hayat çok kolaydır: Karşınızdaki insanı tek bir etiketle "çürük" ilan ettiğiniz an, entelektüel tüm sorumluluklarınızdan anında istifa etmiş sayılırsınız.

Bu kaleyi sıcak tutan en büyük yakıt, sığ bir bilgisel altyapıdır. Zira bilgi yok, hüküm çoktur.             Zihin, karmaşık gerçeklikleri bir türlü sindiremediÄŸi için onları "siyah" ve "beyaz" diye iki sınıfa böler. Oysa bilgi, bir meselede ihtimallerin ne kadar bol olduÄŸunu, "belki"nin ve "acaba"nın ne kadar kıymetli olduÄŸunu öğretir. Fakat derinlik zahmetlidir. İnsanlar, bir ÅŸeyi öğrenmek için yıllarını harcamaktansa, birini yargılamak için beÅŸ saniyeyi tercih ederler. Sonuç? "Ben bilmiyorum ama senin yanlış olduÄŸunu çok iyi biliyorum" diyen, özgüveni bilgisiyle ters orantılı kompleksli bir profil!

Empati, bu kalenin pencerelerinden dışarı bakmayı gerektirir. O yüzden Zat- ı ÅŸahane (!) zahmet edip karşıdakini anlamaya çalışırsa ne ala!  Karşımızdakinin bir hikâyesi olduÄŸunu, o noktaya hangi yollardan, hangi acılardan veya hangi kırılmalardan geçerek geldiÄŸini düşünmek, kendi "saÄŸlam" duruÅŸunu sarsabilir. Empati yoksunluÄŸu burada devreye girer: "Senin ne yaÅŸadığın deÄŸil, benim seni hangi kutuya koyduÄŸum önemlidir." İnsanların birbirini anlamadığı, sadece birbirini "etiketlediÄŸi" bu ortamda, diyalog bir iletiÅŸim kanalı deÄŸil, bir atış poligonuna dönüşür.

Ve nihayet, meselenin en ironik kısmı: İnsaf ve merhamet. Hani o sıkça dile getirdiÄŸimiz, ancak iÅŸ uygulama aÅŸamasına gelince "sadece kendi tarafımdakilere geçerli" diye ÅŸart koÅŸtuÄŸumuz o büyük ilkeler...  Herkesin övündüğü merhametli olma halinin " haddini bilme " sınavı!

İnsaf, aslında bir insanın kendi sınırlılığını fark etmesi, "Belki de ben yanılıyorumdur" deme cesaretini göstermesidir. Oysa biz, Allah'ın emri olan bu sosyal nezaketi, dini vecibeyi ve ilahi ihtarı maalesef kendi kibir zırhımızın altında unutabiliyoruz.

Kendi ellerimizle inşa ettiğimiz bu "haklılık kalesinde", dışarıdaki her sesi "çürük" ilan ederek aslında neyi koruyoruz? Kendi doğrularımızı mı, yoksa aslında rüzgâr esse yıkılacak kadar zayıf olan zihinsel inşaatımızı mı?

Sonunda, karşımızdaki herkesi "çürük" ilan ettiğimizde, o heybetli, boş ve yalnız kalenin içinde yapayalnız kalıyoruz. Dışarıdaki dünyanın neşesinden, farklılıkların sunduğu zenginlikten ve en önemlisi; insafın huzurundan mahrum...

Birine 'çürük' damgası vurmadan önce durup düşünmek de dindendir. Peki, boynumuza astığımız anahtarın, aslında saadet yurdu kalemizin deÄŸil de hapishanemizin anahtarı olduÄŸunu öğrendiÄŸimizde bu anahtar hangi kilidi açacak? Ki tahliye imkânı vücuda gelsin…

Kamil GÜNEN

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.