Sosyal Medya

Arif Arcan: Büyük Meselelere Küçük(!) Meseleleri Kurban Etmek



Milletlerin, devletlerin, her kesimden toplulukların bin bir bela ve musibet ile imtihan edildikleri zor zamanları olmuÅŸtur ve olmaya da devam edecektir. Dış veya iç savaÅŸ durumu bu bela ve musibetlerin en yaygın olanlarından. Özelde bölgemiz, genelde dünya kaynıyor. Tarihin hızlandığı, kaosun giderek daha da yoÄŸunlaÅŸtığı ve katmanlaÅŸtığı süreç elbette ‘olaÄŸanüstü’ bir duruma tekabül eder. Devletler, devlet ve hükümet aygıtları ile bu olaÄŸanüstü durum karşısında teyakkuz durumuna geçer, olaÄŸanüstü tedbir ve çaba içine girerler. Milletler de bu olaÄŸanüstü durumu derinden hisseder, hayatın olaÄŸan akışı olaÄŸanüstü duruma göre yeniden ÅŸekillenir.

Burada sorulması gereken temel sorular şunlardır:

  • OlaÄŸanüstü durumun bir sınıflaması yapılmış mıdır?
  • Mesele edilecek konular tespit edilmiÅŸ midir?
  • Tespit edilmiÅŸ meselelerin çözümü sürecinde ortaya çıkan külfet dağılımında toplumsal denge gözetilmekte midir?
  • OlaÄŸanüstü durum tedbir ve çare eylemliliÄŸinde ‘adalet’ duygusunun yara almamasına özen gösteriliyor mu?
  • Önemlisi; olaÄŸanüstü durum, her bir toplumsal kesime toptan ‘tek bir gerçeklik’ olarak sunulup, toplumsal kesimlerin tepki, itiraz ve taleplerini ÅŸeytanlaÅŸtırmak için mi kullanılıyor?

    Güncel olarak durumumuzu gözden geçirdiÄŸimizde, kapımıza kadar dayanmış hatta kapımızı yıkarcasına yumruklayan savaÅŸ tehdidi temel bir gerçek ve olaÄŸanüstü durumun gerçek gerekçesidir. Fakat bu olaÄŸanüstü durumun üretmiÅŸ olduÄŸu büyük meseleler, küçük(!) meseleleri mesele olmaktan çıkarmaktadır. Sıralayalım;

  • Türkiye’de enflasyon ve hayat pahalılığı, tedavüle sokulan sikkenin ayarı ile oynanmasından beridir kadim temel bir problemimiz ve bu problemin, mevcut ya da potansiyel olaÄŸanüstü durum ile hiçbir ilgisi bulunmamaktadır. Bu problemin çözülebilmesi için ilk önce problemi mesele halinde ele almak lazım. Türkiye’de mevcut iktidar dahil hiçbir iktidar, enflasyon ve hayat pahalılığı problemini bir mesele olarak ele almamıştır. Zira enflasyon, sıfır hatta eksi maliyetli bir finansman modelidir. Bu model; sabit gelirli yığınlardan, parası mal ve hizmet akışı ile hareket halinde bulunan kesimlere bir sermaye transferi olarak çalışmaktadır.
  • Gelir dağılımı adaletsizliÄŸi Türkiye’nin kadim müzmin sorunlarındandır. Döviz kurları, simit, ekmek, akaryakıt vb. aritmetik hesap densizliÄŸi ile örtbas edilmeyecek gelir dağılımı adaletsizliÄŸi, ‘sebepsiz zenginleÅŸme’ ahlaksızlığına yapışık kadim ve derin bir problemdir. Güncelde gelir artmış gibi görülmesine raÄŸmen, hayatın olaÄŸan akışının her bir kesitinin maliyeti de katlanarak artmaktadır. Hayatımız giderek maliyet merkezli bir hal almaktadır. Bu problemin itiraz halinde seslendirilmesinin, olaÄŸanüstü durum bahane edilerek ÅŸeytanlaÅŸtırılması, giderek olaÄŸanüstü durumun gerçek mahiyetini gölgeleyecektir. 
  • Bürokratik devlet zihniyetinin baÅŸ rolde olduÄŸu ‘devlet millet yabancılaÅŸması’ Türkiye’nin bir türlü çözemediÄŸi diÄŸer bir kadim temel problemimizdir. Mevcut iktidar dahil, Türkiye’deki bütün iktidarlar vermiÅŸ oldukları ‘bürokratik vesayet ile mücadele’ sözüne raÄŸmen bu sözünü yerine getirmemiÅŸlerdir. Zira Türkiye’de iktidar düzeneÄŸi, muktedir olabilme süreçlerinde ittifak kurdukları kesimlerin dinamiklerine yaslanmayı tercih etmektedirler. Bürokrasi bu ittifak algoritmasına göre dizayn edilirken geniÅŸ yığınlar ihmal edilmektedir. Bu ihmal neticesinde; kendisini devletin sahibi olarak gören bürokratik vesayet zihniyeti, ‘milleti adeta devletin düşmanı’ görme kadim alışkanlığına devam etmektedir. Bürokrasinin milleti bir tehdit unsuru olarak iÅŸaretlemesi, devleti, millete karşı koruma refleksi ile birleÅŸince ortaya ‘kanun devleti’ çıkmaktadır. ‘Yasa’ ile bir türlü tanışamayan geniÅŸ toplumsal kesimler, kanunun etrafından dolaÅŸma hususunda oldukça maharet(!) kazanmışlardır. Kanun ile yasa arasındaki temel farkı anladığımız zaman çoÄŸu problemimiz mesele haline gelecek ve bu meseleler çözüme kavuÅŸacaktır. Bu fark nedir? Kanun; iktidar düzeneÄŸindeki ittifak bileÅŸenleri ile bürokratik zihniyetin kendi açılarından problemlere yaklaşım çıktılarıdır. Kanun bu baÄŸlamda mutlak mahiyette bir sonuçtur. Yasa; problemin bütün taraflarının temel bir uzlaşı çerçevesinde buluÅŸması ile ortaya çıkan bir çözüm sürecidir. Yasa, mutlak bir sonuç deÄŸil, dinamik bir sürece tekabül eder. 
  • İktidar/siyaset kurumunun, icranın bürokratik aygıtı ile sürekli çeliÅŸki yaÅŸaması bürokratik vesayet zihniyetinin bir ürünüdür. Bu durum bürokratik aygıtın siyasallaÅŸmasından doÄŸan bir çeliÅŸkiden ziyade, bürokrasinin kendi organik yapısının bir patolojisidir. İcra kurulu olan bakanların seçilmiÅŸlerden teÅŸkil ettiÄŸi zamanlarda bakan ve ekibi ile devlet memurlarından oluÅŸan bürokratik aygıt arasındaki çatışma ve çeliÅŸkide siyaset tarafı daha baskındı. Zira bakanların bir seçilmiÅŸ olarak olarak siyasi hesap verme yükümlülükleri vardı. Güncelde icra, atanmış bakanlardan oluÅŸmakta, siyasi hesap verme yükümlülükleri bulunmamaktadır. Dolaysıyla icra topyekûn bürokratik bir yapıya teslim olmuÅŸtur. Bir türlü çözüme kavuÅŸturulamayan problemlerin üstüne sürekli yeni problemlerin eklenmesi, iktidar/siyaset kurumu ile icranın çeliÅŸki yaÅŸaması, icranın bürokratikleÅŸmesi neticesinin ürünüdür. Somut örnekler problemin manzarası;
    1. İktidar/Siyaset Kurumunun ‘Aile ve Nüfus Politikaları’ ortada iken ilgili bakanlığın kadın istihdamını ‘tır sürücülüğü’ gibi kadın açısından absürt ve marjinal bir seviyeye taşıması ve benzer konularda ısrar etmesi, iktidarın sözü ile icranın eylemi arasında derin bir çeliÅŸki oluÅŸturmaktadır.
    2. Rant oluÅŸturma merkezli ‘imar sorununu’ görmezlikten gelen ve gereÄŸini ‘kamu yararı’ baÄŸlamında çözmeye yanaÅŸmayan yerel ve merkezi bürokrasisi, iktidarın kucağına kocaman bir çözümsüzlük bırakmıştır. Tarım ve Orman Bakanlığı ile Çevre ve Åžehircilik bakanlığının bürolarda hazırlamış olduÄŸu temel gerçekliklerden uzak kanunları, on milyonları iktidar/siyaset cenahı ile karşı karşıya getirmiÅŸtir.
    3. Başı boş köpek sorunu ise can almaya devam ediyor. Yerel ve merkezi iktidar mensubu bakanlık ve belediyeler dahil sivil toplum kuruluşu görünümlü çıkar ağları ile birlikte başta sorunu perdeleyerek sorunu büyütmüş, kamu kaynaklarının köpek barınaklarında heba edilmesi gibi çıldırtıcı bir duruma imza atmışlardır. Hülasa; sokak ile iktidar/siyaset kurumu arasında mesafe gittikçe açılmakta, devlet/millet yabancılaşması yeniden sahne almaktadır.

Bir türlü mesele haline gelememiş ve dolaysıyla çözülememiş daha birçok problemi zikredebiliriz. Bir ülkede uzun yıllardır müzminleşmiş onlarca ana problemin bulunması ve bu problemlerin mesele haline getirilip çözülememiş olması çok garip ve düşündürücü değil mi? Problemlerin bir mesele olarak ele alınması için yükselen sesleri kısmak için sürekli olarak olağanüstü durumdan bahis açmak neticede olağanüstü durumun gerçekliğini zedelemek değil de nedir?

Savunma sanayimizde yaÅŸanan geliÅŸmeler ortak sevinç ve gururumuzdur. Savunma sanayimize aktarılan kamu kaynaklarının her bir kuruÅŸu sonuna kadar helaldir. Fakat icranın eylemlilik halinin sürekli savunma sanayine endeksli bir manipülasyon aracı olarak kullanılması kabulümüz deÄŸildir. Kadim ve müzmin problemlerimizi mesele haline getirip çözmemiz gerekiyor. OlaÄŸanüstü durumun dinamik hissiyatını, olaÄŸanüstü durumu bahane kılarak toplumsal tepki, itiraz ve talepleri bastırmak için bir susturucu olarak kullanılması köreltir. Tarihten bir not aktararak yazımızı bitirelim. Hayatın akışını bir türlü normalleÅŸtirmeyen, toplumsal meselelerini çözemeyen bürokratik kanun devleti yapılı Sovyetler BirliÄŸi çöktüğünde, Kızıl Meydan’da ultra geliÅŸmiÅŸ savaÅŸ ve savunma araç ve gereçleri resmi geçit halindeydi.

Arif ARCAN

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.