Sosyal Medya

M. Ali Akbulut: Bayrağım kefenim olsun



İran’ı görenlerin, gezenlerin, gelenlerin dikkatini çekmiştir büyük ihtimalle. Şehirlerin ana meydanlarından köprülü kavşaklara kadar çokça görülür; renkli renkli bayraklar şehir süslemesinde önemli rol üstlenirler.

Renk renk bayrakların/flamaların uyumuna göre bu bayrakların ortalarına İran bayrağı yerleştirirler. Bu bayrakların renkleri de, bayraklardaki desen de günün anlam ve önemini belirtir. Daha çok dinî bir sembolü simgeler.

Şia mektebinde 14 masumun şehadeti yahut doğumu, İslam peygamberinin doğumu veya vefatı gibi özel günlerin yanı sıra İslam inkılabı zafer yıldönümü ya da Nevruz günlerinde olduğu gibi millî günlere atıfla da renk ve desenlerden oluşan bayraklar şehirleri süsler. Desen dediğime bakmayın, siz daha çok o güne atıfla bir söz, bir kelime, bir ifade niteliğindedir bu desenler. Zira o günü anlatan küçük ifade, yazı yahut isim vardır bu bayrak/flamalarda.

Kırmızı renk şehadeti, siyah renk matemi, sarı, mavi, yeşil, beyaz, eflatun gibi oldukça canlı renkler ise doğumu, zaferi, başarıyı simgeleyen renklerdir.

Ve bir de ülkenin millî bayrağı vardır. Bu bayrağın renkleri yeşil, beyaz ve kırmızıdır. Beyaz rengin ortasında kelime-i tevhid olan “Lâ ilâhe illallah” ve yeşil, beyaz, kırmızı renklerin arasında kûfî harfleriyle “Allahü ekber” yazısı bulunur.

Bu bayrak, 1979 Şubat’ında gerçekleşen İslam inkılabının zaferinden sonra yapılan referandumla kabul edilmiştir. Kabul edilen referandumda ülkenin sistemi şahinşahlık rejiminden “İslam Cumhuriyeti” olarak değişmişti.

Şahlık rejiminin bayrağındaki renkler aynıydı: yeşil, beyaz, kırmızı. Fakat beyaz üzerine yerleştirilmiş aslan ve güneş figürü yerine “Allahü ekber” yazısı ile “Lâ ilâhe illallah” yazısı konulmuştu. Tağut olarak nitelendirilen sistemi temsil eden bayrak yerine İslam nizamını temsil eden ibare eklenmişti.

Basit gibi görünen fakat ince bir ideolojik ayrışma idi bu bayrak değişimi. Simgesel bir değer gibi görünse de geçmişte şahlık rejiminin yerine yeni ve dünyaya farklı bakışı anlatan bir değişimdi.

Bu değişimin ne kadar anlam ifade ettiği, ocak ayından sonra yaşanan gelişmelerle, özellikle de ABD ve işgal rejimi İsrail’in saldırısıyla daha iyi anlaşıldı sanırım. ABD ve işgal rejimi İsrail, “bekleyin geliyoruz, sabredin yardım ulaşıyor” gibi söylemlerle halkı galeyana getirip rejim değişikliği vaatleriyle yurt dışındaki muhalif İranlıları ciddi anlamda heyecanlandırmış da olabilir. Batı basınının geniş yayınları, sosyal medyanın bot hesaplarıyla ciddi bir algı oluşmuştu. Heyecanlanan kesimin en ön cephesinde, işgal rejimi İsrail ile de yakın temas hâlinde olan devrik şahın oğlu Şahzade Pehlevi yer aldı. Şahzade Pehlevi öyle bir heyecanlandı ki, değiştirilen bayrağa öfkesini her fırsatta dile getirdi. Onu izleyen kitleler de İslam Cumhuriyeti’ni temsil eden bayrağa öfkesini yansıtan hareketlerde bulunmaya başladılar. İşte, bir yandan ABD ve işgal rejiminin saldırıları, diğer yandan düşmanların tahrikleriyle heyecanlanan şahzadenin yönlendirmeleri, içeride farklı bir sahiplenmeye yöneltti. Daha doğrusu var olan bayrak algısı adeta varlık sebebine, inanca dönüştü. Zira saldırı, sistemi temsil eden sıradan bir sembolden öteye, bir mektebi, bir inancı temsil eden sembole olan bağlılık hâline geldi.

İnsanlar, bir bayrak etrafında toplanmanın güç oluşturduğunu daha iyi fark etmiş olmalı. Eline bayrak alan meydanlara çıkmaya başladı. Araçlarına bayrak asan, ev ve iş yerlerinde bayrak dalgalandıran kitleler, bayrağın sıradan renklerden oluşmadığını anlamaya ve anlatmaya başladılar. “Bu bayrak uğruna bir devrim yaptık. Bu bayrak ile doğuya ve batıya ‘hayır’ dedik. Bu bayrak etrafında birlik ve beraberlik olalım istedik. Bu bayrak altında düşmana güç gösterelim istedik” demeye başladılar.

Emperyalist Siyonist saldırılar karşısında ülkesini inançlarıyla, tarihiyle örtüşen bayrak etrafında kenetlenen İran halkı, ana meydanlarda ve ana arter dört yollarda kurdukları platformlarda bayrak nöbeti tutmaya başladı.

“Perçemdar” diye isimlendirdikleri, “bu bayrak düşmez, bu bayrak nesilden nesile aktarılacak” sloganlarıyla bir yandan ülkesinin birlik ve beraberliğini sembolize ederken, diğer yandan bu bayrağı teslim alan yeni rehber Ayetullah Seyyid Mücteba Hamanei’ye biat niteliğindeki bayrak nöbetleri ilk günden başlayarak her gün 24 saat soğuğa ve kırkikindi yağmurlarına rağmen sürdürülüyor.

Her platformun nöbet çizelgesi var; usulüne göre nöbet defteri. Gönüllü olan kişi ismini yazdırıyor. Bayrağı teslim alacağı saati yazdırıyor. İrtibat numarası veriyor ve gidiyor. Nöbet saati geldiğinde arkadaşından bayrağı alarak bayrağın dalgalanmasını sağlıyor.

Bu durum, İran toplumunun direnişine ayrı bir boyut kazandırdığı kesin. Direnişin yanı sıra mücadelede kararlılık, dayanışma ve “bu yolda ben de varım” mesajı verdiği gerçek.

Semboller bazen çok şey anlatır. Küçük bir hareket, küçük bir ifade, sayfalar dolusu kitabın anlatamadığını anlatır. Perçemdarlık diye isimlendirilen bayrak nöbeti, İran’da dünyanın iki nükleer gücüne karşı mücadelenin sembolü olmuştur.

Ve bir meydanda konuştuğum bir perçemdarın ifadesiyle, “Bu bayrak benim kefenim olsun, düşman benim bayrağımı teslim almasın” cümlesi ve onu destekleyen başka bir perçemdarın “Bu bayrak bize şehadet, şehadet bize cenneti verecek” cümleleri benim bayrak algımı değiştirdi.

Uğruna şehadeti göze aldığımız tevhid bayrağında birleşmek dileğiyle.

M. Ali AKBULUT

2 Yorum

  1. Yasin Aydoğan

    Mayıs 05, 2026 Salı 13:13

    Çok faydalandım kalemine sağlık

  2. Hüdaverdi demirdelen

    Mayıs 04, 2026 Pazartesi 17:44

    Allah razı olsun

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.

Tasarım ve Kodlama BEYRİBEY BİLİŞİM