Mustafa Akmeşe: nasıl bir eğitim hele bi söyle, diyorsan eğer
evlerin içinde bir telaş sarmış gidiyor:
“geri kalmasın!”
“en iyi okula gitsin!”
“bir dili daha olsun!”
“bir enstrüman çalsın!”
“kodlama da öğrensin…”
ne oldu dost “hep öyle hep!” der gibi baktın
o zaman şöyle buyurun;
çocuk dediÄŸimiz, bir “proje” deÄŸildir.
ama biz, onu dosya yaptık… klasörledik… yarış pistine sürdük.
ve çocuk…
henüz toprağa basmamış bir fideyken,
taşınmaz yükler verdik omuzlarına
daha ilginci ne bilir misin dost; bu ülkede her kesimin dinli dinsiz fark etmez anlaştığı tek konu olması... bugün sadece seküler dünya değil,
müslüman mahfiller de aynı yarışın içinde.
fark sadece süslemede:
biri baÅŸarıyı “kariyer” diye parlatıyor,
diÄŸeri “ümmete faydalı birey” diye cilalıyor. yalanın böylesi …
ama öz aynı:
çocuk, “olması gereken” deÄŸil,
“olması istenen” bir kalıba sokuluyor.
anneler ellerinde test kitaplarıyla,
sınav yapılan salonların önünde duaya durmuş, kalplerinde korkuyla dolaşıyor.
babalar çocuklarının,
gelecekteki maaÅŸ bordrosunu dert ediyor…
ve biz buna “eÄŸitim” diyoruz.
oysa eÄŸitim…
bir çocuğu hayata hazırlamak değil, onu hakikate hazırlamaktır.
çünkü hayat dediğimiz şey;
maaÅŸ deÄŸildir,
makam deÄŸildir,
ünvan hiç değildir.
hayat;
bir imtihandır.
ve biz çocuklara,
imtihanın sorularını değil, dünyanın hilelerini öğretiyoruz.
bir çocuk,
önce kendini bilmeli.
sonra Rabbini.
sonra hayatın ne olduğunu.
ama biz sıralamayı bozduk:
önce rekabeti öğrettik, sonra korkuyu sonra yetersizlik hissini…
ve en sona, vakit kalırsa, birkaç dua sıkıştırdık. ah ki ah!
bakın, bir çocuÄŸun kalbine “daha fazlası olmalısın” diye diye
ÅŸunu ekiyoruz:
“olduÄŸun halin yetmez.”
işte bu cümle, nice yetişkinin ruhunda kanayan yaradır.
çocukken baÅŸlayan, ömür boyu süren bir eksiklik hissi…
peki tamam anladık kardeşim sadede gel nasıl bir eğitim? diyorsan;
çok zor değil aslında,
ama bizim için zor… çünkü bu yol, hız deÄŸil, sabır ister.
önce şu soruya cevap vereceğiz:
biz çocuk yetiştiriyor muyuz, yoksa kendi korkularımızı mı?
olması gereken eğitim çocuğu yarışa değil, hayata hazırlar.
ona “birinci ol” demez,
“doÄŸru ol” der.
ona “herkesi geç” demez,
“kendini geç” der.
ona “çok kazan” demez,
“helal kazan” der.
ve en önemlisi…
ona “dünya için yaÅŸa” demez,
“dünyada imtihandasın” der.
çocuk oynamalı.
toprakla, çamurla, sessizlikle tanışmalı.
sadece bilgiyle değil, anlamla büyümeli.
bir aÄŸacı tanımalı mesela…
ama biyoloji kitabından değil, gölgesinde oturarak.
bir fakiri görmeli…
ama haber bülteninde değil, eline bir şey koyarak.
bir namazı öğrenmeli…
ama zorla değil, babasının secdesine bakarak.
çünkü çocuk, söyleneni değil, gördüğünü öğrenir.
sen dünyayı kovala, o dünyayı kovalar.
sen secdeye eÄŸil, o secdeyi merak eder.
bizim derdimiz şu olmalı:
bu çocuk, yarın Allah’ın huzuruna çıktığında nasıl bir kul olacak?
çünkü mesele,
hangi okulu kazandığı değil, hangi kalbi taşıdığıdır.
ÅŸimdi dürüst olalım…
biz çocuklarımızı cennete mi hazırlıyoruz, yoksa iyi bir hayata mı?
çünkü ikisi her zaman aynı şey değil.
ey ebeveynler çocuğumuzu yarış atı yapmayalım.
onu insan yapmanın telaşı sarmalı gönülleri.
insan yavaş büyür, derinleşir, kök salar.
ve unutmayalım: kökü olmayanın, yüksekliği felakettir.
bir gün o çocuk büyüyecek.
elinde diplomalar olacak belki, ama kalbinde boÅŸluk…
işte o gün, geç kalmış olacağız.
o yüzden bugün yavaşlatmak gerekir
çocuğa bir şey katmaya değil, ondan bir şey eksiltmemeye çalış.
çünkü bazen eğitim, yüklemek değil, korumaktır.
fıtratı…
kalbi…
imanı…
ve en çok da,
çocukluğu.
paylaşmaya değer gördüğünüz yazılarımın dilediği kısmı dahil dostlarınıza ikrama açıktır.
bir gönle daha temas etmek iyidir. valla!

Henüz yorum yapılmamış.