Sosyal Medya

Kamil Günen: Bana Meyveni Söyle Sana Kim Olduğunu Söyleyeyim



Geçen gün bir dost meclisinde, sehpanın üzerinde duran ikramlıklara bakarken bir aydınlanma yaşadım. Önümde iki seçenek vardı: Biri, fabrikada janjanlı kağıtlara sarılmış, içinde ne olduğu belirsiz bir "bayram şekeri"; diğeri ise vakur duruşuyla, çölün güneşi etine işlemiş, çekirdeği tesbih tanesini andıran bir "hurma".

Aslında ikisi de ÅŸekerliydi, ikisi de karbonhidrattı ama aralarında okyanuslar, çöller ve en önemlisi de devasa bir algı farkı vardı.

Åžimdi eÄŸri oturalım, doÄŸru konuÅŸalım; bir eve girdiÄŸinizde size çikolata ikram ediliyorsa, ev sahibi hakkında "muhtemelen markete yakın oturuyor" ya da "indirim yakalamış" dersiniz. Ama eÄŸer o tabakta hurma varsa zihninizdeki çarklar anında dini bir frekansa geçer. O meyve tabağı artık sadece bir atıştırmalık deÄŸil; bir nevi iman beyannamesidir. Haddimizi aÅŸmış olur muyuz bilmem ama kallavi bir iddia ile diyebiliriz ki ÅŸeker sekülerdir, hurma mütedeyyin!

Hurma; meyveler aleminin takke ve cübbesi gibidir. Masaya geldiÄŸi anda ortamın manevi havası bir tık yükselir, sesler biraz daha alçalır, oturulan yerde bir toparlanma ihtiyacı hissedilir. Kimse hurma yerken "Hangi fabrikada üretilmiÅŸ acaba?" diye sormaz; akıllara hemen o meÅŸhur üçleme gelir: Orta DoÄŸu, kutsal topraklar ve muhtemelen hacdan dönen bir akrabanın valizi.

Aslında biyolojik olarak bakarsak, hurmanın bir dini yok. Ne Arapça biliyor ne de namaz kılıyor. Fakat coÄŸrafya kaderdir sözü, burada meyvenin de kaderi oluyor. Sıradan bir meyve, yetiÅŸtiÄŸi yerin hatırası ve onu ikram edenin niyetiyle birleÅŸince, birdenbire sosyal bir simgeye dönüşüyor.

Mevzuya misafir zaviyesinden bakarsak; orası tam bir sessiz iletişim laboratuvarı. Önünüze gelen o bir adet hurmayı alırken, sadece bir meyveye uzanmazsınız; ev sahibinin kurduğu o manevi köprüden karşıya geçersiniz. Hurmayı besmeleyle ve sağ elle almak, bir anda ortamdaki "bizdenlik" katsayısını artırır. Şeker yediğinizde sadece ağzınız tatlanır ama hurmayı usulüne göre tükettiğinizde, ev sahibiyle aranızda kâğıda dökülmemiş bir "değerler sözleşmesi" imzalamış olursunuz. Hurma burada bir nevi "sosyal vize" görevi görür; çekirdeği tabağın kenarına usulca bırakırken, aslında ev sahibine "mesajın alındı, sinyal güçlü" dersiniz.

Garip olan şudur ki; bugün dünyanın en lüks gurme marketlerinde, şık ambalajlar içinde satılan "tropikal süper besin" etiketli hurmalar bile, bizim topraklarımızda o manevi cübbesini üzerinden çıkaramaz. İstediği kadar "organik", "vegan" veya "fit atıştırmalık" diye pazarlansın; biz o hurmayı gördüğümüzde aklımıza ne glisemik indeks gelir ne de diyet listeleri. Bizim için o, postayla gelmiş bir dua, uzaktan gelen bir selam gibidir. Yani hurma, biyolojik kimliğini çoktan bir kenara bırakmış ve sosyolojik bir makama terfi etmiştir. Şekerin modası geçer, çikolatanın markası değişir ama hurma, o değişmez "mütedeyyin duruşuyla" ikramlıkların arasındaki yerini her daim korur.

İşin en nüktedan tarafı ise bizim bakış açımız. Hurma yiyen birini gördüğümüzde, o kiÅŸinin sadece meyve sevdiÄŸine inanmakta zorluk çekeriz. EÄŸer o kiÅŸi hurmayı bir de sütle veya yanına koyduÄŸu bir bardak suyla tüketiyorsa, gözümüzde anında teheccüde kalkan bir Veli profili canlanıverir. Oysa belki de adam sadece glisemik indeksi düşük diye onu seçti? Yok, olmaz. Sosyolojik zihnimiz buna izin vermez. Hurma varsa dindarlık vardır, ÅŸeker varsa modernite!

Meyveleri bile kutuplaştırdığımız bu dünyada, hurma kendi safını çoktan belirlemiş durumda. Şeker ikramı bir nezaket göstergesiyken, hurma ikramı bir "aidiyet" ilanıdır. Şeker ağzı tatlandırır ama hurma, o anın ruhunu bir yerlere bağlar.

Yani dostlar, bir gün kapınıza gelen misafire hurma uzatırsanız, ona sadece meyve vermiş olmazsınız; ona aynı zamanda hangi mahallede, hangi iklimde ve hangi gönül dünyasında yaşadığınızın da koordinatlarını vermiş olursunuz.

Afiyetle yiyelim lakin bir parça maneviyatla...

Kamil GÜNEN

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.