Veysel Tepeli: Son Devrin Din Yorgunları
Bir zamanlar meydanlarda "hızlı" olanların, bugün sessizce köşelerine çekilmiş.
Bir yanda yorgun ve bezgin bir kitle, diğer yanda ise helal-haram gözetmeden biriktirdiği servetin içinde manen çürüyenler.
Daha da acısı, bu kuşakların çocukları artık o eski heyecanlara değil, hızla büyüyen bir deizm akımına kapılmış durumda.
Peki, ne oldu da bu noktaya savrulduk? İnancın o taze pınarından içenler, nasıl oldu da birer "din yorgununa" dönüştü?
İlk ve en büyük sınavımız varlıklaydı.
Biz bu imtihandan geçemedik. Oysa ilke basitti: Varlık deresinden geçerken sadece susuzluğumuz kadar içecektik.
Biz ise o dereden kana kana, tıkına tıkına içmeyi seçtik. Midesi ve kasası haddinden fazla dolan insanın ruhu ağırlaşır; ruhu ağırlaşan ise korkak, yılgın ve dönek olur.
Varlık bizi ihya edeceğine, maalesef inşa ettiğimiz o manevi dünyayı yıktı geçti.
Savrulmanın bir diğer sebebi ise hedeflerimizdeki sapmaydı.
Allah’ın emrettiÄŸinden daha fazlasını kendimize "vazife" kıldık.
Gerçekçi olmayan, ütopyalar üzerine kurulu bir din algısını sırtımıza vurduk.
Din diye, bağlı olduğumuz liderlerin, hocaların veya abilerin şahsi heva ve heveslerini kutsadık.
Allah’ın sınırlarını deÄŸil, beÅŸerin sınırlarını korumaya kalkınca da o devasa yükün altında ezilip kaldık.
Hayata geçirilmemiş her inanç, insana yüktür.
İnsan, kalbindeki inançla yaşantısı arasındaki uçurum büyüdüğünde büyük bir ıstırap duyar. Bu ıstırap ya yaşantıyı inanca uydurarak ya da inancı yaşantıya uydurarak diner.
Eski "İslamcıların" birçoğu nefsine yenilip inancını yaşayamayınca, bu ağır suçluluk duygusundan kurtulmak için inancını değiştirmeyi seçti.
Bugün yükselen deizm, entelektüel bir keşif değil; aslında yaşanamayan bir hayata karşı geliştirilen psikolojik bir savunma refleksidir.
"İnandığı gibi yaşamayanlar, yaşadıkları gibi inanmaya başlarlar."
Oysa İslam, bizi taşıyamayacağımız yüklerin altına sokmamıştı.
Tüm peygamberlerin yolu kadar sade ve net bir formülümüz vardı. Allah, Müslümanın asli vazifesini Asr Suresi ile bir çerçeveye oturtmuştu:
- İman et.
- İnandığın gibi dosdoğru ve salih bir hayat yaşa.
- Hakkı ve sabrı çevrene tavsiye et.
Vazife bu kadar sadeydi. Üzerine vazife olmayanı yüklenenler yoruldu, döküldü ve vazgeçti. Ancak bu üç temel sütun üzerine hayatını inşa edenlerde ne bir yılgınlık ne de bir savrulma olmaz.
Son devrin din yorgunları, karmaşanın içinde kaybolanlardır.
Kurtuluş ise karmaşada değil, o ilk gündeki sade ve sarsılmaz hakikate geri dönmektedir.

Henüz yorum yapılmamış.