Sosyal Medya

Veysel Tepeli: İsrail'in Aidiyet Krizi ve 'Türkiye Tehdidi' Projesi



Dışarıdan bakıldığında stratejik zekâsı, çıkar odaklı ilişkileri ve "dünyanın en organize milleti" imajıyla bir güç abidesi gibi duran İsrail, aslında kendi içinde derin bir kimlik ve aidiyet krizinin eşiğinde.

Aynı inanç ve millet paydasında buluşmuş gibi görünseler de, İsrail halkı özünde birbirine eklemlenmiş "toplama" bir millettir.

İkinci Dünya Savaşı’ndan kaçan Avrupalı Yahudilerle İsrail’in kurulma adımı atıldı. Ardından Rusya, DoÄŸu Avrupa, Afrika ve OrtadoÄŸu’nun yoksul, gidecek yeri olmayan kesimleri bu topraklara getirildi.

Ancak bin yılı aÅŸkın sürede farklı coÄŸrafyalarda ÅŸekillenen sosyokültürel kodlar, bugün dinsel düşünüşten sosyal yaÅŸama kadar her alanda keskin farklılıklar yaratıyor.

Batı’dan gelenler ile diÄŸer coÄŸrafyalardan gelenler arasındaki sınıfsal ve ekonomik uçurum, İsrail toplumunu içten içe geren bir fay hattına dönüşmüş durumda.

Sadece "Yahudi inancı", bu kadar farklı parçayı tek bir potada eritmeye yetmiyor.

İsrail’i kuran Siyonist akıl, bu heterojen ve dağınık yapıyı bugüne kadar "korku" ile bir arada tutmayı baÅŸardı.

Devletin ilk yıllarında, Filistinliler ve diÄŸer Arap ülkeleri tehdit unsuru olarak kullanıldı. Arap-İsrail SavaÅŸları’nın ardından Arapların yenilgisiyle bu korku duvarı sarsılınca, imdada İran Devrimi yetiÅŸti.

Son 40 yıldır İran, Hizbullah ve Hamas korkusu, İsrail toplumundaki çatlakları örten bir tutkal vazifesi gördü.

Ancak bugün dinamikler deÄŸiÅŸiyor. Bölgesel geliÅŸmeler ve son operasyonların ardından İsrail halkı, her ne kadar tedirgin olsa da, İran’ın artık o "eski korkutucu güç" olmadığını biliyor.

Tehdit algısının zayıflaması, İsrail içindeki muhalefetin ve toplumsal ayrışmanın uyanması demektir. İşte tam bu noktada, dağınık toplulukları yeniden konsolide edecek yeni bir "öcüye" ihtiyaç duyuluyor: Türkiye.

Dikkatli gözlemciler fark edecektir; İran korkusu sönümlenmeye başladığından beri, İsrailli aşırı sağcı siyasetçilerin söylemlerinde "Türkiye tehdidi" teması daha sık işlenmeye başlandı.

İlginç olan ise, bu projenin Türkiye ayağındaki yansımalarıdır. Türkiye’de Siyonizmin güdümündeki medya organları, halkın hassasiyetlerini kaşıyarak İsrail aleyhine son derece kışkırtıcı haberler yapmaya baÅŸladı.

Örneğin; Milliyet gazetesinde her iki güne bir muhakkak İsrail aleyhine bir haber görebilirsiniz.

Oysaki Türkiye’de Ä°srail’e son zarar verecek gazetelerden biridir Milliyet.

Burada amaç, karşılıklı bir gerilim hattı oluşturarak her iki taraftaki siyasi zemini de tahkim etmektir.

Strateji net: Türkiye ile tehdit et; İsrail’deki Yahudi toplulukları dağılmaktan kurtar ve iç muhalefeti sustur.

Peki, Türkiye gerçekten İsrail için bir tehdit mi?

Halk nezdinde, dünyanın her yerindeki vicdan sahipleri gibi İsrail’in politikalarına büyük bir öfke olduÄŸu aÅŸikâr. Ancak devlet düzeyindeki tablo oldukça farklı.

Türkiye Cumhuriyeti, kürsülerden yükselen sert sloganlara ve hamasi nutuklara raÄŸmen, tarihsel süreçte İsrail’in güvenliÄŸini ve varlığını doÄŸrudan sarsacak hamlelerden kaçınmıştır.

Gazze Katliamında bile İsrail’e akan tek damla petrole bile engel olunmadı. İsrail’e can suyu olan ticaret ise ancak halktan gelen tepki ayyuka çıkınca kesildi ki buna raÄŸmen hala birçok ÅŸaibe konuÅŸuluyor.

Görünen o ki; Türkiye devleti, karşıdan fiili bir saldırı olmadıkça, İsrail’le iliÅŸkileri temelden sarsacak bir adım atmayacaktır.

Netice itibarıyla, İsrail’in içindeki sosyolojik parçalanmayı durdurmak için Türkiye’yi "yeni tehdit" olarak konumlandırmasına izin vermemek gerekiyor.

İsrail halkını korkuyla bir arada tutan Siyonist stratejiye, bilinçsiz kışkırtmalarla alet olmamak elzemdir.

Çünkü düşmanlık bile bir plana hizmet ediyorsa, o planın kime yaradığını iyi analiz etmek gerekir.

Bizim meselemiz sloganlarla İsrail’in iç siyasetine malzeme taşımak deÄŸil, gerçekçi ve stratejik bir duruÅŸla İsrail’in canına ot tıkamaktır.

Veysel TEPELİ

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.