Muhammed Ali Alioğlu: Nebevî Aydınlanma ve Gençliğin Arayışı
Gençliğin dine mesafesi çoğu zaman bir reddediş değil, sahih cevap arayışının tezahürüdür. Nebevî aydınlanma, bu arayışa ışık tutarak gençliğin sancılarını ümmetin en büyük sermayesine dönüştürebilir.
Gençlik, insan ömrünün en fırtınalı dönemlerinden biridir. Delikanlılığın, kanın hızlı akışıyla birlikte getirdiği coşku, aslında sadece bedensel bir hâdise değildir; aynı zamanda varoluşsal bir sancının dışa vurumudur. Genç, bu sancıyla birlikte kendisini bulma arayışına girer. Kimim, nereden geliyorum, nereye gidiyorum? soruları gençliğin en derin gündemidir. Bu sorulara verilecek cevaplar, hayatın anlamını ve yönünü tayin eder.
Bugünün gençliÄŸi de farklı deÄŸildir. Onlar, teknolojinin baÅŸ döndürücü hızında, küresel kültürün baskısı altında, çeÅŸit çeÅŸit ideolojilerin ve kimlik dayatmalarının ortasında büyüyor. Aidiyet bunalımı dediÄŸimiz mesele, aslında bir kimlik arayışıdır; hayata mâna verme, varlığı anlamlandırma çabasıdır. Kimi zaman bu arayış dine mesafe koyma ÅŸeklinde tezahür ediyor, kimi zaman da sessiz bir sorgulama, görünmez bir iç muhasebe olarak kalıyor. Dışarıdan bakıldığında “soÄŸuma” gibi görünen bu tavırlar, derinlerde bir arayışın, bir anlam sancısının iÅŸaretleridir.
Bu hakikati özellikle sosyal medyada görmek mümkündür. Gençlik, orada her gün yüzlerce kimlik önerisiyle karşılaşıyor: Bir gün özgürlük adına sınırsız bir bireycilik övülüyor, ertesi gün toplumsal trendler tek tip bir düşünceyi dayatıyor. Bu dalgalanmalar arasında gençler, “ben kimim?” sorusuna sahih/saÄŸlam bir cevap bulmakta zorlanıyor. Takipçi sayısıyla deÄŸer ölçen, beÄŸeniyle kendisini var eden bir kuÅŸağın, kendi hakikatini kaybetmesi çok kolay oluyor.
Üniversite amfilerinde, liselerde ya da gençlik buluÅŸmalarında ise dine dair sorular aslında hiç bitmiyor. “Niçin ibadet etmeliyim?”, “Niçin haramlardan uzak durmalıyım?”, “Allah neden bana müdahale ediyor?” gibi sorular, bazen alaycı bir tonda sorulsa da arka planda ciddi bir arayışa iÅŸaret ediyor. Bu sorulara doyurucu, hikmetli ve sahih cevaplar veril(e)mediÄŸinde, gençlikte oluÅŸan boÅŸluk baÅŸka ideolojiler, popüler kültür ürünleri veya sığ haz arayışlarıyla dolduruluyor.
Aidiyetin zayıfladığı bir baÅŸka alan da aile. Günümüz gençleri, anne babalarının deÄŸer dünyasıyla kendi yaÅŸadıkları hayat arasındaki uçurumun içinde büyüyor. Evde söylenenlerle dışarıda yaÅŸananlar arasındaki çeliÅŸki, gencin zihninde dinî deÄŸerlerin sorgulanmasına sebep olabiliyor. EÄŸer bu sorgulama saÄŸlıklı bir zeminde karşılanmazsa, “soÄŸuma” gibi görünen bir mesafeye dönüşüyor.
Bütün bunlar gösteriyor ki gençliğin dine karşı soğuması, çoğu zaman bir reddedişten ziyade bir cevap arayışının tezahürüdür. Yani mesele, gençleri suçlamak değil, onların sancılarını doğru okumak ve o sancılarda saklı olan aydınlanma ihtimalini görebilmektir.
Hz. Peygamber’in (sas) nübüvvet yolculuÄŸuna baktığımızda, gençliÄŸin arayış sancısını çok iyi okuduÄŸunu görürüz. O, gençlerin yalnızca yaÅŸlarından kaynaklanan coÅŸku ve heyecanlarına deÄŸil, kalplerindeki varoluÅŸsal sorulara da kulak vermiÅŸtir. Mekke’nin karanlık günlerinde, putperestliÄŸin gölgesinde yetiÅŸen gençler hayatlarına bir anlam arıyorlardı. Nebevî davet, iÅŸte bu arayışa sahih bir cevap olarak doÄŸdu.
Mus‘ab b. Umeyr (ra), Mekke’nin en zengin ve itibarlı ailelerinden birinin çocuÄŸuydu. Dünyevî imkânların en geniÅŸine sahip olmasına raÄŸmen kalbindeki boÅŸluÄŸu hiçbir ÅŸey doldurmuyordu. Hz. Peygamber’in (sas) davetiyle buluÅŸtuÄŸunda, hayatının mâna ufkunu keÅŸfetti ve bütün imkânlarını geride bırakarak iman yolunu tercih etti. Onun hikâyesi bize ÅŸunu gösterir: Gençler çoÄŸu zaman dünyevî imkânların deÄŸil, kalplerini doyuracak hakikatin peÅŸindedir.
Bir baÅŸka örnek Hz. Ali’dir (ra). Daha çocuk denecek yaÅŸta, fakat zihninde sorular, kalbinde arayış vardı. Efendimiz’in (sas) yanında yetiÅŸerek o sorularına sahih cevaplar buldu ve genç yaşında İslâm’ın en güçlü savunucularından biri oldu. Onun ÅŸahsında görüyoruz ki, gençlik çağının sorgulamaları doÄŸru bir rehberle buluÅŸtuÄŸunda, büyük bir adanmışlığa dönüşebilir.
Resûlullah’ın (sas) gençlere yaklaşımı sadece kabul eden deÄŸil, aynı zamanda dönüştüren bir yaklaşımdı. Mescid-i Nebevî’de ezanla alay eden bir gence kızmak ya da onu dışlamak yerine, yanına alıp eÄŸiterek bir müezzin yetiÅŸtirdi. Zina etmek için izin isteyen genci kovmadı; sakinlikle dinledi, sonra sorular sorarak kalbini ikna etti. O gün günaha meyil taşıyan genç, Nebevî terbiyeyle iffetli bir mümin olarak yetiÅŸti.
Efendimiz (sas), gençlerle kurduÄŸu iliÅŸkiyi güven, deÄŸer verme ve ufuk açma üzerine bina etti. Onları küçümsemedi, suçlamadı; bilakis enerjilerini ve arayışlarını İslâm’ın hizmetine kazandırdı. Asr-ı Saâdet toplumunun öncü isimlerinin çoÄŸu gençti. Bu hakikat bize ÅŸunu söylüyor: Gençlikteki sancılar, doÄŸru bir rehberlikle ümmetin en büyük sermayesine dönüşebilir.
Asr-ı Saâdet’te olduÄŸu gibi bugün de gençlerin soruları, sancıları ve arayışları var. Farklı kılıklara bürünmüş olsa da özünde aynı hakikati taşıyorlar: Hayatı anlamlandırma çabası. Efendimiz’in (sas) gençlere gösterdiÄŸi anlayış ve ufuk açıcı yaklaşım, bugünün gençliÄŸine hitap edecek en güçlü modeldir.
Bugün bir gencin ezanla, ibadetle veya dinî sembollerle alay etmesi, aslında kalbinde iman ışığının büsbütün sönmüş olduğuna değil, çoğu zaman o ışığın doğru bir rehberlikle açığa çıkmayı beklediğine işaret eder. Nitekim Hz. Peygamber (sas) böyle bir tavırla karşılaştığında öfkeyle değil, merhametle yaklaşmış; gençliği dışlamak yerine dönüştürmüştür.
Aynı ÅŸekilde bugünün gençleri, internet ortamında ya da arkadaÅŸ meclislerinde açıkça “Ben neden haramlardan uzak durayım?”, “Neden Allah’ın koyduÄŸu sınırlara riayet edeyim?” diye sorabiliyorlar. Bu sorular bazen meydan okuma gibi görünse de aslında ikna edilme ihtiyacının bir tezahürüdür. EÄŸer bu sorular hikmetle karşılanırsa, o gençler sahih bir aydınlanmaya yönelebilir.
Bugün de bu sorulara kızmak, gençleri suçlamak ya da “bozulmuÅŸ nesil” damgası vurmak hiçbir fayda getirmiyor. Aksine onların kalplerini daha da uzaklaÅŸtırıyor. Oysa onları anlamak, dinlemek ve hakikati gönüllerine sevdirmek, Nebevî mirastan bize düşen en önemli sorumluluktur.
Nebevî aydınlanma, gençliÄŸin varoluÅŸ sancısına ve kimlik arayışına en sahih cevaptır. Çünkü Resûlullah’ın (sas) getirdiÄŸi hakikat, yalnızca bir dinî sistem deÄŸil, hayatın bütününe ışık tutan bir rehberliktir. O ışık, gençlerin kalplerinde biriken sorulara cevap verir, arayışlarını sahih bir istikamete yönlendirir. Delikanlılığın fırtınalı heyecanını ilâhî bir ufka çevirir; gençliÄŸin enerjisini boÅŸa savrulmaktan kurtarır.
Bugün nice genç, sosyal medyada saatlerini geçiriyor; ekrandan başını kaldırdığında ise kalbinde tarifsiz bir boÅŸluk hissediyor. Takipçi sayısıyla deÄŸer ölçen, “trend” olmakla varlık hisseden bir genç, çoÄŸu zaman kendi hakikatini kaybediyor. Nebevî aydınlanma tam da bu noktada devreye giriyor. Çünkü Resûlullah’ın (sas) hayatı, anlamın merkezine Allah’ı koymayı öğretiyor. Onun rehberliÄŸi, gence ÅŸunu fısıldıyor: “Sen bir tesadüfün deÄŸil, ilâhî iradenin eserisin. Hayatının gayesi, ekranlarda kaybolmak deÄŸil, yeryüzünde iyiliÄŸin ÅŸahidi olmaktır.” Bu bakış açısı, dijital girdapta kaybolan gence yön ve ufuk kazandırır.
Bir baÅŸka örnek de uyuÅŸturucu ve anlamsız eÄŸlenceler içinde kaybolan gençlerde görülüyor. Kalabalıkların ortasında yalnızdırlar; kahkahalarının içinde gözyaşı gizlidir. Nebevî aydınlanma, onlara “asıl özgürlük günaha esir olmamak, asıl mutluluk Allah’a kul olmaktır” diye yol gösterir. Tıpkı zina etmek isteyen gence, Peygamber’in (sas) kalbini ikna ederek iffet yolunu açması gibi, bugün de Nebevî miras bu gençlerin kalplerinde yeni bir diriliÅŸ baÅŸlatabilir.
Bir üniversite öğrencisi, dine mesafeli bir duruÅŸ sergilese de bir Kur’ân halkasında Resûlullah’ın (sas) hayatını okuduÄŸunda kendi sorularına cevap bulabiliyor. O zaman dinin bir yasaklar manzumesi deÄŸil, hayatı anlamlı kılan bir yolculuk olduÄŸunu keÅŸfediyor. Tıpkı Mus‘ab b. Umeyr’in (ra) kalbini dolduran hakikat gibi bugünün gençleri de Nebevî rehberlikle hayatlarına yeni bir ufuk bulabiliyorlar.
Gençlik, insanlığın her döneminde olduğu gibi bugün de sancılarla, sorularla ve arayışlarla yol alıyor. Dine karşı mesafe, çoğu zaman bir reddediş değil, cevap arayışının bir tezahürüdür. Bugünün gençliğini dijital bağımlılığın ve anlamsızlık girdabının içinde görsek de, kalplerinde hakikate yönelen bir kıvılcımın var olduğunu unutmamak gerekir. İşte Nebevî aydınlanma, o kıvılcımı kor ateşine çevirecek en büyük imkândır.
Hz. Peygamber’in (sas) gençlerle kurduÄŸu iliÅŸki bize ÅŸunu öğretiyor: Onları küçümsemek, suçlamak, dışlamak deÄŸil; anlamak, dinlemek ve ufuk göstermek gerekir. Ezanla alay eden bir gencin müezzin olması, zina etmek isteyen bir gencin iffet timsali hâline gelmesi, Mus‘ab’ın, Ali’nin, Üsâme’nin imanla diriliÅŸi bize umut aşılıyor. Bugünün gençliÄŸi de aynı potansiyele sahiptir.
O hâlde görev bizdedir. Gençlerin sorularına kulak verecek, onların sancılarını sabırla karşılayacak, kalplerine Nebevî hakikatin ışığını ulaştıracak bir gayret içinde olmalıyız. Çünkü gençliğin arayışları, aslında yarının aydınlanmasının habercisidir. Eğer bugünün gençlerini Nebevî aydınlanmayla buluşturabilirsek, inşallah yarının dünyasını da sahih bir iman, güçlü bir kimlik ve sağlam bir aidiyet üzerine inşa etmiş oluruz.
Muhammed Ali AlioÄŸlu
https://www.siyerdergisi.com/nebevi-aydinlanma-ve-gencligin-arayisi/

Henüz yorum yapılmamış.