Mehmet Beyhan: Gurbette Bayram
DeÄŸerli dostum, Åževket Hüner’den gelen bir e-posta: ‘’Ramazan bittiÄŸine göre bir de "Gurbette Bayram" yazını bekliyorum.’’ Dostun talebi, kalbe düşen bir iz gibidir; ne silinir ne de hafife alınır. Hele ki o dostluÄŸun kökleri uzun bir geçmiÅŸe dayanıyorsa, o zaman bu talebi, kuru bir cümlenin sınırlarında deÄŸil, aramızdaki bağın derinliÄŸinde, sessiz ama tesirli bir yankı olarak duydum.
Bu sessiz yankının izini sürdükçe, zihnim beni İstanbul’un o eski bayram sabahlarına taşıyor… İstanbul’da bayram sabahı, daha gün doÄŸmadan baÅŸlardı. Åžehrin üzerine çöken o tatlı telaÅŸ, minarelerden yükselen tekbirlerle birlikte kalbe iÅŸlerdi. Bayram namazına giden yollar dolup taÅŸar, herkes aynı duygunun etrafında toplanırdı.
Sonra bayramlaÅŸmalar…
Aile büyüklerinin evi, o gün adeta bir buluÅŸma noktası olurdu. YeÄŸenler, kuzenler, yakınlar… Herkes orada, aynı sofranın etrafında toplanırdı... Birlikte yenilen yemekler, peÅŸi sıra gelen çaylar, tatlılar, uzayan sohbetler… Bayram, sadece bir gün deÄŸil; kalplerin aynı sofrada buluÅŸtuÄŸu en anlamlı bir zamandı.
Herkes o gün, en güzel kıyafetlerini giyerdi. Bir gün öncesinden yapılan tıraÅŸ, aynaya bakarken hissedilen o küçük gurur… Ama bayramın asıl coÅŸkusu, çocukların gözlerinde saklıydı. Onların heyecanı, bayramın en saf, en dokunulmamış hâliydi.
Gurbette ise bayram…
Gurbet, İnsana iki farklı duyguyu aynı anda yaşatır.
Bir yanıyla derin bir yalnızlık hissi çöker insanın içine. Eksik olan bir ÅŸey vardır; adı konulamayan ama hissi ağır olan bir eksiklik… Ne o eski sofralar vardır ne de kapıdan içeri girerken duyulan o tanıdık sesler...
Ama diÄŸer yanıyla…
Gurbet, bayramı bambaşka bir kapıdan açar insana.
Dünyanın dört bir yanından gelen insanlarla tanışırsın. Farklı diller, farklı renkler, farklı kültürler… Aynı bayramın etrafında birleÅŸen bambaÅŸka hayatlar. Tanımadığın biriyle selamlaşırsın, bayramlaşırsın. O an anlarsın ki, bayramın kendine has bir ruhu, sınırları aÅŸan bir dili vardır.
Åžimdi Åžikago’dayım…
Burada bayram, en çok İslam merkezlerinde hissedilir... Kapıdan içeri girdiÄŸinde, kısa bir anlığına da olsa o tanıdık havayı soluyorsun. Selamlar veriliyor, yüzlerde sıcak bir tebessüm… Ama dışarı çıktığında, o duygu bir anda dağılıyor.
Dağılıyor… yerini, göğe doÄŸru yükselen soÄŸuk cam kulelerin sessiz bakışları alıyor. Åžehrin gökdelenleri, sanki birbirine yaslanmadan ayakta durmayı öğrenmiÅŸ yalnız insanlar gibi. Her biri kendi içinde kapalı, her biri kendi yüksekliÄŸinde gururlu ama mesafeli... Cam yüzeylerine vuran ışık, ne bir kandil aydınlığına benziyor ne de bir bayram sabahının mahmur güneÅŸine… Daha keskin, daha yabancı, daha uzak. Rüzgâr aralarında dolaşıyor ama ezan yerine uÄŸultu taşıyor... Kalabalık var, ama kalp yok gibi...
O an, zihnimde baÅŸka bir ÅŸehir usulca kapı aralıyor… İstanbul... Kubbelere deÄŸen sabah ışığı, minarelerden süzülen o ince ve tanıdık çaÄŸrı, taşın bile hatıra taşıdığı sokaklar… Orada gökyüzü, camla bölünmez; kubbelerle tamamlanır. Sesler yankılanmaz, yerini bulur. İnsan, ÅŸehrin içinde kaybolmaz; ÅŸehir insanın içine yerleÅŸir ve iki ÅŸehir arasında kalırsın... Birinde yükseldikçe yalnızlaÅŸan binalar, diÄŸerinde yükseldikçe anlam kazanan kubbeler…
Åžikago ile İstanbul arasında, ölçülemeyen bir mesafe vardır artık. Bu mesafe kilometrelerle deÄŸil; bir selamın içtenliÄŸiyle, bir sabahın kokusuyla, bir bayramın ruhuyla ölçülür. Burada adımlarım yere deÄŸiyor ama ruhum bir yere basamıyor. Hâlbuki İstanbul’da, bir taşın üstüne bassan bile bir hatıraya basar gibi yürürdüm...
Şimdi ne tamamen burada olabilmenin, ne de artık orada kalabilmenin boşluğu var içimde...
Sanki iki ÅŸehir arasında deÄŸil, iki his arasında asılı kaldı bir bayram… Ama bayram, sanki sadece kalbin içinde kalıyor. İnsan o zaman anlıyor; bayram bazen bir ÅŸehirde deÄŸil, bir hatırada yaÅŸar. Özellikle bazı bayramlar, ne kadar kalabalık olursa olsun, insanın içinde biraz eksik kalır...
Neyse... Lafı uzatım belki... Gurbet, bir yönüyle özlemdir, hasrettir; insanın içini ince ince sızlatan bir eksikliktir… Ama bir yönüyle de fark ediÅŸtir, derin bir uyanıştır. Çünkü insan, en çok uzaÄŸa düştüğünde anlar yakınında neyin kıymetli olduÄŸunu. Gurbeti insana en derin hissettiren zaman, Ramazan’dır… bayramdır.
Sofraların eksildiği, seslerin azaldığı, kalabalıkların hatıraya dönüştüğü o anlarda insan, aslında neyi özlediğini daha iyi anlar. Anlar ki bayram, sadece bir gün değil; bir arada olmanın en anlamlı zamanıdır ve gurbet, işte tam da o zaman, kalbin en sessiz yerinde konuşmaya başlar...
Geçmiş ve Gelecek Bayramlarınız Mübarek Olsun...
Mehmet BEYHAN

Henüz yorum yapılmamış.