Sosyal Medya

M. Bayram Ayaz: Bayramda Dertlenmeden Düşünmek Mümkün mü?



Bayram havası küçük yerleÅŸim yerlerinde; kırsalda ve köy ortamında daha ziyade dalgalanır. Sanki bayramın tabiatı mahallede köyde karılmıştır. Bu beldelerde ahali bayramın boyası ile renklenmiÅŸtir. Ziyaretler teklifsiz her kapıya yönelir.  Yüzlerde sürur, gönüllerde neÅŸe fener gibi etrafı aydınlatır. Her kucaklaÅŸma ruhlarda biriken gerilimi telif eden bir dokunuÅŸtur. Bayramda yakınlarla buluÅŸmak ruhun üzerindeki yükleri alır. Bayram vermeyi, katlanmayı ve ikrama dair bir ‘ağırlama’ erdemidir. Bayramın vasatı geniÅŸ coÄŸrafyada adetlerle yaÅŸanır. Aile birlikteliÄŸi, sofra buluÅŸması, iyi niyete tavırlar sergileme iliÅŸki örüntüleridir. Ruhun inÅŸirah bulduÄŸu bu demler takdir edilmiÅŸ günlerdir. Öyle ki bayramlar rotasını arayan kalpleri toparlayan bir dokunuÅŸtur. 

Bedenimizin bulunduğu yer ruhumuzun bulunduğu yer olmaz her zaman. Ruh özgürdür, dalgalandığı iklim farklıdır. O elbette bedenin bulunduğu yerdedir. Fakat bedenin keyfiyetine her zaman bağlı olmaktan ötededir. Çünkü ruh, bedene iliştirilmiş bir aksesuar değildir. Kalbin tatmin olmasının sebepleri beden hazlarından farklıdır.

Yıl içinde zorluklar içinde sınanan ruhlar için bayramlar bir ulaşılmış zirvedir. Bunu tatil ile yapamazsınız zira tatil egonuzu rahatlatır, bayram ise kalbinizi. Yorgun olan ruhtur, şezlongda ruh dinlenmez. Metal yorgunluğunu gidermek için fişini çekeceğiniz bir makine de değildir. İnsanı dinlendiren şeyler kalbin hususiyetlerinde gizlidir. İlahi emir bu kez kalbinizi telif için karşınıza bayramı çıkarır. Yedi iklim ötesinde yaşadığınız yere bir nefha misafir olur.

Ruh bayram öncesi ilahına yönelmiş ve beden de ibadete iştirak etmişti. Etten ekmekten kesilen beden ruha teslim olmuştu. Kalbin özgürleşmesi için egonun susması gerekiyordu. Zira nefsin bir ömür süren haz prangalarından çözülüşü için fasıla gerekir. Bayram ile birlikte arınmış ruhların tefekkür ile hayata hakim olması beklenir. Zira ruh, beden alışkanlıklarına karşı güçlenmiştir.

Dijital aÄŸların etrafımızı sardığı bir atmosferde gönle dokunuÅŸ nasıl olur? Gönlün ihtiyacına amade bam teline bir dokunuÅŸ! Bir örnek üzerinden bakalım. Son zamanlarda bir ilahi grubu büyük ilgiye mazhar oldu. Umreden gelen birinin kapısı çalınıyor. Samimiyetin hakim olduÄŸu bir havada hoÅŸ geldin güzellemesi yapılıyor. İlahinin sözleri ve klibin içeriÄŸi bu kadar beÄŸeniyi cezbetmiÅŸ olabilir mi? Burada daha derin bir psikoloji var. Metal yorgunluÄŸa ya da dijital yorgunluÄŸa bir mola gibi geldi bu ilahi. “İzin ver de kabeni göreyim Allah.” Evet bir ana kucağı gibi yorgun zihinlere ÅŸifa olacak kolların arayışı Kabe ile vuslat edecek. Dijital serpintiye maruz kaldığımız bir dönemde dağınık zihnimizi toparlayamıyoruz. Bu yüzden “göster cemalin göreyim Allah” demek kısa yoldan yaramıza dokunuyor. Selam, esenlik musafaha ile gönüllerde bir neÅŸve oluÅŸuyor.Pazarlıksız, hesapsız, iliÅŸkiyi bir alış veriÅŸe dönüştürmeyen kucaklaÅŸmalara ihtiyaç var. Sadece dijital bir yorgunluk deÄŸil bu. Varolmanın ve bu çaÄŸda yaşıyor olmanın bir karşılığı gibi.

Ateş Hattında Bayramlar

Barut kokusu eksik olmayan coÄŸrafyada nasıl bayram yapılabilir? İnsanlık yoruldu! Batılılar kendi itikatlarında buna, “tanrıyı kıyamete zorlamak” diyorlar. Teknoloji bütün ruhlar üzerinde bir tehdit unsuru iken dönem dönem bedenler üzerine yöneliyor. Sürekli hızlanan bir trende olmanın verdiÄŸi ürküntü içindeyiz. Hayatın yavaÅŸ aktığı elli yıl öncesinde bir baÅŸka zihin dünyasına tanık oluyoruz. Tanpınar’ın "atalarımız inşâ etmiyorlardı, ibâdet ediyorlardı; çünkü taÅŸa bile sirâyet etmesini istedikleri saÄŸlam bir ruhî deÄŸere sahiptiler."İki yüz yıldan beri hüküm süren Batının ışığı sönmek üzere.  Bu durum ister istemez bir soruyla gündeme taşıdı; ÅŸimdi ne olacak? Her ÅŸeyi elde ettik. Dünyayı iki yüz yıl sömürdük, sanayileÅŸtik, bilgi toplumu olduk, uzaya çıktık, siber aÄŸlar kurduk, peki ÅŸimdi ne olacak? Bizim dünyamız onlardan farklı, peki nasıl bir duruÅŸ gerekli? Nasıl bir fikir?

Fikri fildiÅŸi kulesinden indiren deÄŸer davadır. Bir fikrin ruhu iddia ettiÄŸi ÅŸey ile ölçülür. Fikri felsefeden ayrıştıran ÅŸey hayatın gerçekliÄŸine vurgu yapmasıdır. Zihin eÄŸer bencil bir çerçevede kalmıyorsa bu durumda meÅŸgul olduÄŸu ÅŸey toplumun deÄŸerine ait ise bu durumda orada fikirden söz edebiliriz. Bu durumda “düşünüyorum o halde varım” belirsizliÄŸinden “bir derdim var o halde varım” kararına yol almış oluruz. Adem’den baÅŸlayarak dünyaya gelip te bir dert ile imtihan olmayan kiÅŸi yoktur. Nebilerin hayatları buna örnektir. Zaman ve mekanın belli bir coÄŸrafya etrafında dönmesi bizi Mescid-i Aksa’da devam eden derdimize götürür. Sürekli gasıplar tarafından destabilize edilmesiyle İslam dünyasının ilgisine mazhar olur. Bir mescidin prangalarından kurtuluÅŸu deÄŸildir mesele. O kutlu mescid üzerinden dünyaya ve ukbaya, bireye, aileye ve topluma dokunan bir anlayış var. Taraf olmanın, hakkı savunmanın, dertlerimizi konuÅŸmanın ve insanlığa bir çaÄŸrı sunmanın yolu Aksa davasına çıkmaktadır.

Derdimiz ve davamız ile bayram yapacak bir bütünlüğe sahibiz. Öyle ki hayatına gözyaşı düştüğünce hikmet ile mana inceliklerine ram oluruz. Mutluluk verici tablolar ise şükür ve tefekkürün kapılarını aralar. İki yıldan beri başımıza bir ateş düşebilir beklentisi içinde yaşayan insanlara da bayram gelmiş olabilir. İslam coğrafyasında tepesine inecek kötülüklerin yaygınlaştığı bir zamanda hayat mücadelesi verenlerde barut gölgesinde bayram yapmaktadırlar. Ümmet adına ödenecek bedelleri bizim adımıza omuzlarında taşımaktadırlar.

M. Bayram AYAZ

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.