Sosyal Medya

Mehmet Beyhan: Koltuğun Gölgesinde İnsan



Bazı metinler vardır, bir olayı anlatmaz, bir eÅŸyayı konuÅŸturmaz, bir dönemi eleÅŸtirmez. Bir sembolü merkeze alarak insanın kadim imtihanını yeniden hatırlatır. DeÄŸerli dostum Åževket Hüner’in ‘’Düşünce Mektebi’ndeki 14-02-2026 tarihli ‘’Altın BaÅŸakların Arasında Koltuk’’ yazısı ‘’koltuk’’ etrafında ördüğü metin tam da böyle bir metindir..

Yazıda geçen koltuk, bir eşya olmaktan çıkarılmış, adeta bir şahit hâline getirilmiştir..Üzerinde kimse yokken bile tarih taşıyan, rüzgârla konuşan, başkalarının hışırtısına kulak kabartan bir şahit gibi..Edebi açıdan bize göre, başlı başına estetik bir iddia özelliğini taşıyor. Zira yazıda anlatılan şey, iktidarın tarihi değil, insanın güç ile imtihanıdır.

Yazı, kadim bir kırılma ile baÅŸlar. Orman, tarla, mülkiyet ve ardından koltuk. İnsan doyduÄŸu yerde kalıcı olduÄŸunu zanneder. Bu zan insana insan olduÄŸunu unutturur. İnsan, unutunca emaneti mülk, mülkü hak, hakkı ilahlık vehmine dönüştürür. Bu zihinsel dönüşümün en çarpıcı sembolü ise, Firavun’dur. Firavun’un “en yüce rab” iddiası aslında bir koltuÄŸun insanı neye dönüştürebileceÄŸinin tarihsel ifadesidir. Ancak Hüner’in yazısında Firavun yalnız deÄŸildir. Zira onu mümkün kılan organize edilmiÅŸ bir zihin vardır. Zira köle ruhlar olmadan FiravunlaÅŸma gerçekleÅŸmez. Bize göre, yazarın en sert ama en haklı tespiti tam da burada yatmaktadır.

Ancak yazı karamsar bir kader tablosu çizmez. Koltuğun insanı bozduğu kadar, insanın da koltuğu arındırabileceğini de gösterir. Bu bakımdan Hz. Yusuf (as) kıssasına yapılan gönderme önemlidir. İktidarın tam merkezine oturmuş bir insanın, muktedir olduğu hâlde affedebilmesi...İşte burada koltuk ilk kez sahibine hükmetmez, sahibi koltuğa hükmeder. Güç, iyiliğe, güzelliğe, merhamete hizmet eder..Güç, karekteri büyüten bir imkâna dönüşür. Bize göre, bu metnin ahlaki zirvesi burasıdır...

Ardından gelen üçüncü eşik daha radikaldir: Zira Hz. Muhammed, koltuğu reddeden yüce bir rehberdir...Kendisine iktidar teklif edildiği hâlde onu elinin tersiyle iten bir bilinç veya bir şuur vardır. Bu tavır, siyasal bir stratejiden çok, ontolik bir duruştur. Çünkü burada mesele yönetmek değil, emaneti hatırlatmaktır.

Koltuk yoktur; yaygı vardır. Yani hiyerarÅŸi yoktur; yan, yana, omuz, omuza bir duruÅŸ vardır. Bu bakımdan Åževket Hüner’in yazısı, bu üç tarihsel moment üzerinden insanlığın güçle iliÅŸkisini sorgular. Koltuk, kimi zaman ilahlık vehminin tahtı, kimi zaman affın mekânı, kimi zaman da bilinçli bir reddin sembolüdür. Bu çok katmanlı kurgu, yazıyı sıradan bir politik eleÅŸrinin ötesine taşımaktadır.

Yazının son bölümünde güncele yapılan gönderme ise, sembolün hâlâ canlı olduÄŸunu göstermektedir. Bombalanmış evlerin yıkıntıları arasından çıkarılan, eski koltuklar üzerinde verilen pozlar, aslında ÅŸunu haykırır: ‘’Mülk sizin olabilir ama haysiyet bizimdir.’’ Ä°ÅŸte bu görüntü, koltuÄŸun meÅŸruiyetini tersine çevirir...Zira burada artık koltuk iktidarın deÄŸil, direniÅŸin nesnesidir.

Fakat yazının bize göre asıl değeri, cevap üretmesinden çok, zihinlerde soru doğurmasındadır. Okur ister istemez şu sorular üzerinde düşünür:

1 -  Koltuk insanı mı dönüştürür, yoksa insan içindeki firavunu koltukta mı keÅŸfeder?

2 - Güç yozlaştırır mı yoksa karakteri mi ifşa eder?

3 - Köle ruhu olmadan firavun’un olması mümkün müdür?

4 - İktidar emanete dönüşebilir mi?

5 - Koltuğu reddetmek mi daha zor, yoksa koltuğa oturup bozulmak mı?

6 - Modern dünyada koltuk sadece siyasal mı, yoksa ekonomik ve dijital iktidar biçimlerine mi bürünmüştür?

7 - Sorun koltuk mu yoksa koltuğa tapınan zihin mi?

Åževket Hüner’in yazısı, okuru hem düşündüren hem de rahatsız eden bir metindir. Zira eleÅŸtiri oklarını yalnızca yukarıya deÄŸil, aÅŸağıya da çevirir. Yani yalnızca yönetenlere deÄŸil, yönetilenlere de çevirir. Bu bakımdan bu metin, ahlaki bir yüzleÅŸme çaÄŸrısıdır. Bizim açımızdan en güçlü cümlesi ÅŸudur: Koltuk yittiÄŸinde kölelik de yiter mi? Yoksa koltuklar gider, zihinlerdeki bağımlılık kalır mı? Yani Åževket Hüner’in yazısı bize bir eÅŸyayı deÄŸil, bir aynayı gösteriyor ve o aynada sadece iktidar sahipleri deÄŸil, hepimiz varız.

Toparlayacak olursak; Åževket Hüner’in bu güçlü sembol üzerinden açtığı düşünce ufkunu, yukarıdaki sorular ışığında derinleÅŸtirmesini bekliyoruz. KoltuÄŸun yalnızca tarihsel ve siyasal deÄŸil, zihinsel ve varoluÅŸsal boyutlarını da yazılarında cesaretle sorgulamasını içtenlikle temenni ediyoruz..

Åžikago’dan güzel ülkemizin güzel insanlarına selam ve sevgiler...

Mehmet BEYHAN

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.