Şevket Hüner: Truva Atından Mescid-i Dırâr'a
Truva Savaşı, M.Ö. 12. yüzyılda Batı Anadolu’daki Truvalılar ile Akalar (Yunanlılar) arasında yaÅŸandı. Truva kralı Priamos’un oÄŸlu Paris, kralı Menelaos’un eÅŸi Helen’i kaçırması Yunanlıların Truva’ya karşı büyük bir sefer düzenlemesine yol açtı. 10 yıl süren Truva Savaşı’nda Yunanlılar ÅŸehri kuÅŸatarak alamayınca Odysseus, düşmanın en zayıf noktasının "manevi deÄŸerleri ve zafer sarhoÅŸluÄŸu" olduÄŸunu fark etti. Onun önerisiyle yapılan at, sadece ahÅŸap bir heykel deÄŸil, tanrıça(!) Athena’ya sunulan kutsal bir adak ambalajıyla sunuldu. Atın içine seçilmiÅŸ askerler gizlenmiÅŸti. Truvalılar bu hediyeyi zaferin sembolü sanarak surların içine aldılar. Gece olunca askerler dışarı çıkıp kapıları açtı, Yunan ordusu ÅŸehre girdi ve Truva’yı yıktı. Böylece Yunanlılar, üretilmiÅŸ bir kutsalla Truva’nın direniÅŸini kırdılar.
Ebû Âmir er-Râhib,Hanîf inancına yakın ve Medine’de saygın bir konuma sahipti. Ancak İslâm’ın güçlenmesi nedeniyle Medine’deki nüfuzunu kaybedince Resulullah’a (sav) düşman kesildi. Bizans’tan yardım sözü alarak bir üs kurmayı planladı. Onun teÅŸvikiyle münafıklar, "YaÅŸlılar ve zayıflar yaÄŸmurlu gecelerde uzak mesafeye gitmesin, burada ibadet etsin" diyerek dini(!) bir gerekçeyle mescit inÅŸa ettiler. Bu yapının meÅŸruiyet kazanması için Resulullah’tan (sav) mescidi ziyaret edip namaz kıldırmasını istediler. Gerçek niyetleri Bizans’ın göndereceÄŸi orduları beklemek üzere burayı bir istihbarat merkezi olarak kullanmak, Tebük seferine katılmayanları toplayarak Müslümanları arkadan vurmaktı.Resulullah (sav), Tebük Seferi dönüşünde vahiy yoluyla (Tevbe/107-110) bu kötü niyetten haberdar olunca (Kuran’ın ifadesiyle) Mescid-i Dırâr’ı yıktırdı. Böylece Müslümanlar arasında bölünme ve düşmanlık kaynağı olmadan bu kutsal görünümlü fitne bertaraf edildi.
İki farklı çaÄŸda, iki farklı coÄŸrafyada, biri antik dünyaya ait bir destandan, diÄŸeri ise İslam tarihinin dönüm noktalarından olan bu iki olay, görünüş ile özdeki gaye arasındaki uçurumu anlamak adınaaynı stratejik kurgunun farklı dekorlarda sergilenmiÅŸ halleri gibidir.Biri tahtadan, öküz derisinden ve tunçtan zırhlı dev bir at; ötekisi kerpiç, hurma dalları ve çamurdan yapılmış bir mescit…İnsan zihninde bir mekâna veya nesneye yüklenen kutsallığın en aşılmaz duvarları yıkmak için kullanılan birer maymuncuÄŸa dönüşme beraberliÄŸi...
Bu olaylar arasındaki en acıklı benzerlik,saldırganın cepheden gelmek yerine deÄŸerler sistemine sızmayı tercih etmesidir. Truva Atı estetik ve kutsal bir kılıfla ÅŸehre sokulurken, Mescid-i Dırâr dini bir vecibe görüntüsüyle meÅŸruiyet kazanılmaya çalışılmıştır. Her iki yapı da içinde barındırdığı gerçek niyetin tam zıttı bir dış kabukla gizlenmiÅŸ.Günümüzdeki en etkili tuzaklar, en masum(!) ambalajlarla sunulanlardır…
Tarih bize, nesnelerin ve mekanların isimlerinden ziyade, onlara yüklenen gerçek niyetlere bakmamız gerektiÄŸini öğretir. Truva’nın küllerinin ve Dırâr’ın yıkıntılarının, insanlığa bıraktığı ortak ders, en büyük tehlike, elinde kılıçla bekleyen düşman deÄŸil, dost maskesiyle kutsalın gölgesine sığınan art niyetlilerdir. Bir yapı ister ahÅŸaptan bir at olsun ister taÅŸtan bir mescit; eÄŸer birliÄŸi bozmak ve içeriden çökertmek için inÅŸa edilmiÅŸse, o artık bir sığınak deÄŸil, bir yıkım aracıdır.
Her iki olayda da temel strateji, fiziksel gücün yetmediÄŸi noktada zihinlerde bir “Truva Atı” inÅŸa etmektir. Bugün "Truva Atı" terimi siber saldırılardan siyasete kadar her türlü "gizli sızma" operasyonunu tanımlamak için kullanılır. "Dırâr" kelimesi ise (zarar veren, nifak sokan anlamında) İslam hukukunda, hayırlı bir iÅŸ gibi görünse de aslında kötülüğe hizmet eden her türlü ÅŸer oluÅŸumu ifade eder.
Sözü edilen her iki yapı da birer "bekleme odası" iÅŸlevi görüyordu ve zamanını kolluyorlardı. Buna göre “Sü (Asker) uyur düşman uyumaz” atasözünden anlaşılması gereken, cazip bir görüntü altında sinsice zamanını bekleyene karşı teyakkuz hali terk edilmemeli, sorgulama ve şüphecilik ihtiyacı hatırlanmalı.Zira her iki hileli yapı da ev sahibinin kendi iradesiyle düşmana kapısını açması için planlanmıştır.
Bir ülkenin içinde baÅŸka bir ülkeye ait askeri üstler görünürde, savunma iÅŸ birliÄŸi(!), terörle mücadele(!) veya bölgesel istikrar(!) gibi meÅŸru(!) gerekçelerle kurulur. Bu, truva atları dışarıdan bakıldığında dostane bir yardım gibi görünebilir. Ancak bu üsler aynı zamanda ev sahibi ülkenin iç dinamiklerini gözetleme, siyasi baskı kurma, gerektiÄŸinde müdahale etme imkânı saÄŸlar. Yani görünürdeki dostluk, özünde kontrol aracına dönüşebilir. Bu sayede ev sahibi ülke kendi topraklarında yabancı bir gücün sürekli varlığını kabul etmiÅŸ olur. Bu, uzun vadede bağımsız karar alma kapasitesini de zayıflatır. ÖrneÄŸin ülkemizde tam sayısı bilinmemekle beraber beÅŸ tane Amerikan üssü bulunmakta…
Gazze’de 7 Ekim’den beri süren ve bir türlü kırılamayan kuÅŸatmaya karşı soykırımcı siyonistlerin ateÅŸkes sürecinde ne gibi Truva atları planladıkları, içlerine nifak sokmak için nasıl kutsal görünümlü Dırâryapılanmaları için hazırlık yaptıkları bilinmemekte. Ama cihadın verdiÄŸi teyakkuz hali Filistinli mücahitleri daima diri ve zinde tutmaktadır. Onlar için üzülen bizler isemanipülasyon, propaganda ve tüketim kültürü gibi alanlarda oluÅŸturulan cazip görünen ama bizi ve toplumuzu kontrol altına almak için üretilmiÅŸ Truva atlarını önemsemez bir vurdum duymazlık içinde, yeni ambalajlarla sunulan sahte kutsal projelere bel baÄŸlayan bir gaflette olduÄŸumuz gerçeÄŸiyle yüzleÅŸmeliyiz…
Şevket Hüner /12 Şaban 1447

Henüz yorum yapılmamış.