Gökhan Özcan: Köleleşme özgürlüğü
“Bugün Allah için ne yaptın?” muhasebesinden, “Bugün kendin için ne aldın?” muhasebesine geçtik. İlki manevi bir muhasebeydi, ikincisi dibine kadar maddi! Tüketim bir güdü, bir saldırgan salgı, bir histerik kriz, ateÅŸi sönmeyen bir ihtiras olarak gelip içimize yerleÅŸti. Bir ÅŸeyler satın almadan duramıyoruz, para harcamadığımız gün bize yaÅŸanmadan geçmiÅŸ gibi geliyor. Oysa her gün bir ÅŸeyler satın almaya, bir deli atın üstünde sürekli tüketim rodeosunda performans vermeye yetecek ne gücümüz ne paramız ne de imkânımız var!
Daralıyoruz içimizdeki bu tüketim baskısı yüzünden, içimiz sıkılıyor, patlayacak gibi oluyoruz. Yorganımız ayağımızdan kısa kalınca üşüyoruz, imkanları şartlarla sınırlı hayatlarımız bize yetmemeye, sinirimize dokunmaya başlıyor. Çoğumuz bu yüzden sıkıntılıyız, uyuşturucu bağımlıları gibi tüketmeye bağımlı haldeyiz. Ama yine çoğumuzun içimizdeki nefes darlığının nereden kaynaklandığına dair bir fikri dahi yok. Boyumuzdan büyük acıkmakla kendi nefesimizi kestiğimizin farkında bile değiliz.
Her yanımızı saran reklamlar, tüketim propagandaları gözümüzü boyuyor, bilincimizi boğuyor. Bu girdaba kapılıp gidiyoruz. Reklamların aslında bizim erişemeyeceğimiz ve aslında hiç kimse için de gerçek olmayan dünyalar kurduğunu, bizi bu yalan dünyalara inandırdığını göremiyor, bu dalavereden kendimizi kurtaramıyoruz.
“Cüzdanında paran ya da kredi kartın varsa” dedi yanındakine, “kafanın içinde de sürekli ‘bir ÅŸeyler al, bir ÅŸeyler al!’ diye beynini oyup duran manyak bir papaÄŸan oluyor!”
Erich Fromm, ‘Umut Devri’ kitabında yeni insanın seçme özgürlüğü sandığı ÅŸeyin aslında ne kadar büyük bir aldanış olduÄŸunu çarpıcı biçimde ifade ediyor: “Düzinelerce sigara, diÅŸ macunu, sabun, koku giderici, radyo, televizyon markası var, düzinelerce film ve televizyon programı var. Var oÄŸlu var. Hepsi de onun beÄŸenisini kazanmaya çalışıyor. Hepsi de ‘onun zevki için’ ortaya serilmiÅŸ. İçlerinden birini seçme özgürlüğü var kiÅŸinin, ama bu arada temelde hiçbirinin diÄŸerinden farklı olmadığını unutuyor.”
Reklam sloganlarını dikkatle gözden geçirsek, bize ya çok afaki ya da hiç ihtiyacımız olmayan ÅŸeyleri satmaya çalıştıklarını rahatlıkla görebilir, teÅŸhis edebiliriz. Neden içi asitle dolu ÅŸaibeli bir içecek ‘hayatın gerçek tadı’ olsun ki! Neden özgürlüğü tadabilmek için köşedeki kuyumcuya bir çuval para ödeyelim, deÄŸil mi? Yüzde doksanını hiç kullanmayacağımız boÅŸ uygulamalar yüzünden neden bir telefona daha basit ama iÅŸ görecek bir telefonun beÅŸ katını verelim? Kendi tarzımızı oluÅŸturabilmek için neden filanca markanın moda ikonlarına ihtiyacımız olsun? Kendi iÅŸimizi görebileceÄŸimiz ve ihtiyaçlarımızı gidermekle yetineceÄŸimiz çok daha hesaplı bir hayatı bize bu kadar deÄŸersiz, bu kadar yaÅŸanmaz gösteren nedir? Daha fazlasını kazanmak için bizim daha çok harcamamızı, daha çok tüketmemizi, hatta bunu hayatımızın temel gayesi kılmamızı isteyen yerel-küresel ticaret madrabazları, stil üfürücüleri, tarz kumkumaları olmasın sakın!
Fromm, aynı kitabının bir baÅŸka sayfasında hepimizin az ya da çok içine sürüklendiÄŸi bu sinsi tuzağı teÅŸhir ediyor: “Sanayi, tüketicinin daha çok meta almak için kendiliÄŸinden istek duymasına umut baÄŸlamaz. Modası geçme denen ÅŸeyi ortaya atıp kaçınılmaz kılarak, çoÄŸu kez eskileri çok daha uzun süre dayanacakken, tüketiciyi yeni meta almaya zorlar.”
Bir şey satın alacaksanız en yakın mağazadan alın, aksi halde siz eve dönene kadar yeni modeli çıkabilir, elinizdeki eskiyebilir!
“Parayla satın alınabilen mutluluklar tıpkı çiÄŸnediÄŸimiz sakızlar gibi” dedi beyaz saçlı adam, “kısa zamanda tadı gidiyor, bize boÅŸ boÅŸ gevelemesi kalıyor!”
Gökhan Özcan
https://www.yenisafak.com/yazarlar/gokhan-ozcan/kolelesme-ozgurlugu-4789586

Henüz yorum yapılmamış.