Sosyal Medya

Murat Sayımlar: Suya götürüp susuz getirmek



Suya götürüp susuz getirmek, suya sabuna dokunmamak, suyu başından kesmek, göstermelik, gerçekten kaçmak gibi sözler düşer bazen aklımıza. Bunu genelde ötekiler için gördüklerimizden mülhem dillendiririz de kendimizle ilgili pekte aklımıza gelmez. Sade suya tirit başlığı hepsini, daha fazlasını kapsayacak zenginlikte literatüre girmiş bir deyimdir. Güçlü bir hatırlama, derin bir tefekkür niyetiyle kendimize esastan bakmaya bir niyet edelim isterim.

Sade suya tirit baÅŸlığı, birilerini, birbirimizi ve kendimizi; eleÅŸtirmek, suçlamak, yargılamak, ayıplamak niyeti ile yazılmamıştır. Zira bunların hiçbir iÅŸe yaramadığı aynıyla vakidir. Olsa olsa "tir tir titreyip kendine gelmek" ya da bütün süreçleri ile kâmil bir tövbeye katkısı olsun diye yazılmıştır. 

İçinden geçtiğimiz zamanlar, görünüşte, belki de insanlık tarihindeki en geniş, derin ve kapsamlı bir savaşa şahit olunmaktadır. Esasta ise, Allah'ın istisnasız bütün insanları çok yönlü ve deruni imtihana tabi tuttuğu günlerle yüzleşiyoruz.

İnsanların çoğunluğu, ne olup bittiğinden haberdar değildir ve olmayacaktır da. Bunun nedeni, zaten böyle bir umarsızlık, duyarsızlık, gaflet ve sığlık içerisinde yaşamak tercihlerindendir. Bunlar, hayatı oyun ve oyuncak olarak görüp, böyle yaşayanlardır. Bazıları bu hallerine hakikat, dava, erdem gibi etiketler ve gerekçeler imal edip, bunların çerçevesinde yaşamak gayreti göstermektedirler. Ortak özellikleri ise hakiki bir hakikat arayışında olmamalarıdır. Ellerinde bulduklarını, bulduk sanmalarıdır.

Sade suya tirit işler yapmaktalar, yazılar yazıp, konuşmaktalar ve "fikirler geliştirmekteler." Nedeni, hakikat peşinde olmanın ne demek olduğunu bilmemek, korkular, şahsiyet problemleri veya küçük hesaplar olabilir. Sonuç olarak, neden ve görünüm ne olursa olsun, sade suya tirit vasfı değişmez. Zira bu, hakikate nispeten bir mahiyeti ve kıvamı tarif etmektedir.

Cari hayatın tanım ve tarifleri çerçevesinde ciddi diye vasıflandırıp, anlattıklarının neredeyse tamamının dezenformasyon olduğu, kendinden menkul kafa yapıcı "uzmanların" söylediklerinin izinden gitmek, hakikatin peşinde olmak değildir. Ki farklı farklı iddia ve temsiliyetlerin iç çelişkilerinin yanında, insanlığa hak üzerinden şahitlik yapma mükellefiyetine arama yerine, dinlerini kendi aralarında parça parça etmişliğin sahnesinde boy gösterilmektedir.

İçerisinde bulunduğumuz durum, topyekûn bir savaştır. Savaşın bir tarafı durumu ciddiye almakta ve işini kemal-i ciddiyetle yapmaktadır. Sorun, Hak tarafında olduğunu iddia edenlerin farkındalığı, sorumluluğu, yaklaşımıdır. Savaş ciddi bir iştir. Ancak adam gibi adamların muhatap olacağı, anlayacağı ve tarafı olacağı bir durumdur. Yani sade suya tirit hayatlar yaşayanların harcı değildir.

Allah'ı, hayatı, kendini ciddiye almak, hakkı ve kul olmanın onurunu taşıyanların üstlenebileceÄŸi bir sorumluluktur. Hayallerden, romantik zanlardan, etkisiz edilgenliklerden, sahte tasavvurlardan bahsetmiyorum. Olması gerekenlerin sahicilerine iÅŸaret ediyorum. 

Ciddiye almanın gereği; durumların ve yapılması gerekenlerin farkında olmak, yapılan işin başlangıcında, fonksiyon ve hedef analizi, neticesinde sonuç ve etki analizi yapmaktır. Yani "ne işe yarayacak" diye bir bilinçle başlayıp, sonuçta, "hangi neticeyi aldık" farkındalığına sahip olmaktır. Bu ahsen amel kıvamına işaret eder. Aksi durumdakiler sadece faaliyetlerdir. Elbette onların da razı ettiği bir şeyler veya birileri vardır fakat olması gereken mi, şüpheli...

Ezcümle, Allah'ın kulları ile sade suya tirit işler aynı cümlede kullanılamaz.

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.