Sosyal Medya

Gökhan Özcan / Bataklıkta çiçek açmaz mı?

Gökhan Özcan / Yeni Şafak



Elde bir simit varsa ve karnı aç iki kişi o simidin başındaysa ihtimaller bellidir. İki kişi bir simitle doymayacağına göre ya adil bir şekilde simidi ikiye bölüp ikisi de yarım doyacak ya da biri diğerini sindirip simidi mideye indirecek. Bir simitle iki kişinin tam doymasına imkan olmadığına göre ya ikisi de yarım doymaya kanaat edip hayatını bu gerçekle sürdürmeyi öğrenecek ya da biri doyacak diğeri aç kalacaktı. İnsan olmanın gereği simidi ikiye bölmekti, bunu yapmadılar. Simidin tamamına göz koydular, kırıntılarını simitten payı olmayanlara bıraktılar. Biraz karikatürize olmakla birlikte, bugün dünyanın geldiği yer bundan pek farklı değil!

Güçlü olanlar, olmayanları hamur gibi istediği gibi yoğuruyor, istediği şekle sokuyor. İnsanlığın ortak değerleri dediğimiz şeyler kampanyalara özgü imaj cilalamalarından öteye geçen bir anlam taşımıyor. Yüzyılın bayında hepsi birer insanlık rüyası olarak parlatılan hedeflerin cilalarının altından kirli paslı gerçekler çıktı. Artık herkesin acı ve endişeyle yatıp derin korkular ve kederlerle uyandığı kaotik bir gezegende yaşıyoruz. Aydınlık, rahat, konforlu bir gelecekle ilgili fanteziler ürküntü verici senaryolarla karardı çoktan. Dünyanın bir yarısı neredeyse her gün hayatta kalabilmek için mücadele veriyor. Diğer yarısı iyi kötü çarkını döndürecek imkanlara sahip ve bunları kaybetmenin korkusu bütün hayatlarını kaplayan bir kabusa dönüşüyor her geçen gün. Mutlu bir azınlıksa tatminsizliğin dibini bulmuş, kolay kazanılmış güç ve servetlerini hangi saçmalıkla çarçur edeceğinin derdinde.

Hayatın zaten normal olmayan seyrini kesintiye uğratan her beklenmedik durum, kitlelerin gündelik hayatlarına devasa tsunamiler olarak yansımaya başladı daha şimdiden. Birbirimizi daha iyi bilişelim daha yakın tanışalım diye geliştirildiği söylenen yeni teknolojiler ne kadar zayıflığımız varsa ortaya çıkardı. Artık zayıflıklarımız en güçlü yanımız ve bizi zihinsel ve duygusal olarak yanlış yönlerimiz, yönelimlerimiz yönetiyor. Salgın hastalıklar, doğal felaketler, mali krizler, bölgesel çatışmalar, insanları birbirine bağlayan bağlar neredeyse kopma noktasında olduğu için aklıselim içinde dayanışarak çözülemiyor. Aksine, her arıza insanların öfkelerini, nefretlerini, acımasızlıklarını, hülasa içlerindeki kötücül potansiyeli besliyor.

İkide bir savaşın eşiğine geliyoruz ve dünyaya hakim olan öncül endişe insanların canlarından olacağı ya da hayatın tahrip olacağı değil! Kahir ekseriyet güç dengelerinde durumun ne olacağına, enerji dağıtımındaki muhtemel aksamalara, borsa ve sermaye piyasalarındaki dalgalanmalara ve oluşan krizlerin satın alma portföyümüzden neleri eksiltmek zorunda kalacağımıza yönelik daha çok.

Atomu parçalamanın, Mars’a yol bulup gitmenin, yapay zeka yüzyılı başlatmanın, hayatın simülasyonunu üretmenin derdine düşmüş bilim ve teknoloji simsarları, küçük ısırgan bir bakteri ya da virüsle baş etmenin belli ki hiç bir hazırlığını yapamamış. Buna ilave olarak, bütün bu kapanma atmosferinin, daha kirli bir başka planın öncü atağı olduğunu, bu arada küresel ilaç tüccarlarının da kasalarını tıka pasa kazançla doldurduğunu söyleyenler var ve biz onlara gönül rahatlığıyla “Olmaz artık bu kadarı!” diyemiyoruz.

Bu kaotik dünyada, her şeyin üstüne gölge düşüren bu karanlık çağda; belki koruyabilseydik, insanlığımızla ayakta kalabilirdik. Bitti mi peki her şey, sonuna geldik mi insanlığın büyük hikayesinin? En büyük kaybımızın ‘insanlık’ olduğunda karar kılabilir, nedametimizi yıkılmak için değil, yeniden ayağa kalkmak için bir hareket noktası olarak alabilirsek, ayağımızı bastığımız bereketli topraklar insanlık tohumunu yeniden yeşertecektir. Unutmayalım; hakikate doğru atılan adım, kötülüğe doğru atılandan çok daha bereketlidir. Ve yine hatırlayalım; dünyanın en güzel çiçeklerinden bazıları bataklıklarda açar. Bundan asla şüphe duymayalım ve ne kaybettiysek onu yeniden samimiyetle kalbimizde arayalım!

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.