Sosyal Medya

Kaplanlarla krematoryum arasında kalan Sahabe mirası MOOR Müslümanları

İslam’ın zuhur ettiği asırda adaya gelen Arap tâcirler eliyle çok erken ihtida eden ve 16. asırda Portekizliler gelinceye dek ciddi bir nüfus ağırlıkları olan Sri Lankalı Müslümanlar Portekizli istilacılar tarafından kıyımlara uğratılmış, zenginliklerini ve seçkin konumlarını kaybetmişlerdi. MOORLAR olarak adlandırılan bu Müslümanlardan geriye kalanlar, şimdi rejimin tasfiyesiyle karşı karşıya.



Sri Lanka Kamu Güvenliği Bakanı Sarath Weerasekera, Müslüman kadınların peçe takmasının “ulusal güvenlik" gerekçesiyle yasaklanması için kabinede hazırlıklar yapıldığını duyurdu. Bununla kalmayıp binden fazla İslâmî okulun kapatılacağını açıkladı. Nüfusun yüzde 9’unu Müslümanların teşkil ettiği 22 milyonluk ülkede Müslüman azınlığa karşı ayrımcı ve baskıcı uygulamalar bugün başlamadı, yarın da biteceğe benzemiyor.

Güney Asya’daki bu savaş yorgunu adada neler oluyor?
 
“Burkanın ulusal güvenlik üzerinde doğrudan etkisi var" diyen Kamu Güvenliği Bakanı basın açıklamasında şunları söyledi: “Eskiden pek çok Müslüman arkadaşımız vardı, ancak Müslüman kadınlar ve kızlar hiçbir zaman burka giymezlerdi. Son zamanlarda ortaya çıkan peçe ise dinî aşırılığın bir işaretidir. Kesinlikle yasaklayacağız.” İslâmî okullar konusunda da “Kimse bir okul açıp çocuklara ne isterse öğretemez” şeklinde konuştu.
 
Maske zorunlu peçe yasak
 
Ülkede bir süredir “dînî aşırılık”la baş etme adına terörle mücadele yasaları çıkarılıyor. Sözgelimi herhangi bir şüphelinin “radikalleşme” sebebiyle iki yıla kadar tutuklanması gayet mümkün. Radikallik vurgusunun artmasının mazereti ise Nisan 2019’daki uğursuz terör saldırısıydı. Kolombo kentinde paskalya pazarında iki Katolik, bir Protestan kilisesiyle, üç lüks oteli hedef alan saldırıda 260’dan fazla insan katledilmişti. Katliamı DEAŞ’a bağlı iki yerel grup üstlenmişti.
 
Sri Lanka Kamu Güvenliği Bakanı Sarath Weerasekera
 
Sri Lankalı Müslümanları temsil etmeyen, kahır ekseriyetinin lanetlediği bir eylemin ceremesini yine onlar ödedi. O güne dek farklı suretlerde mâruz kaldıkları ayrımcılık daha sert ve sistematik biçimde hayatlarını iyice çekilmez hâle getirdi. Peçe yasağı bu katliamdan sonra uygulamaya konmuş fakat gelen uluslararası tepkiler gözetilerek askıya alınmıştı. Anlaşılan o ki, rejim, Müslümanları baskı altında tutmaya kararlı, velâkin bunun zamanlaması konusunda temkinli olma gereği duyuyor. Yasağın yeniden dillendirilmesi, sonra gelen tepkiler üzerine yeniden çekildiğinin duyurulması bir kez daha gündemleşmeyeceği mânâsına gelmiyor.
 
Maske zorunlu fakat peçe yasak
 
Barış ve kadın hakları gönüllüsü Shreen Saroor, “Müslüman toplumun sürekli hedef alındığını” söylüyor ve bunu “Sri Lanka'daki İslamofobik tepkinin bir parçası” olarak tanımlıyor. Koronavirüs salgını sebebiyle tüm ülkede maske takmak zorunlu hale getirilmişken peçe yasağının trajikomikliğine dikkat çekiyor ve “fazlasıyla siyasî bir intikam hamlesi gibi göründüğünü” belirtiyor.
 
Korona bahanesiyle ölü yakma
 
Koronavirüs demişken; Sri Lanka rejimi Müslümanları virüs üzerinden de vurmak için son derece ürkütücü bir hukuksuzluğa imza attı. Salgın kurbanlarının bedenlerinin yakılması prosedürünü Müslüman ve Hristiyanlara uygulamaları açık bir insan hakları ihlâliydi. Yüzde 75’i Budist ve yüzde 15’i Hindu olan toplumda cenazelerin yakılmasında bir beis olmayabilir fakat bunun Hristiyan cemaate ve Müslüman azınlığa da dayatılması rejimin her fırsatta İslam’a saldırma şevkinin açık bir göstergesi.
 
Üstelik bunu oldukça şaibeli biçimde yaptı. Toplam 450 korona kaynaklı ölümün yarısından fazlası Müslüman. Nüfusun 10’da 1’ini teşkil eden bir azınlık için aşırı ve şüpheli bir oran değil mi? “Virüs teşhisi konulursa cenazelerinin yakılacağını düşünen Müslümanlar tedaviyi reddettikleri için daha fazla öldüler” izahı ne kadar doğrudur bu da tartışmalı.
 
Korona bahanesiyle ölü yakmayı zorunlu kılan tek ülke Sri Lanka değil. Çin var; başka bir ülke de yok. Bunu bilimsel gerekçelerle izaha yeltenmelerine ise Dünya Sağlık Örgütü bile itiraz ediyor. DSÖ cenazelerin uygun şartlarda toprağa verilmesinin halk sağlığı için tehdit oluşturmayacağını açıkladı ama Sri Lanka rejimi oralı olmadı. Çünkü bilimsel kılıflara rağmen burada ırkçı ve dinsel bir hınç var.
 
Barış ve kadın hakları gönüllüsü Shreen Saroor, “Müslüman toplumun sürekli hedef alındığını” söylüyor ve bunu “Sri Lanka'daki İslamofobik tepkinin bir parçası” olarak tanımlıyor.
 
Devlet değil çete
 
Bir devletten ziyade çete mantığıyla hareket ettiklerine dair çok sayıda beyan mevcut. Mağdur ailelerin anlatımına göre cenazeler yakıldıktan sonra aslında çoğunun negatif olduğu anlaşılmıştı. Bir kısmından ise okuma-yazma bilmeyen yakınlardan alınan imzalarla cenazelere el konmuş, yakma işlemi gerçekleştirilmişti. En korkuncu ise yirmi günlük bir bebeğin anne babasının elinden zorla alınarak yakılmasıydı.
 
Bütün bunlar Müslüman ve Hristiyan âileler için ağır birer travma ve öfke sebebi elbette. Ne var ki açılan davalardan sonuç alınamadı. Sri Lanka Yüksek Mahkemesi, iptal talebini reddetti ve zorunlu yakma işleminde hukuka aykırı bir yan bulunmadığına karar verdi. İnsan hakları gruplarından 24 tanesi ortak bir bildiri yayınlayarak “zorbalık” ve “tehdit”in kaldırılması çağrısında bulundu ama bir sonuç alamadılar. 57 üyeli İslam İşbirliği Teşkilatı’nın üst üste beyanları da rejime geri adım attıramadı.
 
10 Şubat'ta Başbakan Mahinde Rajapaka cenazelerin defnine izin verileceğini duyurdu ancak ertesi gün kendini yalanlayarak yakma politikasından taviz verilmeyeceğini söyledi. Pakistan Başbakanı İmran Han’ın 23 Şubat’taki ziyaretinin de ana konularından biri buydu. İmran Han’ın ziyareti esnasında Müslümanlardan küçük bir topluluk, kefenlenmiş cenaze sembolleri taşıyarak dayatmayı protesto etti ve bulundukları kötü durumu ifade etmeye çalıştılar. Uluslararası Af Örgütü ve BM’nin de nihayet araya girmesiyle şubat sonunda hükümet uygulamanın kaldırıldığını açıklamak zorunda kaldı.
 
Budist fanatikler
 
Mesele ne DEAŞ ne korona. Sri Lanka devleti Müslüman azınlığı tasfiye etmekte kararlı. Ülkenin yakın tarihi Müslümanlara karşı kabarık ayrımcılık dosyalarıyla dolu. Üstelik Müslümanlar sadece rejimin keyfî yasak ve zorbaca baskılarıyla değil ‘Tamil Kaplanları’ adlı silahlı örgütün sistematik katliamlarıyla da yüzleşmek zorunda kaldılar seneler boyu. Ülkenin kuzeyinde 1990’da bir gecede 70 bin kişiyi evinden eden tasfiye hamlesi bunlardan sadece biriydi. Aynı yıl Kattankudy’deki bir camide 130, Eravur’daki camide ise 160 kişi katledildi. Müslüman ahali, gerillaların toprak gaspları, taciz, adam kaçırma ve işkenceleriyle yıldırıldı.
 
Üstelik Müslümanlar sadece rejimin keyfî yasak ve zorbaca baskılarıyla değil ‘Tamil Kaplanları’ adlı silahlı örgütün sistematik katliamlarıyla da yüzleşmek zorunda kaldılar seneler boyu.
 
Örgütle rejim arasında 2002’de başlayan barış görüşmelerinde Tamil kavminden olan ahali de Sri Lanka Müslüman Kongresi (SLMC) gibi teşkilatlar da hiçbir biçimde muhatap alınmadı. Uğradıkları zararlar tazmin edilmedi, toprakları iade olunmadı. 26 yıl süren savaş boyunca iki ateş arasında kalan Müslüman halk barış sürecinde Tamil Kaplanları’nın insafına terk edildi. Arazi gaspları ve cinayetler daha da arttı. Budist fanatikler Müslüman mabetleri hedef almaktan vazgeçmediler. 2013 ve 2014’te cemaatlere yönelik linç eylemlerinde camiler tahrip edildi, 4 Müslüman katlolundu.
 
Portekizli istilacıların mirası
 
2013’ten bu yana başörtünün ve helâl gıdanın yasaklanması için ırkçı kampanyalar düzenleyen Budist örgütler, Müslüman kadınları ve başta kasaplar olmak üzere işyerlerini tacizi örgütlü biçimde sürdürüyor. Saldırıyorlar, yağmalıyorlar, kan döküyorlar ama polis tarafından gözaltına bile alınmıyorlar. Açık ki devlet bu Budist çeteler eliyle aslında kendi projesini hayata geçiriyor: Müslümanlara hayat hakkı tanımamak!
 
İslam’ın zuhur ettiği asırda adaya gelen Arap tâcirler eliyle çok erken ihtida eden ve 16. asırda Portekizliler gelinceye dek ciddi bir nüfus ağırlıkları olan Sri Lankalı Müslümanlar Portekizli istilacılar tarafından kıyımlara uğratılmış, zenginliklerini ve seçkin konumlarını kaybetmişlerdi. MOORLAR olarak adlandırılan bu Müslümanlardan geriye kalanlar, şimdi rejimin tasfiyesiyle karşı karşıya.
 
Kanlarına susamış kaplanlarla canlarına susamış krematoryumlar arasında kalan Müslümanlar lisan-ı hâlle şöyle diyorlar: “Dert çok, hemdert yok, düşman kavi, talih zebun!”
 
Müellif: Bülent Tokgöz / Kaynak: Nihayet Dergi

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.

window.dataLayer = window.dataLayer || []; function gtag(){dataLayer.push(arguments);} gtag('js', new Date()); gtag('config', 'UA-57160306-1');
window.dataLayer = window.dataLayer || []; function gtag(){dataLayer.push(arguments);} gtag('js', new Date()); gtag('config', 'UA-57160306-1');