Sosyal Medya

Prof. Dr. Mustafa Öztürk: Salgın günlerinde Ramazan

Bu sene Ramazan zor bir zamana denk geldi. Kendimizi adeta kıstırılmış gibi hissettiğimiz, virüs belası yüzünden sürekli olarak kendimizi dinleyip, zaman zaman “Acaba ben de mi virüs kaptım” diye işkillendiğimiz ve bu yüzden de zamanın seyrini takip edemediğimiz bir atmosferde Ramazan adeta çat kapı çıkageldi.



İlk vehlede kendimizi biraz buruk, biraz keyifsiz, biraz hüzünlü hissetsek de Ramazan kesinlikle iyilik ve güzellikle geldi. Her şeyden önce Ramazan’ın koronavirüsle mücadeleyi manen güçlendirecek bir vesileye dönüşeceği kesin… Çünkü oruç tutan insanların, özellikle gündelik yaşamda yoğun enerji sarfiyatı gerektiren iş kollarında çalışan insanların oruç süresini daha sakin, daha dingin bir atmosferde geçirmek istedikleri malum… Ayrıca koronadan korunma tedbirleri kapsamında uygulanan sokağa çıkma yasağı, oruç ibadetinin ev ortamında daha rahat eda edilmesine fırsat sağlayacak gibi… Ancak bu husus işin bir tarafı; söz konusu tedbirler ve uygulamalar yüzünden medar-ı maişetlerinden geri kalan insanlar açısından bakıldığında, hayatın bir an önce normale dönmesi için elden gelen tüm imkânları sonuna kadar kullanmamız ve bu büyük sıkıntıyı bir an önce atlatmamız gerektiği de kuşkusuz…  
 
Malum, özellikle görsel medyada korona, bağışıklık sistemi ve oruç meselesi gündeme geldi ve bu konuda bize de birtakım sorular yöneltildi. Ancak konunun medyaya intikal şekli, maalesef, “Kelle paça çorbası içmek korona sorununu çözer” şeklindeki magazinden pek farklı değildi. Ramazan ve oruçla ilgili klişe soruların öteden beri magazin konusu olması hep canımı acıttı. Bu mesele bir tarafa, aslında kimlerin oruç tutup tutamayacakları konusunda daha önceki yıllardan farklı bir durum yok ortada… Hatta sağlıklı olan herkes için bu seneki Ramazan malum tedbirler sebebiyle oruç tutmaya daha elverişli bir döneme denk geldi… Ciddi sağlık sorunları sebebiyle kendilerini risk altında görenlere gelince, bu durumdaki insanların oruç konusunda danışacakları adres Diyanet yetkilileri ve/veya bizim gibi İlahiyat akademisyenleri değil, hastalıklarını takip edip tedavilerini düzenleyen hekimlerdir. Daha açıkçası, kronik hastalığı bulunan ve oruç tuttukları takdirde vücut dirençlerinin düşeceği zehabına kapılan insanların kendi hekimlerine danışmaları ve onların yönlendirmesine göre adım atmaları gerekir. 
 
Bilindiği üzere Ramazan ayı İslam geleneğinde özel ve önemli bir zaman dilimi olarak kabul edilir. Bu zaman diliminin özel ve önemli olması, Kur’an’ın Kadir gecesinde insanlıkla buluşması ve bu gecenin de Ramazan ayının içinde yer almasıyla ilgilidir. Daha açıkçası, genelde Ramazan ayının, özelde Kadir gecesinin önemi Kur’an’ın nüzulünden gelir. Öte yandan, Hz. Peygamber’in sünnetiyle sabit olduğu üzere Ramazan “i’tikâf” diye isimlendirilen ve ibadet niyetiyle Ramazan’ın son on gününü camide geçirmeye karşılık gelen bir dinî-ahlâkî gelenek de içerir. Bu çerçevede koronalı günler, evleri mescide dönüştürmek ve evlerin bir köşesinde i’tikâfa çekilerek sözgelimi Kur’an’la haşir neşir olmak, istiğfarda bulunmak ve kendi kendimizi hesaba çekerek manen arınmaya çalışmak gibi birçok hayırlı amele de vesile kılınabilir. Zira unutmamak gerekir ki ilk planda şer görünen birçok şey zaman içerisinde birtakım vesilelerle hayra tebdil olabilir. Kaldı ki Yaşar Kemal’in dediği gibi, “yaşam umutsuzluktan umut üretmektir. İnsan umutsuzluktan umut üreterek bugüne kadar gelmiştir.”
 
Bu sene koronalı günlerde idrak ettiğimiz Ramazan daha düne kadar adeta bir yaşantı oburu gibi davranarak sürdürdüğümüz hayat tarzımızı gözden geçirip ömür sermayemizi ne tür emeller, hevesler ve hedefler uğruna tükettiğimiz hususunda kendimizi sorgulamamız ve bu vesileyle kendimizi dinleyip durulmamıza da vesile olabilir. Bugüne kadar sürekli olarak seğirtir gibi yaşamakla dünya gailelerini bitiremediğimize göre biraz da usul usul yaşamayı öğrenmek ve bu şekilde yaşamayı denemek faydalı olabilir. Dış dünyaya odaklanmış ve hayatın hızı yüzünden çoğu kez de ayartılmış aklımız ile belki kendimizi bildik bileli hep üvey evlat gibi davrandığımız ruhumuz ve vicdanımızı korona yüzünden ağır aksak akan şu zamanlarda bir araya getirip birbiriyle kaynaşmalarını sağlamaya çalışmak ve bu sayede daha tam, daha kâmil bir insan olabilmenin idrakine varmak büyük bir kazanım olsa gerektir.
 
Kendi adıma konuşmam gerekirse, elli yılı geride bırakmış bir insan olarak hayattan yana hayli yorgunum; bu yüzden de ruhsal olarak sakinlik ve dinginliğe çok büyük bir ihtiyaç hissediyorum. Bilhassa kendi “iç ben”imle konuşup vicdanımın sesini dinlemeyi, bugüne kadar yaşadığım hayatta sabit davranış kalıpları haline gelen hata ve kusurlarımla yüzleşip geç de olsa bu davranış kalıplarıyla ilişkimi kesmek istiyorum. Bu yüzden, koronalı günlerde yaşamak durumunda kaldığımız Ramazan’ı kendimizi dinleme ve kendimize gelme hususunda çok büyük bir fırsat olarak görüyorum. Korona ve Ramazan vesilesiyle yaşantı oburluğuna en azından bir süre ara vermeyi, hayatı daha ağır, tabir caizse usul usul yaşamayı öğrenmeyi, sürekli olarak bir şeylerin peşinde seğirtmemeyi, kısacası bütün bir hayatımızı adamakıllı kritik edip bundan sonraki ömür sermayemizi daha insani ve ahlaki değerlerle mücehhez şekilde harcamayı öneriyorum. Son bir not olarak bu önerinin herkesten önce kendime yönelik olduğunu özellikle belirtmek istiyorum. 
 
Karar

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.

window.dataLayer = window.dataLayer || []; function gtag(){dataLayer.push(arguments);} gtag('js', new Date()); gtag('config', 'UA-57160306-1');
window.dataLayer = window.dataLayer || []; function gtag(){dataLayer.push(arguments);} gtag('js', new Date()); gtag('config', 'UA-57160306-1');