Sosyal Medya

Özel / Analiz Haber

İbrahim Kalın: Bir portnenin anlattıkları ve Fatih ve Dracula hikayesi

Fatih Sultan Mehmed’in Avrupa’ya olan siyasî, ticarî ve kültürel ilgisi İstanbul’un fethinden sonra da artarak devam etmiştir. Bunun çarpıcı örneklerinden birini Venedik Kralına yaptığı bir davette görüyoruz. Kralı oğlunun düğününe davet eden Fatih, İstanbul’a bir ressam, heykeltıraş ve bronz dökümcüsü de göndermesini ister.



Venedik Konseyi derhal toplanır ve dönemin en büyük ressamlarından olan Bellini’yi 1479’da Ä°stanbul’a gönderir. Ä°stanbul da yaklaşık 18 ay kalan Bellini, Sultanın portresini yapmadan önce saray hayatına ve Ä°stanbul’un günlük yaÅŸamına iliÅŸkin çeÅŸitli resimler yapar. Fatih, kendi portresinin yapılmasına izin vermeden önce Bellini’ye bazı sipariÅŸlerde bulunur ve Venedikli ressamın ustalığını test eder. Bellini, ÅŸöhretinin hakkını verir ve ünlü Fatih tablosunu çizer.
 
 
Bellini’nin 25 Kasım 1480’de tamamladığı Fatih portresi, Rönesans sanat akımlarının izlerini taşır ve realist kimliÄŸiyle öne çıkar. Fatih, başında büyük bir beyaz sarıkla ve dörtte üç açıyla yan profilden tasvir edilmiÅŸtir. Bellini, Fatih’in sarığını ve üzerindeki kıyafetleri Osmanlı Sultanının ihtiÅŸam ve zarafetini yansıtacak ÅŸekilde çizer. Fatih’in yüzündeki dinginlik ifadesi dikkat çekicidir. SavaÅŸçı, eli kılıçlı, kan döken, korkunç Türk imajına karşılık; burada özgüven, iç huzur ve sakinliÄŸiyle öne çıkan bir Sultan vardır. Fatih’in başının etrafındaki çerçeve ve mermer kemer, Sultanın bir camdan baktığı izlenimini verir. Kemerin iki yanında havada asılı duran altı yaldızlı taç ve halı üzerindeki taç, imparatorluk sancağını oluÅŸturan yedi tuÄŸu temsil eder. Fatih’in tasarrufu altında bulunan büyük siyasî ve askerî güç, tabloya Latince bir iba-reyle nakÅŸedilir: Victor orbis, yani ‘Cihan Fatihi’.
 
Fatih, batılı bir ressama portresini yaptıran ilk Osmanlı padiÅŸahıdır. Büyük Ä°skender’in varisi olduÄŸuna inanan Fatih, böylece sadece siyaset ve askeri stratejide deÄŸil, sanatsal ve kültürel etkileÅŸim alanında da yeni ufuklara açılmaktan yana olduÄŸunu gösterir. Portresinin yanı sıra kendisi için bronz madalyonlar da döktürür. Bunlardan bir tanesi Bellini’ye aittir. DiÄŸer madalyonlar Constanza de Ferrera ve Bertoldo di Giovanni gibi yine Ä°talyan sanatçılara aittir. Rönesans döneminin izlerini taşıyan madalyonlarda Fatih, Bellini’nin portresindeki gibi sarıklı olarak ve yan cepheden tasvir edilmiÅŸtir.
Bir rivayete göre, Fatih’in yerine geçen oÄŸlu II. Bayezid, bazı alimlerin etkisiyle Bellini’nin Fatih portresini, saraydaki diÄŸer portrelerle birlikte çarşıda sattırır. Tablo, Venedikli tacirler tarafından satın alınır. Böylece Venedikli usta ressamın eseri, kendi ülkesine geri döner. Eser bugün Ä°ngiltere’de Ulusal Galeri’de bulunmaktadır. Müteakip yıllarda çeÅŸitli restitüsyonlara uÄŸradığı anlaşılan eser, Fatih Sultan Mehmed’in özellikle Batı’da en fazla bilinen resmi haline gelmiÅŸtir. Bunun kadar meÅŸhur bir diÄŸer Fatih portresi, Osmanlı nakkaşı Sinan’a aittir.
 
NakkaÅŸ Sinan’ın gül koklayan Fatih minyatürü, Fatih’in kültürel etkileÅŸime açık karakterinin çarpıcı örneklerinden biridir. Bellini’yi Ä°stanbul’a davet eden Fatih, aynı zamanda NakkaÅŸ Sinan Efendi’yi Batı resim sanatını incelemek üzere Venedik’e gönderir. Sinan burada Maestro Paolo adlı bir ressam ile çalışır. Ä°stanbul’a, iki resim geleneÄŸine de hakim bir sanatçı olarak döner. Gül koklayan Fatih portresi, bu giriÅŸimin meyvesidir. NakkaÅŸ Sinan’ın Fatih portresi, kudretli bir devletin başında büyük bir askerî ve ekonomik güce hükmeden Türk Sultanını son derece nezih, ince ve latif bir ÅŸekilde resmeder. Sultanın oturuÅŸu, kaftanı ve sarığı, azamet ve kudreti de etkili bir ÅŸekilde yansıtır. Osmanlı minyatür sanatını ve Avrupa resim geleneÄŸini yakînen bilen NakkaÅŸ Sinan, celâl ve cemâl neÅŸvesini tek bir resimde bir araya getirmeyi baÅŸarır. Islâm geleneÄŸinde Hz. Peygamber ile birlikte tasavvur edilen gül, Fatih’in elinde ayrı bir manevî anlam kazanır.
 
 
Fatih ve Drakula
 
Fatih, ‘cihan hakimi olarak kendi halkı arasında popüler, Balkan ve Avrupa milletleri arasında da merak konusuydu. GirdiÄŸi savaÅŸları kazanıyor, usta siyasî manevralarla istediÄŸini masa başında elde ediyordu. Fakat bunun önemli istisnaları da vardı ve bunlardan biri, bugün Drakula efsanesi olarak bilinen hadiseyle yakından ilgilidir. ‘Tepes’ yani ‘Kazıklı’ diye ÅŸöhret salan Vlad Dracul (1430-1476), Osmanlı vassalı olan bir Rumen voyvodanın oÄŸluydu. 1456 da kendisi vassal oldu. 1459’da Osmanlı’ya olan vergi borcunu ödemeyi reddetti ve Osmanlı ordusunun Erdel’e geçiÅŸine izin vermedi. Fatih, meseleyi diplomatik yollardan çözmeye çalıştı. Fakat Dracul, Fatih’in Eflak’a gönderdiÄŸi elçileri sarayının önünde kazığa oturtarak meydan okudu. Bu tarihten itibaren bütün düÅŸmanlarını acımasızca kazığa oturtan Vlad, Avrupa’da ‘Kazıklı Dracul’ olarak anılmaya baÅŸladı.
 
Fatih, 1462’de muazzam bir orduyla Tuna Nehri’ni geçerek Eflak’a doÄŸru ilerler. Vlad, geri çekilmek yahut af dilemek yerine, bir baskınla Fatih’i ve komutanlarını öldürmeyi planlar. Kalabalık Osmanlı askerleri ve etkin savaÅŸ teknikleri karşısında geri çekilmek zorunda kalır. Fakat yolda Fatih ve askerleri dehÅŸet verici bir manzarayla karşılaşır. Üç kilometre uzunluÄŸunda ve bir kilometre geniÅŸliÄŸinde bir alanda esir edilmiÅŸ yaklaşık yirmi bin Türk ve Müslüman, kazıklara geçirilmiÅŸtir. Bir kaynaÄŸa göre “annelerine baÄŸlanıp kazıklara oturtulmuÅŸ küçük çocuklar da vardı ve göÄŸüs kafeslerinin içine kuÅŸlar yuvalanmıştı”. Bu dehÅŸetengiz manzara, savaÅŸlarda pek çok ölüm görmüÅŸ olan Osmanlı askerlerini bile derinden sarsmıştı. Her ne kadar Fatih seferine devam ettiyse de gerilla taktikleriyle savaÅŸan Vlad’ı bulmak mümkün olmadı. Tarihin cilvesine bakınız ki Vlad Dracul, aynı yıl Osmanlılar deÄŸil, Macaristan Kralı Mathias Corvinus tarafından esir alındı. Corvinus, Avusturya’ya karşı Osmanlıların desteÄŸini almak istiyordu. Bu yüzden Vlad’ı yıllarca esir tuttu. Fakat kendisi Osmanlılara karşı savaÅŸmaya baÅŸlayınca Vlad’ı serbest bıraktı; ona asker ve para vererek hizmetine aldı. Bosna ve BoÄŸdan’da Osmanlı ordusuna karşı savaÅŸan Vlad, 1476’da bir savaÅŸta öldürülerek boynu vuruldu ve kellesi Fatih’e gönderildi.
 
Osmanlı için bir baÅŸ aÄŸrısı olan Vlad Dracul, Romanya’da ve Avrupa’da Hristiyanlık’ın yavuz kumandanlarından biri olarak efsaneleÅŸtirilmek istendi. SavaÅŸlardaki acımasız tutumu ve on binlerce masum insanı kazıklara oturtma, kısmen örtülmek istendi. Mircae Eliade, Vlad tiplemesi üzerinden ÅŸu deÄŸerlendirmede bulunur:
 
“Romanya’nın Hristiyan Batı’nın kalesi olarak tarihsel bir misyona sahip olduÄŸu fikri, tüm büyük Rumen prenslerinin bilincinde alttan alta varlığını korumuÅŸtur”. OrtaçaÄŸa ait Rumen ve Bulgar kaynakları Vlad’ı, acımasız yöntemler kullanmakla beraber Osmanlılara karşı korkusuzca savaÅŸmış bir komutan olarak tasvir ederler. 18. ve 19. yüzyıl Rumen edebiyatında Vlad, giderek bir millî kahraman kimliÄŸine bürünür. Buna karşın Alman ve Macar kaynakları Vlad’ı bir despot ve ca¬ni olarak anlatır. Zira Vlad, sadece Türkleri ve Müslümanları deÄŸil, kendisine karşı çıkan dindaÅŸlarını da hunharca katletmekten ve kazıklara oturtmaktan çekinmemiÅŸtir. Vlad, günümüz Romanya’sında tartışmalı bir figür olmaya devam etmektedir.
 
Vlad Dracul’un vampir Drakula efsanesinin kaynağı haline gelmesi, Ä°rlandalı yazar Bram Stoker’ın onun kanlı maceralarını bir vampirler prensi olarak arılattığı 1897 tarihli Dracula adlı romanıyla baÅŸlar. Drakula, kan içici bir vampir olarak popüler kültürün dikkat çekici ikonlarından biri haline gelir. Bugün Drakula filmleri, kostümleri ve efsaneleri tarihte yaÅŸamış Vlad Dracul ile genellikle dolaylı ve uzaktan bir iliÅŸkiye sahiptir. Fakat onun dehÅŸet verici ve hunharca savaÅŸ taktikleri ve kazık sapkınlığı, kan emici vampir imajına çok da ters düÅŸmemektedir.
 
Kaynak:Ben,Öteki ve Ötesi (Ä°nsan yay.),sayfa; 210-217

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.