Sosyal Medya

Mevlana İdris: Bülbüle küsen karga

Eskilerin “etme câhille sohbet, küstürürsün” ikazı yerinde olmakla birlikte icraatlar bu uyarının dışında kalmayı mümkün kılmıyor. Şimdi tekraren: ‘Bilmiyorum” kelimesini kullanan o güzel insanları yeniden selamlayalım.



"Cehalet ne güzel , her şeye verilecek bir cevabı var” sözünü ilk duyduğumda, yaptığım ilk şey, kendimin her soruya cevap verip vermediğini düşünmek olmuştu.
 
Ve artık çok az kullanılan “bilmiyorum” sözünü söyleyen kimseyle karşılaştığımda yükselen sarılma isteğinin kökenlerine doğru adımlamıştım.
 
Herkes her şeyi biliyorsa, her şey niye böyle?
 
Her şeyi bilemez, her soruya cevap veremeyiz ama günlük hayatta bu gerçeği temelinden sarsmaya çalışan câhil örnekleri sıkça görürüz.
 
Merhum İbnü’l Emin Mahmut Kemal istemeden kulak misafiri olduğu iki kişiyi biraz dinledikten sonra dayanamaz ve hiddetle o iki adamın birine şöyle der: “ Sen câhilsin!”
 
Sonra diğer adama döner ve ekler: “ Sen câhil bile değilsin!”
 
Bilge insan câhile pek bulaşmamaya çalışsa da bu pek elinde değildir. Çünkü câhil gelip ona bulaşır.
 
Nasıl ki trafikte sizin çok usta bir şoför olmanız, bir aceminin gelip size çarpmasına mâni olamıyorsa, hem câhil hem saldırgan kimi eşhastan korunmak da her zaman mümkün olmuyor.
 
Kargayla bülbülü aynı kafese koymuşlar ve karga şikayetçi olmuştu hani: “Beni bu çirkin sesli kuştan kurtarın!” diye gaklamıştı.
 
Bülbülün hâlini düşünebiliyor musunuz?
 
Bir bilge ile câhil tartışırken de vukû bulan kargalıkları sık sık görüyoruz kimi laklak programlarında.
 
 
 
Bu yüzden nacizane kanaatim odur ki bülbüller bülbüllerle, kargalar kargalarla cem olmalı ki ahenk bozulmaya.
 
Vah o ârif kişiye ki bir nâdanla sohbete mecbur kala.
 
Bilmez, bilmediğini de bilmez, öter vak vak deyu deyu.
 
Gurâbahane-i laklakan dahi bir denklik üzre vücud bulur.
 
Dengini bulmayan davullar, kulağımızı ısırabilir.
 
Ahenksiz renkler gözümüzü tırmalar.
 
Câhil kişi zihnimizde tam tam çalar.
 
Keşke insanların elinde bir câhilmetre bulunsa da kimi kişilerle konuşma bahtsızlığına hiç uğramasalar.
 
Dünyadayız ve câhillerden korunmak için çok az imkâna sahibiz.
 
Dünyadayız ve dünyada olmamak gibi bir seçenek butonu yok.
 
Bu yüzden eskilerin “etme câhille sohbet, küstürürsün” ikazı yerinde olmakla birlikte icraatlar bu uyarının dışında kalmayı mümkün kılmıyor.
 
Şimdi tekraren: ‘Bilmiyorum” kelimesini kullanan o güzel insanları yeniden selamlayalım.
 
Bir kavak ve insanlar
 
(…) Bir ara bando durdu, ses kesildi. Ve ön sırada oturan tıkız fabrikatörün ayağa kalkıp önüne mikrofonlar yerleştirilmiş kürsüye doğru ilerlediği görüldü. Adam ağır ağır basamağı çıktı. Notlarını önüne açıp, “öhö, öhö” diye sesini ayar etti. Sonra; “Sayın vekil bey, muhterem davetliler…” diye söylevine başladı.
 
Saklandığı pervazdan ayağısını gözleyen ibibik kuşu, “İşte tarihi an geldi” diye söylendi.
 
Seke seke pervazın üzerinde ilerledi ve tam fabrikatörün dazlak başını niyan alıp, bir güzel pisledi. Gerçi, ibibik kuşu olmak sıfatıyla esasen çok kolay defi hacet ederdi. Fakat o, sadece bu kabiliyeti ile yetinmemiş, bu tarihi günün şerefine bir gece evvelinden küf tutmuş kendir tohumu yiyip üzerine bol miktarda deniz suyu içmişti. Bu itibarla sabah beri büyük sancılar bahasına katlandığı hamulesini şimdiçdurmadan, dinlenmeden aşağı boşaltıyordu.
 
Fabrikatör çıplak başında çaplayan ilk damla üzerine gayri ihtilari yukarıya baktığından, ikinci, üçüncü postaları yüzüne gözüne giydi.
 
Dinleyiciler, ilkin bir şaşırdılar. Bir iki kadın davetli gülmesini tutamadı. Bundan cesaret alan öbürleri de makaraları koyuverdiler. Artık şimdi hepsi eğile kalka, kasıklarını tuta tuta gülüyorlardı. Vekil bey bile, yüzü mosmor kesilmiş, kahkahasını mendilinde boğmaya çalışıyordu.
 
Fabrikatör, yüzüne çok defa pisletilmiş insanların pişkin tebessümü ile, mendilini çıkardı. Yavaş yavaş ağzını, burnunu, gözlerini, çıplak başını silip sıvazladı. Ve gürültünün biraz kesilmesinden bilistifade;
 
“Bayanlar, baylar” dedi. “Bayanlar, baylar… Yu mesut hadise dahi, tesislerimizin memleket için, insaniyet için, efendime söyleyim, dünya bırışı için ne kadar hayırlı, ne kadar uğurlu ve kademli olacağına bir falihayr sayılmaz mı?”
 
Ve tıkız fabrikatör bu zaruri girizgâhtan sonra tekrar notlarına dönüp imal edeceği termosifonları emsaline faikiyetini izaha girişti. Haldun Taner-Tuş- YKY yay.
 
Fotoğraf: Abdulkadir Emeksiz
 
Üç kuruşluk dünyada elli kuruşluk çakallığa değer mi?

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.

window.dataLayer = window.dataLayer || []; function gtag(){dataLayer.push(arguments);} gtag('js', new Date()); gtag('config', 'UA-57160306-1');
window.dataLayer = window.dataLayer || []; function gtag(){dataLayer.push(arguments);} gtag('js', new Date()); gtag('config', 'UA-57160306-1');