Sosyal Medya

Türkiye, Libya'da nasıl bir yol haritası belirlemelidir?

Zorunluluklar ne olursa olsun, duygularımızı bastırıp aklın yolunu kullanmak; tarihi tecrübeden ve Suriye’de yaşananlardan ders çıkarmak mecburiyetindeyiz.



Libya meselesini tartışamadan; gündemimize, Trump’ın başlattığı devlet terörü; İran’ın füze saldırıları ve Irak’ın yeniden cehenneme çevrilme planları girdi.
 
Bölgemizdeki hadiselerin hiçbirinin diğerinden bağımsız olmadığı ortada. Son yüzyıldır süren düzen, miadını doldurdu. Yüz yıl boyunca iki dünya savaşı ve ardından soğuk savaş ile ayakta tutulan düzenin bağları çözüldü. Küresel yaptırım gücü azaldı. Yeni arayışlar ve yeni aktörler sahaya çıkınca, iktidarını yitirmeye başlayanların ihtirası arttı. Bölgesel gelişmeler karşısında meşruiyetleri tartışılanlar, saldırganlaştı. Ve maalesef Hobbes’un dediği gibi insan insanın kurdu oldu.
 
Çıkış yolu yok mu? Elbette var. Duygularımızı terbiye etmek, nereden beslendiklerine bakmak, aklımızı gerçekliğe sabitlemek ve her şeyden önce insanın geldiğini hatırlamak.
 
Gelelim Libya meselesine:
 
Libya’da, 2014’ten beri süren çatışmaların doruk noktasına gelindi. Mesele oradaki yerel güçlerin elinden çıktı. ABD’nin, AB’nin, Rusya’nın ve bölge ülkelerinin; tabii olarak Türkiye’nin de ana meselesi haline geldi. Ve nihayet, bir asır aradan sonra Türk askeri, resmen Trablusgarp’a ayak bastı.
 
Libya’nın ve genel olarak Afrika’nın kaderini 1878 ve 1885’te yapılan iki Berlin anlaşması belirlemişti. Şimdi, yakın zamanlarda yapılacak olan üçüncü Berlin süreci başladı. Bu yüzden herkes, masadaki elini güçlendirmenin peşinde. Türkiye’nin Libya’daki askeri varlığını da bu cümleden okumak gerekiyor. Ama tek başına bununla açıklamak yeterli değil.
 
Türkiye’nin varlık gerekçesini besleyen duygusal gerekçeler, aklın sabitlendiği jeopolitik zorunluluklar ve tarihin icbar ettiği tecrübeler var. Şark milletleri özellikle de Türk milleti dini, ırkı ve kültürel bağlarından kopuk yaşayamaz. Bu bağların herhangi birine halel gelmesini namus meselesi sayar. Yani bu konuda akılcı olmaktan çok duygusal olmayı tercih eder. Bu durumda, Libya’nın doğusunu kontrol eden Hafter’in, Trablus’un içlerine kadar girmesi,
 
Sirte’de stratejik mevkileri ele geçir-
 
mesi karşısında duygular ne söyler?
 
Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin aktör olarak kalabilmesi için Berlin müzakerelerinden önce Türk askerinin vereceği destekle Hafter’e bağlı güçler Tarhuna’dan çıkarılmalıdır. Hafter’in ikmal hattı olan Vatye ve Cufra hava üsleri bertaraf edilmelidir. Ulusal Mutabakat Hükümeti ve esasında Türkiye, Berlin’deki masaya Hafter’in öncelikle Cufra ve Fizan’dan çıkarılması için oturmalıdır.
 
Peki akıl bu duruma ne diyor?
 
Şimdilik bu talepler, oldukça ağırdır. Libya’yı masada bir bütün olarak tartışmak yerine bölünmeye itecektir. Dahası Türkiye’nin temel tezleri arasında olan Libya’da sivil idarenin kurulmasını geciktirecektir. Bu yüzden acele etmeden yeni
 
stratejilerin belirlen-
 
mesine ihtiyaç vardır.
 
Türk askeri artık Libya’dadır.
 
Bugünden yarına sonuç beklemek yerine, meseleyi zamana yaymak, sahayı tanıyıp taktikler geliştirerek Libya’da barışı tesis etmek gerekmektedir. 1878, 1884-1885’te olduğu gibi bugün de küresel güçlerin Libya’dan beklentileri vardır. Bunun iyi okunması gerekmektedir. Söz gelimi, Türkiye’nin Libya’daki varlığını hem ABD ve hem de Rusya aynı anda isteyebilir mi? Cevabı Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Trump ile yaptığı telefon görüşmesiyle Putin’in İstanbul ziyaretinde saklı.
 
Hafter’in Rusya’dan aldığı dolaylı destek, ABD’ye ve AB’ye ne düşündürüyor? Bunu da yapılacak dörtlü zirvede göreceğiz.
 
Peki, küresel güçler Türkiye’nin Libya’daki varlığını lehlerinde mi yoksa aleyhlerinde mi yorumluyor? Bu konudaki sessizlik de Berlin’de bozulacağa benziyor.
 
Bu soruları cevaplamak, sahayı iyi öğrenmek, reel-politiğe dayanmak ve tabii ki, tarihten ders almak ile de mümkündür.
 
Akılda kalması için 1911-12 Osmanlı-İtalyan Savaşından bir örnek vereyim:
 
Trablusgarp’ın İtalyanlar tarafından işgali üzerine Mısır ve Tunus üzerinden gizli yollarla Bingazi ve Tarblugarp’a giden Osmanlı subayları, yerli kabileleri teşkilatlandırıp uzun zaman İtalyanları kıyılara mahkum etti. Henüz paşa olmamış olan Enver Bey’in organizasyonuyla, Trablusgarp üç bölge komutanlığına bölündü. Albay Neşet Bey kumandasında Trablusgarp; Binbaşı Enver kumandanlığında Bingazi ve Binbaşı Mustafa Kemal kumandanlığında Derne komutanlıkları kuruldu. Evet 1912 yılında Libya Osmanlı toprağı olmaktan çıktı. Fakat bu sayede, Senüsilerin 1932 yılına kadar emperyalizme karşı süren büyük mücadelesi başladı. Başka bir ifadeyle; Modern Libya’nın temeli son Osmanlıların aklı ile atıldı.
 
Cumhurbaşkanlığı Arşivinde Mustafa Kemal’in Derne komutanlığına ait bir “günlük emir” defteri bulunmaktadır. Komutanlığı devraldıktan sonra Mustafa Kemal’in verdiği ibret dolu bir numaralı emir de orada kayıtlıdır. Bu ilk emir, subay ve askerlerinden derhal bir defter alıp, savaşın başlamasından itibaren yaşananları ve özellikle gözledikleri hataları açık yüreklilikle yazmalarını istemektedir.
 
Türk askeri Libya’dadır.
 
Zorunluluklar ne olursa olsun, duygularımızı bastırıp aklın yolunu kullanmak; tarihi tecrübeden ve Suriye’de yaşananlardan ders çıkarmak mecburiyetindeyiz.
 
 
 
Müellif: Zekeriya Kurşun / Yenişafak

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.

window.dataLayer = window.dataLayer || []; function gtag(){dataLayer.push(arguments);} gtag('js', new Date()); gtag('config', 'UA-57160306-1');
window.dataLayer = window.dataLayer || []; function gtag(){dataLayer.push(arguments);} gtag('js', new Date()); gtag('config', 'UA-57160306-1');