Sosyal Medya

Devrinin Özlenen Padişahı, Bağdat Fatihi: IV. Murad

Osmanlı padişahlarının on yedincisi ve İslam halifelerinin seksen ikincisi olan IV. Murad, 27 Temmuz 1612’de İstanbul’da doğdu. Babası I. Ahmed, annesi Mahpeyker Kösem Sultan’dır. Ağabeyi II. Osman’ın yeniçeriler tarafından acımasızca katledilmesi ve ardından akli melekelerden yoksun olan amcası I. Mustafa’nın tekrar tahttan indirilmesiyle henüz 11 yaşındayken tahta çıktı. Tahta çıktığında çocuk yaşta olması sebebiyle devleti uzun yıllar saltanat naibesi sıfatıyla annesi Kösem Sultan yönetti.



IV. Murad devletin siyasi ve ekonomik bir anarşi içinde olduğu, devlet idaresinin büyük oranda asilerin elinde olduğu, sürekli yapılan padişah değişikleriyle hazinenin boşaldığı, devletin iç karışıklarla çalkalandığı; yolsuzluk, rüşvet ve zulmün devleti ele geçirdiği bir dönemde tahta oturmuştur. Mehmed Halife’ye göre o sıralarda Sipah taifesi azmıştı; Fatih Camii’nde tütün içmek, Müslümanların ırzını ayaklar altına almak, köşelerde alenen zina ve livata, kan dökmek, kahvehane ve meyhanelerde gayrı meşru işler yapmak öyle bir mertebeye varmıştı ki âlemin düzeni alt üst olmuştu.  Yeniçerilerin ve sipahilerin sebep olduğu karışıklıklar, istedikleri her şeyi zorbalıkla elde etmeye alışmış olmaları ve devletin bozulan düzeni IV. Murad’ı sert tedbirler almaya itmiş ve acımasız bir padişah imajı çizmesinde etkili olmuştur. Aynı zamanda IV. Murad yaptığı Doğu seferleriyle de boş aldığı devlet hazinesini doldurmayı başarmıştır. Öldüğünde hazinede gümüş paralar hariç 15 milyon altın bulunmaktaydı.
 
Sultan IV. Murad’ın saltanatının ilk devresi olarak kabul edilen 9 yıllık dönem iç karışıklıklarla geçmiştir. Sultan Murad yaşının da küçük olması sebebiyle annesi Kösem Sultan’ın etkisi altında kalmış ve bu dönemde devleti daha çok Kösem Sultan ve sadrazamlar yönetmiş, Sultan Murad ise geri planda kalarak bu dönemi iç ve dış meseleleri izleyerek geçirmiştir. Saltanatının bu döneminde Avrupa “Otuz Yıl Savaşları” ile çalkalanıyordu ve bu savaşın neden olduğu mezhep mücadeleleri Osmanlı’ya da sıçramıştı. Ülkedeki karışıklık ve düzensizlik had safhaya ulaşmıştı. IV. Murad sarsılan otoriteyi ve bozulan düzeni yeniden sağlamak için harekete geçme zamanın geldiğini düşünüp, annesinin himayesinden çıkarak kendi otoritesini kurmak için harekete geçti. 
 
 
IV. Murad, 1632 yılında 20 yaşındayken annesi Kösem Sultan’ı devlet idaresinden uzaklaştırmış, kadınlar saltanatına son vermiş ve otoriteyi tek başına eline almıştır. 1632 yılında zorbalar Sultan Murad’ın çok sevdiği Sadrazam Hafız Ahmet Paşa’yı padişahın gözleri önünde katletmişler, bu duruma çok üzülen ve mendilini yüzüne tutarak ağlayan IV. Murad, o sırada şu sözü söylemiştir: “Allah, peygamber korkusu bilmez alçaklar! Unutmayın  intikam gecikir ama asla yaşlanmaz”. Bu olaydan sonra IV. Murad’ın saltanatının ikinci devresi ve aynı zamanda gerçek saltanatı da başlamış oldu. Sultan Murad, bundan sonra artık durmamış, devlet içinde artan anarşinin de etkisiyle, fırsatını bulduğunda insafsızca hareket etmekten; zorbaları, fesat çıkaranları ve devlet düzenini bozanları öldürmekten hiçbir zaman çekinmemiştir. Bazen az suçu olanlar bile bu acımasızlığa kurban gitmiştir. IV. Murad, bu sert ve acımasız icraatlarından dolayı bazı yabancı kaynaklarda  “Osmanlı’nın Neron’u” olarak nitelendirilmiştir.
 
IV. Murad, tahta çıktığında devlette yüz bin yeniçeri bulunurken, yaptığı kıyımlar ve sert icraatlar sonucunda öldüğünde sadece otuz beş bin yeniçeri bulunuyordu. Padişahın İstanbul’da saldığı bu korku Venedik raporlarına da yansımış ve bir Venedik raporunda Sultan Murad’dan şöyle bahsedilmiştir: “Atalarından hiç biri onun kadar korku salmadı; o, bu korkuyu kılıcının sertliği ile yaydı. Adı bile herkesi titretmeye yetiyordu. Hiç kimse parmağını kaldırmaya, gözlerini kaldırıp bakmaya veya sultana karşı bir söz söylemeye cesaret edemiyordu. Bugün bile aralarında olmamasına rağmen herkes Sultan Murad’ın saldığı korkunun etkisinde yaşıyor”.
 
Sultan Murad halkın üzerinde saldığı korkunun ve acımasız davranışlarının yanı sıra, devlete tam olarak hâkim olabilmek için her vilayetten raporlar alarak iç huzuru sağlamaya çalışmış, Koçi Bey’e devletin düzeni için risaleler hazırlatmış, sürekli sokaklarda dolaşarak huzur ortamının bozulmasına izin vermemiştir. Her ne kadar sert ve acımasız icraatları olsa da halkın korunmasına ve huzuruna verdiği önemden dolayı saltanatı süresince halk, emniyet ve huzur içinde yaşamıştır. 
 
Evliya Çelebi’nin rivayetine göre: “Osmanlı sülalesinde bu kadar zapt edici, sert ve şiddetli, aynı zamanda adil, kuvvetli ve yiğit bir padişah daha gelmemiştir.”
 
Kanuni sonrası en büyük Osmanlı padişahı olarak kabul edilen IV. Murad, yaptığı icraatlar ve vasıflarıyla dedesi Yavuz Sultan Selim’e benzetilir, bazen de onunla kıyaslanırdı. Ancak IV. Murad tahta çıktığında devletin hazinesi bomboştu, dedesi Yavuz gibi kıymetli devlet adamlarına ve yeterli tecrübeye sahip değildi. Yavuz Sultan Selim tahta çıktığında 42 yaşındaydı ve gerekli tecrübeye sahipti. IV. Murad ise tahta çıktığında henüz 11 yaşında, sancağa bile çıkmamış tecrübesiz bir çocuktu. Yine de onun döneminde Osmanlı önemli bir toprak kaybı yaşamadığı gibi, Bağdat ve Revan gibi iki önemli şehir başta olmak üzere birçok toprak ele geçirilmişti. IV. Murad’ın fetihleri Yavuz dönemindeki fetihler kadar önemli olmasa da, dönemin şartları ve devletin içinde bulunduğu durum göz önüne alındığında IV. Murad’ın da Yavuz kadar başarılı bir padişah olduğunu söylemek hiç de zor değildir. 
 
 
IV. Murad’ın devletin o dönem içinde bulunduğu durumlar göz önüne alınmadan değerlendirilmesi onun hak ettiği değeri görmemesine neden olmuş ve sadece baskıcı, sert uygulamaları ve fiziksel kuvveti ile tanınmıştır. Aslında IV. Murad Bağdat ve Revan gibi iki önemli şehri ele geçirerek “Bağdat ve Revan Fatihi” olarak anılmış, ayrıca yaptığı iki önemli doğu seferi nedeniyle, efsane Makedonya Kralı Büyük İskender’e benzetilmiş, bazen “Zamanın İskender’i” ve “İskender-i Sani” bazen de “Şarkın Sultanı” olarak anılmıştır. Ünlü tarihçi İlber Ortaylı’nın da dediği gibi o, “17.yüzyılın en büyük, Osmanlı Devleti’nin ise son mareşalidir”.
 
Dönemin şairi Nef’î bir beyitinde IV. Murad’dan şu şekilde bahsetmiştir:
 
-Nice benzer sana tarz-t padişah-t selef
Bir midir pervaz-ı anka ile pervazı cerad
–(Geçmiş padişahların tarzları sana nasıl benzer. Anka’nın uçuşu ile Çekirge’nin uçuşu bir midir?)
 
Avusturyalı tarihçi Hammer’a göre III. Murad’ın ataleti, III. Mehmed’in iktidarsızlığı, I. Ahmed’in ve oğlu II. Osman’ın tecrübesizliği, I. Mustafa’nın da belahatı yüzünden iç karışıklar ile çalkalanan devleti IV. Murad adeta şok vererek diriltmiş, devleti tek başına yönetmiş, veziriazam ve vezirler emir kulları olmaktan ileri geçememiştir.
 
Yine Avusturyalı tarihçi Hammer’a göre IV. Murad devleti bir uçurumdan kurtarmış ve bir azamet devri yaşatmış ve “Kanuni” sıfatına sahip biridir. Başarıları ve askerliğe yatkınlığıyla ordu ve halk tarafından saygı duyulan bir padişah olmuş ve özlenen karizmatik padişah figürünü fazlasıyla sergilemiştir. Peçuylu İbrahim, İslam tarihinde onun kadar kan döken ve korkusuz bir hükümdar bulunmadığından söz eder. Romen tarihçi Dimitri Kantemir saltanatı süresince yaklaşık 15 bin kişiyi öldürttüğünü yazar. Öldürttüğü kişiler arasında Şehzade Bayezid, Süleyman ve Kasım gibi kendi kardeşleri, devlet adamları, kadılar, Nef’i gibi bir şair de vardı. 
 
IV. Murad, Ahizade Hüseyin Efendi’yi öldürterek Osmanlı tarihinde daha önce görülmemiş olan şeyhülislam katline de sebep olan ilk padişah olmuştur.
 
 
O dönemde İstanbul’da çıkan yangınlara kahvehanelerde içilen tütünlerin neden olduğunu öne süren IV. Murad, kahvehaneleri yıktırıp onların yerine bekarlara, debbağ ve nalbantlara mahsus odalar yaptırdı ve tütünü yasakladı. Daha sonra da  meyhaneleri yıktırarak, kahve ve tütünden sonra içki ve afyonu da yasakladı. Bu yasaklara uymayanları acımasızca cezalandırmaktan çekinmedi. Geç saatlerde sokaklarda tebdil-i kıyafet dolaşarak yasakları çiğneyenlerin bizzat ölüm emrini vermiştir. Yaptığı baskınlar ve infazlarla birçok kahvehane ve meyhaneyi kapatmıştır.
 
Sultan Murad sert ve acımasız davranışlarının yanı sıra aslında çok da merhametliydi. Düzenlediği seferler sırasında kurdurduğu seyyar hastanelerde yaralı askerlerle bizzat ilgilenmiştir. Seferlerin bütün zorluklarına askerle birlikte katlanmış, askerlerin yediği yemeklerden yemiş, askerlerin yattığı gibi yatmıştır. Savaşlarda her zaman en ön saflarda yer alarak askerlerin takdirini kazanmış aynı zamanda askere cesaret vermiş ve savaşların kazanılmasında etkili olmuştur. Kurdurduğu imarethanelerde fakir ve yetim herkesin karnını doyurmuş, evsizlere kalacak yer imkânı sağlamıştır.  
 
IV. Murad Arapça, Farsça ve Batı dillerine hakimdi. Musikiye ve güzel yazıya ilgi duyardı. Yazdığı divan ve aşık tarzı şiirlerinde “Muradi” mahlasını kullanırdı. Devlet düzenini sağlamak ve meselelere çözüm bulmak için sık sık tarih okurdu. IV. Murad Machiavelli’nin “Prens” adlı eserini de Türkçeye çevirterek okumuştur.
 
Dünyadaki ilk uçuş denemesi Hezarfen Ahmet Çelebi tarafından IV. Murad döneminde yapılmıştır. Hezarfen, kuvvetli bir lodosun da yardımıyla Galata Kulesi’nden Üsküdar’a kadar uçmayı başarmıştır. Yine bu dönemde Lagari Hasan Çelebi, barut macunundan elde ettiği roketlerle başarılı bir dikey uçuş gerçekleştiren dünyadaki ilk kişi olmuştur. 
 
“Bağdat'ı almaya çalışmak; Bağdat'ın kendisinden daha mı güzeldi ne!”
 
IV. Murad, Bağdat’ın fethinden sonra İmâm-ı Âzam ve Abdülkādir Geylânî’nin türbelerini tamir ettirdi. Revan ve Bağdat fetihlerinden sonra Topkapı Sarayı’nın dördüncü avlusuna Revan ve Bağdat Köşkleri yaptırdı. Yağmurlar ve seller yüzünden sular altında kalan Kâbe’yi tamir ettirdi. Bu yüzden IV. Murad’ın ismi Kâbe’nin kemerleri üzerine yazılmıştır. 95 kapısı olan Mescid-i Haram’ın kapılarından birisine, Kâbe’yi yeniden inşasına hatıra olması amacıyla, IV. Murad’ın ismi verilmiştir ( Bab-ı Murad ). IV. Murad’ın yaptırdığı Kâbe Kapısı ise şu an Mekke Müzesi’ndedir.
 
 
IV.  Murad’ın gücü ve kuvveti de dillere destandır. Onun gücü ve kuvveti konusunda bütün kaynaklar müttefiktir. Sonsuz cesareti, kahramanlığı, büyük zekası ve askeri dehası herkes tarafından takdir ediliyordu. Atıcılıkta, binicilikte, silahşörlükte imparatorlukta bir eşi daha yoktu. Yayını çektiği bir ok kurşundan daha uzağa giderdi. Attığı ok ve ciritlerle delemeyeceği şey yoktu. Musul’dan gelen kılıç ve kurşun delemez denilen gergedan derisi kaplı kalkanı, Topkapı Sarayı’ndaki metal kapıyı ok ve ciritle deldiği bilinmektedir. Silahdarı Vezir Musa Paşa’yı tek eliyle kuşağından kaldırarak has oda içerisinde dolaştırmıştır. Bu olayı Musa Paşa, IV. Murad’ın ölümünden sonra Katip Çelebi’ye anlatmış o da kaleme almıştır. Revan seferi sırasında Aras Nehri’ne düşen zırhlı bir askeri tek eliyle tutup çıkarmıştır. 200 okkalık bir gürzü kaldırıp sallayabildiği ve 50 kiloluk bir yay kullandığı söylenirdi. Okmeydanı’nda yapılan müsabakalarda okunu 1070,5 gez (706,5 metre) mesafeye atarak rekor kırmış ve okunun düştüğü yere onun hatırına bir taş dikilmiştir.  IV. Murad’ın abartılı sayılacak bu kuvveti otoriter imajıyla birleştiğinde ortaya sıra dışı ve karizmatik bir padişah figürü çıkmıştır.
 
Tarihçi ve gazeteci Midhat Sertoğlu’na göre IV. Murad: “İyi binici, fevkalade sportmen, her türlü silahı kullanmakta usta, görülmemiş derecede kuvvetli bir hükümdardı.. İmparatorluğu adeta canlandırmıştır. Ömrü olsaydı daha büyük ıslahatlarla devleti, Kanuni zamanındaki haline getireceği ileri sürülebilirdi”.
 
6 ciltlik eserinin 1,5 cildini IV. Murad dönemine ayıran Naima, IV. Murad’dan: “Büyük kumandan, büyük devlet adamı, büyük diplomattı. Şakayı ve nükteyi severdi. Etrafındaki devlet adamları, eskiler derecesinde kıymetli şahsiyetler değildi. Eğer öyle olsaydı, kendisinden önce gelen Osmanlı hükümdarlarını geride bırakabilirdi” diyerek bahseder.
 
 
IV. Murad Revan Seferi’nden döndüğünden beri rahatsızdı. Kendisinde dedesi Kanuni Sultan Süleyman’da da olan gut hastalığı vardı. Seferler sırasında da ara sıra rahatsızlanan ve sefer dönüşü gittikçe ağırlaşan, zaman zaman şuurunu kaybeden IV. Murad, 9 Şubat 1640’da kardeşi Şehzade Kasım’ı öldürttüğü odada vefat etti. Ölmeden önce kardeşi Şehzade İbrahim’in de öldürülmesini emretmiş ancak annesi Kösem Sultan’ın engellemeleriyle bu emri yerine getirilememiştir.
 
IV. Murad tahta oturduğunda devletin içinde bulunduğu durum ile vefatında bıraktığı devletin durumu karşılaştırıldığında; IV. Murad’ın, Kanuni Sultan Süleyman ve II. Mahmut devirleri arasında 242 yıl boyunca gelen padişahların en büyüğü olduğunu söylemek hiç de zor değildir. Hammer’a göre devletin hayatını ve büyüklüğünü yaptığı icraatlar ile yarım asır uzatmıştır. IV. Murad olmasaydı Osmanlı Devleti’nin gerilemesi 1683’te değil, bundan yarım asır önce başlayacaktı. Avrupa’ya hiç önemli sefer düzenlememesine rağmen etkisi büyük olmuş, zamansız ölümü Avrupa’ya rahat bir nefes aldırmış ve büyük sevinç uyandırmıştır.
 
Müellif: Muaz Vural

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.

window.dataLayer = window.dataLayer || []; function gtag(){dataLayer.push(arguments);} gtag('js', new Date()); gtag('config', 'UA-57160306-1');
window.dataLayer = window.dataLayer || []; function gtag(){dataLayer.push(arguments);} gtag('js', new Date()); gtag('config', 'UA-57160306-1');