Sosyal Medya

Kültür

Gökhan Özcan: Herkes oynamayı alışkanlık haline getirdiği için biz de oynamak zorunda değiliz hiçbir oyunu

Belli bir rekabet ya da çatışma ortamı içinde değilsek yerimizin neresi olduğunu pek bilemiyoruz artık.



Sanki kazanmak zorunda olduğumuz bir oyun oynuyoruz ve her şey o oyunun sınırları içinde yaşanıyor. Rakibimiz bir hamle yapıyor, biz de ona bir karşı hamle ile cevap veriyoruz. O oyunu kuruyor, biz bozmaya çalışıyoruz. Gözlerimizi rakibimizden hiç ayırmıyoruz, eğer bir şey kaçırır da hamlesini anlayamazsak, yanlış bir hamle yaparak kendi sonumuzu getiririz diye endişe ediyoruz. Elbette her oyunun kuralları var ve başına oturduğumuz anda o kurallar bağlıyor artık bizi. Yani kendimizi, kuralları başkalarınca çok önceden konmuş bir dünyada, rakiplerimizin hamlelerine uygun savunma hamleleri geliştirmekle sınırlamayı en baştan kabullenerek yaşıyoruz. Bu durumda sonunda rakibimiz de galip gelse, biz de galip gelsek, asıl kazanan oyunun kendisi oluyor. Yani masa daima kazanıyor.

Kumarhane, yeterli müşteri sayısına eriştiği hiçbir formülde asla kaybetmez!

Elinizdeki zarları attığınızda en fazla ne kazanacağınız bellidir ama buna karşılık içinde zar olmayan diğer bütün ihtimallerden feragat etmiş olursunuz!

Bir koşu atı ile bir yılkı atı arasındaki fark nedir, düşünmeye hiç cesaret edemediğimiz soru belki de bu!

“Düşlerimin çocuk tavşanı/ yok evlerde rahat./ Nasıl yaşarım yabancı bir kıyıda/ bir martıyım denizle avunmayan” diyor geçen sene aramızdan ayrılan Ahmet Oktay, 'Huysuz'da.

Başı sonu belli olan bir şeye odaklanarak kendimizi bağladığımız için, görmeye kendimizi kapadığımız başka şeyler de var hayatta. Başka düşünme yolları, imkanları da var. Bizi sınırlayan değil, sınırlarımızı genişleten başka anlama, anlamlandırma biçimleri de var.

“Biraz gerçekçi ol!” dedi asabi olan. “Ben biraz gerçek olmaya çalışıyorum” dedi sakin olan.

Herkes oynamayı alışkanlık haline getirdiği için biz de oynamak zorunda değiliz hiçbir oyunu. Sadece bir tek oyunun kurallarıyla düşünmek zorunda değiliz hiçbir şeyi. Rakibimizin hamlelerinin sınırlarıyla sınırlamak zorunda değiliz kendi hamlelerimizi. Hayatı kuralları kanun olan bir oyunmuş gibi düşünmek zorunda değiliz. Yerimizi, konumumuzu bize rakip olanların karşılarında aramak zorunda da değiliz. Kendi yolumuzu, yönümüzü bulmak zorundayız biz! İnsanlığın kadim hikayesinde kendi küçük hikayemizin nereye düştüğünü arayıp bulmak zorundayız. Kendi kalıbımızı doldurmak zorundayız. Birileri, ille de bize rakip olacaklarsa, keyifleri bilir, buyursunlar kendi yerlerini bizim durduğumuz yere göre bulsunlar ve bilsinler.

Cevabın başkasının cebinde olduğuna inandıysan, senin bütün ömrün soruyu aramakla geçer, hayat böyle!

Keşke her insanın kendi hallerini seyre gidebileceği sergiler açılabilse hayatın sergi salonlarında!

“Eğer inanıyorsak sanat hakikate giden yolda bize yardımcı olur. Kalbimizi açar, bizi merhamet ve şefkat sahibi kılar. Kâinatın kitabını, yani temaşayı öğretir. Güzelliğin farkına varırız” diye yazmış 'İyiler Ölmez'de üstad Mustafa Kutlu, selam olsun.

Herkesin sanatçı olmaya heveslendiği yerde hayatı bizatihi sanat olan insanlar da var.

“O yerinde sabit duruyor” dedi meczup, “peki sen neyin peşinde koşuyorsun?”

YENİ ŞAFAK

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.

window.dataLayer = window.dataLayer || []; function gtag(){dataLayer.push(arguments);} gtag('js', new Date()); gtag('config', 'UA-57160306-1');
window.dataLayer = window.dataLayer || []; function gtag(){dataLayer.push(arguments);} gtag('js', new Date()); gtag('config', 'UA-57160306-1');