Sosyal Medya

Yazarlar

14 Ekim Sendromu

İstanbul’da metrekareye 270 kilogramın üzerinde düşen sağanak yağışlar can kaybına ve büyük hasara yol açtı. Su baskınları nedeniyle evler, iş yerleri zarar görürken alt geçitler ile metro istasyonlarını su bastı, ulaşım ve günlük yaşam durdu. Uzmanlar, felaketin ana nedenlerini dere yataklarındaki çarpık yapılaşma, yüksek betonlaşma ve yetersiz drenaj altyapısı olarak açıkladı.

Yaz boyunca güneş enerjisi depolayan Karadeniz, sonbaharda buharlaşma oranını maksimum seviyeye çıkarır. Deniz üzerindeki alt atmosfer katmanlarının yüksek miktarda nem ve gizli ısı ile dolması, bölgeyi dev bir buhar kazanına dönüştürür. O sırada Balkanlardan Türkiye'ye yönelen ani soğuk hava dalgası ise üst atmosferdeki sıcaklığı keskin bir şekilde düşürür.

Karadeniz kaynaklı sıcak ve nemli hava ile üst atmosferdeki Balkan menşeli soğuk havanın karşılaşması belirgin bir sıcaklık zıtlığı meydana getirir. Yüzeyde ısınarak hafifleyen havanın hızla yükselmesi, üst katmandaki soğuk havayla etkileşime girerek devasa dikey fırtına bulutlarının gelişimini tetikler.

Karadeniz’den beslenen bulut kütleleri, rüzgârlarla güneye, İstanbul kıyılarına ilerler. Kentin kuzeyindeki tepeler ile engebeli topoğrafya bu yüklü bulutların ilerleyişini yavaşlatarak bölgede sıkışmalarına neden olur. Adeta İstanbul'un üzerine kilitlenen kütleler dar bir alana saatlerce kesintisiz yağış bırakarak ani sel ve taşkınlara yol açar.

Şiddetli yağışın zamanı ve nedeni bilimsel olarak önceden belirlenmiş olsa da yıkıcı etkileri engellenemedi. Afet boyutuna ulaşan bu durum, şehir halkı üzerinde psikolojik bir travmaya dönüştü. Yaşanan felaketi kevni bir ayet ve ikaz olarak görenler ise bu durumun İlahi bir ayetle olan karşılığıyla yüzleştiler

Hz. Hûd’un tüm uyarılarına direnen Ad kavmi, azgınlığını doludizgin sürdürüyordu. Ne de olsa o topraklar onlarındı(!). Gökten de ürünlerini artıracak bereketli yağmurlardan başka ne beklenebilirdi ki? Bulutlar göğü kaplayıp fırtına başladığında yine aynı şeyin olacağına inanıyorlardı. Zira işledikleri kötülüklerle yeryüzünü fesada boğan zalimliklerinin gökle ne ilgisi olabilirdi? Yer de onlarındı (!), gök de onlarındı (!)... O topraklar şanlı Ad kavminindi ve tüm tasarruf kendilerine aitti (!). Üstelik onlar, büyük tufanda Nuh’un gemisine binerek kurtulan müminlerin soyundan geliyordu. İşte, Nuh’un izinden giden Hz. Hûd’un tüm uyarılarına azgınca direndikleri günlerden birinde felaket kapılarını çaldı...

Derken, yüklü bir bulutun vadilerine doğru yaklaştığını gördüler ve "Bu bize yağmur getiren bir buluttur" dediler. Aksine o gelmesini acele istediğiniz şeydir. İçinde acıklı bir azabı barındıran bir bela kasırgası...(Ahkaf / 24)

Peki, bu uyarıları ciddiye almayan Ad kavmi Kuran’da nasıl resmedilir?

Nuh kavminden sonra onların yerine getirilen ve daha üstün kılınan Ad kavmi (Araf, 69), Hûd’un peygamber olarak gönderildiği Ahkaf bölgesinde yaşıyorlardı. (Ahkaf/21) Yüksek tepelere gösterişli binalar diken, dünyada ebedî kalacakmışçasına sağlam yapılar inşa eden, zengin mallara, sürülere, eşsiz bağ ve bahçelere sahip olan bu insanlar (Şuara/128-134), servet ve güçlerine güvenerek gurur ile kibre kapıldılar. Kurdukları ayrıcalıklı düzen ve dokunulmazlık zırhlarıyla halkı adeta soyup soğana çeviriyorlardı.

Hz. Hûd hiçbir karşılık beklemeden halkını Allah’a kulluğa ve tövbeye çağırdı. Ancak Ad kavmi, kendilerine ayrıcalıklı ve dokunulmaz kılan sahte ilahlarından vazgeçmeyeceklerini söyleyerek Peygamberi beyinsizlik ve yalancılıkla itham ettiler (Araf/66, Hûd/53; Şuara/139). Hz. Hûd, sadece bir elçi olduğunu ve ilahi vahyi bildirdiğini vurgulayarak onları uyardı. Sahte düzenlerini terk etmezlerse Allah’ın azabına uğrayacaklardı (Araf, 70-71).

Kavmi ise kibirle 'Uyardığın azabı getir!' diyerek rest çekti (Ahkaf / 22). İnkârlarındaki ısrar üzerine vadilerine doğru ilerleyen devasa kasırga belirdi. Onlar bunu bereketli bir yağmur bulutu sanıp sevinirken, kasırga bir anda ortalığı kasıp kavurdu. İnsanları sökülmüş hurma kütükleri gibi yere sererek yok etti...

Gördükleri karşısında yılgınlığa düşüp yeni fobiler edinmek istemeyenler, yaşadıklarını kevni birer ayet ve ikaz olarak görmelidir. Bu anlayışla yapacakları Kur'an okumaları sayesinde, çevrelerine güven ve ümit aşılayan birer rehbere dönüşebilirler.

Şevket Hüner / 5 Cemaziyülevvel 1448

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.

Tasarım ve Kodlama BEYRİBEY BİLİŞİM