Sosyal Medya

Makale

İman, Amel ve Biz Olma Bilinci

İslam, sadece zihni kurcalayan soyut kelami tartışmaların ya da felsefi teorilerin dini deÄŸildir; aksine hayatın tam kalbine dokunan, onu doÄŸrudan ÅŸekillendiren canlı bir nizamdır. Bugün çokça tartışılan iman-amel iliÅŸkisi, medrese duvarları arasında kalan teolojik bir mesele olarak deÄŸerlendirilmemelidir. İbn-i Teymiyye’nin nefis tanımı ile iman; dil ile ikrar, kalp ile tasdik ve erkânı ile amel etmektir. İman amel bütünlüğü Temel ölçüdür. Bir insan ‘Ben Müslüman’ım’ diyorsa, bizim için o ‘Müslüman’dır’. PratiÄŸindeki eksiklikler, yerine getiremediÄŸi ibadetler ya da haramlarla olan imtihanı, onun Müslüman kimliÄŸini elinden almaz; sadece onun kendi kulluk yolculuÄŸundaki basamakları veya eksiklikleri ifade eder. Çünkü insanın beyanı esastır ve hukukun temelini iÅŸaret eder. Dinin asıl gayesi de tam bu noktada, insanı olduÄŸu yerde bırakmayıp onu yukarıya taşımakta saklıdır.

İman amel bütünlüğü kişinin olgunlaşmasının temelini kurar. Aynı zamanda sağlam bir ahlaki yapının temelini inşa eder. Salt iman ve salt eylem kendi başına bir zaaf taşır ve bu insanın tekâmülünü engeller bir pozisyonun doğmasına neden olacaktır. O yüzden iman amel bütünlüğü İslam gibi temel bir inancın somut bir gösterge olarak sosyal hayatın inşasında varlık kazandığı bir zemini de kurmaya imkân sağlar.

Åžahsiyet ve Ahlakın İnÅŸası…

Göz ardı edilmemesi gereken birinci ve en temel nokta şudur: İslam, her şeyden önce insanı ahlaki olarak inşa etme davasıdır. Din, bireyin ahlaki karakterini güçlendirmek, onu kuvvetlendirmek ve sarsılmaz bir şahsiyet sahibi kılmak için vardır. İbadetler, yasaklar ve emirler bu ahlaki şahsiyetin ayakta kalmasını sağlayan taşıyıcı kolonlardır. Ahlakı merkeze almayan bir dindarlık, ruhu çekilmiş bir bedene benzer. Din, bireyin iç dünyasında bu ahlaki devrimi gerçekleştirdiği ölçüde amacına ulaşır.

Ahlak, tutum, tavır, davranış ve ilişkilerin mahiyetini belirleyen temel etkendir. Ahlaki olanı salt teorik olana indirgemek mümkün değildir. İnsan şahsiyetinin kendi göstergesini işaret ettiği temel alan ahlaki alandır. Ahlak, bu çerçeve içinde insan şahsiyetinin bütünlüğünü ikame etmede ve duruş olarak bir gösterge sahibi kılmada olmazsa olmazdır.

Åžahsiyet, Zat’ın kendisini dışa dönük boyutu ile gösterdiÄŸi bir zemine iÅŸaret eder. Zat kuÅŸatılamaz olan iken ÅŸahsiyet, inÅŸa ettiÄŸi ahlaki yapı ile kendisini idrak edilmeye ve takip edilmeye sunar. Åžahsiyet sahibi kiÅŸinin, aynı zamanda sosyal hayatın öncüsü olma adayı olduÄŸunu da tarihsel tecrübe bize göstermektedir. İman, amel üzerinden ÅŸahsiyetin inÅŸasını gerçekleÅŸtirir. Böylece İslam, kendisini temsil liyakati kesbeden müminlere sahip olarak varlık sahasındaki etkisini güçlendirerek sürdürür…

" Ben"den "Biz"e Giden Yolu inÅŸa etmeliyiz…

Ahlak ve şahsiyet inşasını temele aldığımızda, etkili bir dönüşüm başlar: İnsanın ham ve bencil olan o ham kıvamdaki "Ben" duygusu, olgunlaşarak erir ve daha kuşatıcı bir bilince dönüşür. Kendini ahlaken inşa eden birey, egosunun sınırlarından çıkarak diğer mümin kardeşleriyle kalbi bir bağ kurar.

İşte bu ahlaki olgunluk, müminleri birbirine kenetleyen en güçlü harçtır. Kişi, ahlaklandıkça karşısındakini sadece "öteki" olarak değil, kendisinden bir parça, bir kardeş olarak görmeye başlar. Bu kardeşlik bağından ise o muazzam ve sarsılmaz "Biz" şuuru meydana gelir.

Kelami mukayeseler, mezhebi ayrışmalar ve felsefi tanımlar kendi zemininde kalabilir. Fakat hayatın gerçeğinde din; ahlakla yoğrulan bir şahsiyet inşası, bu şahsiyetten doğan hakiki bir kardeşlik ve nihayetinde bencillikten sıyrılıp "Biz" olabilme sanatıdır. Mezhebi ayrımlar ise şahsiyetin olay, olgu ve durum karşısındaki farklı seçenekleri ortaya çıkarmada olumsal bir zemine sahip olduğunu unutmamak lazımdır. Böylece farklılıkların zenginlik olarak ortaya konulduğu bir zemine sahip olunur. Bu kardeşliği pekiştiren bir noktaya yönelmeyi mümkün hale getirir.

Asıl kavramamız gereken hayati nokta şudur: Sosyolojik bir meseleyi psikolojinin kalıplarına hapsetmemeli, psikolojik bir olguyu sadece siyasi bir argümana indirgememeli ve siyasal bir tartışmayı da körü körüne bir ahlak dayatmasına dönüştürmemesi gerektiği anlaşılmalıdır. Her olay, olgu ve durumu doğru bir zeminde anlamak için hangi şartlarla mücehhez ise o şartların içinde anlaşılır olduğu yaklaşımı eksene alarak değerlendirmek asıl olmalıdır. Bu bize bir bütünlüğün anlaşılmasını zorunlu kılar ve fertten bize yönelmeyi mümkün kılacaktır. Çünkü siyasal olayı siyasal bakış, sosyal olayı sosyolojik bir bakış, felsefi bir olayı felsefi bakış ve dini bir meseleyi de dini bir bakış üzerinden düşünülmelidir. Ama aynı zamanda dini bakışın külli bir bakışın ipuçlarını sunduğunu ve ona göre hareket edildiği zaman, saydığımız olguların doğru bir bakış üzerinden konumlandırılmasını sağlamak için doğru bir zemine yaslanmayı mümkün kılacağını bilmek şarttır. Benden bize geçişi sağlayacak olan bu külli yaklaşımdır.

Bugün sıklıkla yaptığımız hata, meseleleri parçalayarak ve o parçalanmışlığı daha da derinleştirerek yürümektir. Oysa yapmamız gereken, külli/bütünden bakabilmektir. Hayatın içindeki her bir unsuru doğru yere konumlandırmak; ardından hepsini düşüncenin ve ahlakın o yüksek terazisinde tartmaktır. Örneğin, "Şu noktada siyaseten yanlış yapılıyor" dediğimizde, bu yanlışı sadece günlük siyasetin sığ kriterleriyle ölçmemeliyiz. Asıl ölçütümüz, düşüncenin temel ilkelerine ve vahyin evrensel değerlerine uygunluk olmalıdır. Ancak bu ölçüyle yaklaştığımızda her şeyi kuşatabiliriz. İşte o zaman insan zihni şu gerçeği kavrar: Siyaset başka bir şeydir, sosyoloji başka bir şey, ahlak ise bambaşka bir şeydir.

Fakat buradaki "başkalık", bir kopuş veya parçalanmışlık anlamına gelmez. Tam aksine, hakiki ve özgür bir düşünce; tüm bu alanların geçici rüzgârlarından etkilenmeden, onların üstünde, kendi bütünlüğü içinde inşa edilebilen olandır.

İmanın ilkelerinin somut uygulamaları eşliğinde kişilik benlikten bizliğe geçişi temel bir gerçeklik zemininde idrak eder ve gerçekleştirir. O yüzden iman amel bütünlüğü kaçınılmaz bir mümin vecibesidir. İman etmek, emir ve nehiylere ittiba etmekle kendi doğasını gerçekleştirmiş olacaktır.

Abdulaziz TANTİK

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.