Sosyal Medya

Yazarlar

Şeytan Taşlanan Bayram Günleri

Zilhiccenin 9. gününden itibaren İslam ümmeti iki farklı beraberlik gösterir.

Arife günü evinde olanlar, ertesi gün kutlanacak bayram için kurbanlıklarını seçer ve bunları kimlere, nasıl ulaştıracaklarını planlarlar. Bayram alışverişi için çarşılarda telaşla dolaşanlar eksiklerini tamamlamaya çalışırlar.

Hacca gidenler için beklenen gün gelmiştir. Öğleden önce Arafat Tepesi ve çevresi ihramlı hacılarla dolar. Öğle ve ikindi namazlarını birleştirerek kılarlar ve vakfeye durup Allah ile baş başa kalırlar.Arafat vakfesi, hac ibadetinin zirvesidir çünkü burada insan kendi benliğini vakfeder. Akşam ezanı yaklaşırken yeni bir telaş başlar. Müzdelife’ye vardıklarında akşam ve yatsı namazlarını birleştirir, gece boyunca şeytana atmak için taş toplamaya koyulurlar. Üç gün sürecek bu ibadet için yeterli taşı bir araya getirenler, ertesi gün yapacakları büyük eylemin heyecanıyla geceyi uykusuz geçirirler.

Bayram sabahı namaz için camilere koşan müminler, getirdikleri teşrik tekbirleriyle kubbeleri çınlatır. Cemaatle bayramlaştıktan sonra kurban kesim alanlarına yönelirler. Tekbirler eşliğinde kesilen ve paylara ayrılan kurban etleri, ihtiyaç sahipleri, akrabalar ve komşularla buluşur. Böylece kurban, gönüllü bir yakınlaşmanın ve yüzleri güldüren bir paylaşımın vesilesi olur. Bayram ziyaretine gelenler kavurma ikramı eşliğinde bu sevince ortak edilirler.

Gün ağarınca ihramlarıyla yola çıkan hacılar, Mina’da şeytan taşlama ibadetini gerçekleştirir. Ardından kurban kesip tıraş olarak ihramdan çıkarlar. Milyonlarca insanın aynı mekânda, eşit kıyafetlerle tek yürek ve tek bir saf halinde hareket etmesi, renk, dil, makam ve servet farklarını ortadan kaldırarak ortak bir kulluk bilincini simgeler. Dolayısıyla şeytan taşlama, yalnızca bireysel bir arınma değil, zulüm, haksızlık, kibir ve fitne gibi insanlığı felakete sürükleyen tüm kötülükleri reddeden toplu bir meydan okumadır.

Şeytan taşlama eyleminde taşlanan sembol karşılık vermez. Bu eylemin amacı, müminlerin birbirini düşman görmeyi bırakıp bir ortak düşman algısı ile mücadeleye yönelten kardeşlik bilincine ulaşmasıdır. Şeytanı taşlamak, sadece gavuru güçlendiren ve nesilden nesle aktarılan kan davalarını sona erdirmeyi, yekvücut olunmadığı takdirde sömürü ve işgale uğramaktan kurtulamayacağımızı idrak etmemizi sağlamayı da amaçlar.

Müzdelife’nin karanlığında yerden toplanan mütevazı çakıl taşları sıradan birer nesne değil, iradenin ve direnişin, örgütlü kötülükle hesaplaşmasının bir sembolüdür. Filistin’de doğan İntifada direnişi ise bu manevi pratiğin toplumsal ve siyasi sahada ete kemiğe bürünmüş halidir. Her iki eylemde de eldeki imkân ne kadar sınırlı olursa olsun, hakkın yanında saf tutularak şerre karşı konulur.

Filistin sokaklarında birer sapan taşına dönüşen o küçük çakıllarla Mina’da toplanan taşlar arasındaki en temel ortaklık, araçların zayıflığına rağmen onları tutan iradenin dimdik duruşudur. İntifada, modern dünyanın devasa silahlarına ve kuşatmasına karşı yalnızca yerdeki taşı silah edinen bir halkın, Mina’daki kadim direniş geleneğini yeryüzüne taşıma biçimidir. Her iki durumda da taş, mazlumun zalime karşı yükselttiği en saf ve en insani itirazıdır.

Mina’daki üç günlük taşlama eylemi, kötülüğe karşı uyanıklığın sürekliliğini simgeler. Bu eylem anlık bir öfke patlaması değil, bilinçli, planlı ve kararlı bir reddediştir. İntifada da bir halkın işgale ve adaletsizliğe karşı nesilden nesile aktardığı direnme ahlakıdır.

Filistinli bir gencin tanka fırlattığı taş ile bir hacının Cemre-i Akabe’ye attığı taş, aynı ruhun farklı mekânlardaki tezahürüdür. Her iki eylemde de taş yalnızca bir nesne değil, zalime karşı ben senin otoriteni, dayatmanı ve kötülüğünü tanımıyorum çığlığının en somut karşılığıdır.

Hacdaki şeytan taşlama eylemi, müminin hem nefsiyle hem de küresel şer odaklarıyla hesaplaşmasının bir provasıdır. İntifada ise bu provanın sahada, kan ve canla verilen gerçek imtihanıdır. Biri ibadet formundaki bir sembol, diğeri ise bunun eyleme dökülmüş hâlidir.

Mina’da taş toplayan ellerle, Gazze ve Kudüs’te direnen eller aynı manevi frekansta birleşmediği sürece, milyonlarca hacının attığı taş karanlığa karşı aydınlık birer itiraza dönüşmeyecek. O zaman yardım götüren gemilerin önü kesilecek, Mescid-i Aksa günlerce kapalı tutulacaktır. Milyonların düşmanı ürkütmekten uzak sadece hacı olmak için yaptıkları bu bilinçsiz taşlama eyleminin sonucunda dökülen göz yaşları Kâbe’yi bir ağlama duvarına dönüştürmekten öteye gidemeyecektir.

Şevket Hüner / 6 Zilhicce 1447

1 Yorum

  1. Faruk Eratlı

    Mayıs 24, 2026 Pazar 14:05

    Son paragraf beni benden aldı. Budur. Yüreğine sağlık Şevket hocam.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.

Tasarım ve Kodlama BEYRİBEY BİLİŞİM