Sosyal Medya

Yazarlar

Zilkadenin Çağrısı, Katliamları Durdur, Barışı Yeniden Kur

Şiddetin ve kan dökmenin fütursuzca meşrulaştırıldığı dönemlerde bile vicdanın nefes alabileceği sulha dair sığınaklar inşa etmek mümkündür. Biset öncesi Arap toplumundan devralınan ve Kur’an’ın teyidiyle yaşanır kılınan Zilkade, Zilhicce ve Muharrem adlı üç haram ay, savaşın durdurulması ve kan dökmenin yasaklanmasıyla düzenin korunmasını amaçlayan barış aylarıdır.

Bu aylar başladığında kılıçların kınına girmesi, husumetlerin dondurulması ve can emniyetinin her şeyin üzerinde tutulması, aslında insan onurunun zamana ve mekâna galip gelme çabasıdır. Bu yasak, yalnızca dinin bir emri değil, aynı zamanda insanın insana duyduğu saygının ve yaşam hakkının muhterem sayılmasının en haklı ifadesidir.

Cahiliye boyunca kabileler arası bitmek bilmeyen çatışmaların ortasında bile bu aylara saygı gösterilmiş olması, insanın en sert şartlarda dahi barış fikrine tutunabileceğini gösterir. Haram aylar bir toplumsal uzlaşı ve ahlaki zorunluluktur. Günümüzde aynı ilke, uluslararası hukukta sadece ateşkes değil savaş suçları ve soykırım yasağı olarak ta karşılık bulması gerekmez mi?

Haram ayların dokunulmaz zamanlar olarak belirlenmiş olması, aslında hayatın her anına yayılması gereken sulha dair şuurun derinleştirilmesidir. Eğer belirli aylarda şiddetin yasaklanması imkân dahilinde ise, bu yasağın süreklilik kazanması neden mümkün olmasın? Bu soru, haram ayların anlamının yeniden tefekkürü için güçlü bir zemin sunar. Zira bu ayların ruhu, yalnızca maziye ait bir geleneği değil, bugün de uygulanabilir cihanşümul bir sulh ilkesini ihtiva etmektedir.

Çocukların ve kadınların hedef alınması, şehirlerin yıkılması, haram ayların özüne aykırı olduğu gibi insanlığın ortak vicdanına da ihanettir. İnsanın canı, haysiyeti ve yaşam hakkı, herhangi bir siyasi, ideolojik ya da ekonomik çıkarın ötesinde korunması gereken muhterem değerlerdir. Haram ayların yasakları, bu değerin ihlal edilmesine karşı evrensel bir itirazdır. Zira barış, ertelenebilecek bir seçenek değil, her koşulda savunulması gereken bir mecburiyettir.

Günümüz dünyası, teknoloji, iletişim ve küresel farkındalığın zirveye ulaştığı iddiasına rağmen, ahlaki gelişimde aynı başarıyı gösterememiştir. Oysa haram ayların özü, insanın kendini frenleyebilme, öfkesini dizginleyebilme ve karşısındakini yok etmek yerine anlamaya çalışma iradesine dayanır. Eğer bugün Zilkadenin sükûneti, Zilhiccenin hürmeti ve Muharremin vakarı dünya siyasetine ve savaş meydanlarına rehberlik edebilseydi, modernitenin en büyük ayıbı olan sistematik kıyımlar meşruiyet zeminini kaybederdi.

Katliamların ve soykırımların durdurulması için gereken, haram ayların ruhunda saklı olan insanın insana kul olmaktan çıktığı, her canın muhterem sayıldığı ve şiddetin her türlüsünün hem ilahi hem de toplumsal bir reddedişle karşılandığı bir arınma mevsimidir.

Zilkade ile başlayan hacca hazırlık süreci, Zilhiccede hac vazifesinin eda edilmesi ve Muharrem ise dönüş ve toplumsal barışın devam ettiği ay olarak bir bütünlük oluşturur. Böylece farklı coğrafyalardan, dillerden ve kültürlerden gelen Müslümanlar ümmet bilinciyle aynı zaman diliminde, aynı kutsal mekânda buluşarak hem ibadetlerini yerine getirir hem de barış, güvenlik ve kardeşlik içinde bir arada bulunmanın somut tecrübesini yaşarlar.

Zilkade ile başlayan bu barış aylarının hürmetine, bugün Gazze’den Doğu Türkistan’a kadar uzanan coğrafyalarda dökülen kanların durması, sadece dini bir gereklilik değil, insan kalabilmenin yegâne şartıdır. Bu ayların gölgesi altında sulhu tesis etmek, cahiliyenin karanlık mirasından sıyrılıp, medeni bir geleceğe adım atmanın anahtarıdır. Zira uygarlık, en güçlü olduğu anda bile mazlumun kanını akıtmaktan geri durabilenlerin inşa edeceği bir kaledir.

Şevket Hüner / 1 Zilhicce 1446

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.

Tasarım ve Kodlama BEYRİBEY BİLİŞİM