Sosyal Medya

Makale

Yarını Düşünürken Bugünü Kaçırmak

YaÅŸadığımız çağı “EndiÅŸe Çağı” diye tanımlasam bilmem katılır mısınız?

İnsanımızın tasası, telaşı, tedirginliÄŸi bir türlü bitmiyor… Kaygı, kuÅŸku, korku yakamızı bırakmıyor, ruhumuzu kemiriyor… Kriz, kaos, karamsarlık kâbus gibi üstümüze çöküyor…

Gerçekten ne oluyoruz?

En büyük merakımız; bu gidiÅŸatın sonu ne olacak? Fizikî sonuçlara takılı kaldık, sonsuzluktan kopuyoruz…

Evet, sonsuzluğa iman eden bizler, hangi sonuçları öncelikle dert edinmemiz gerekiyor?

Sanki ara sonuçlara fazla takılı kalıyoruz. Karne, diploma, kariyer, kâr, kazanç, sertifika, icazet, rütbe, terfi, statü, skor, takdir, liyakat nişanı vs.

Asıl odaklanmamız gereken sonucu unutuyoruz…

Bizi güzel sonuçlara taşıyacak sınavları vermeden, sorumlulukları kuÅŸanmadan, seferi sürdürmeden, süreçleri tamamlamadan hiçbir ulvî hedefe ulaÅŸamayacağımızın altını çizmek lazım…

Unutmayalım ki; “Her nefis kendi kazandığına karşılık rehindir.” (Müddessir, 38)

Dolayısıyla sonuç bir hakediÅŸtir… Kim neyi, ne kadar hak etti ise kıl kadar haksızlığa uÄŸramaz büyük günde…

Herkes hayatının akışına baksın, gidişat neye işaret ediyor?

Sa’yü gayretimiz neye yönelik ise günün sonunda onu göreceÄŸiz…

Gelin kesin sonucu Kadir-i Mutlak olan Allah’a bırakalım, biz kendimize düşen göreve bakalım…

O bize bizden daha yakın… Bize bizden daha merhametli… Biz bize düşeni yaptıktan sonra kuÅŸkumuz olmasın; son gülen biz olacağız…

Sonsuzluk muÅŸtusu bizim için… Ama önce görev…

Evet, bize düşen görev nedir?

Aslında görev tanımımız, alanımız, zamanımız tastamam net… Bize yüklenen misyon belli… Yeryüzünün halifesi olmak… Adil ÅŸahitleri olmak… Emanete sahip çıkmak…

Her ÅŸeyden önce biz mükellefiz…

Süreç nasıl seyrederse etsin, sonuç ne olursa olsun sahadan çekilemeyiz… Sorumluluklarımızı sonlandıramayız... Son nefesimize kadar sınavda olduÄŸumuzu unutamayız…

Zafer, özgürlük, baÅŸarı, kurtuluÅŸ, iktidar, itibar, huzur, sevinç, fetih, gaybî yardımlar, ÅŸehadet, cennet… Sınav sürecinin semereleridir, birer hakediÅŸtir…

Sonucu Allah’a bırakalım, sorumluluklarımıza yoÄŸunlaÅŸalım…

Takdir O’nun… Tevfik O’nun… Nusret O’ndan… Fetih O’ndan…

Biz de O’nun kullarıyız…

Kefilimiz, vekilimiz, velimiz O… O müjdeliyor:

“Sonuç takva sahipleri içindir.” (Araf, 128)

Bizden istenen ise… Sahih iman… Salih amel… Samimi mücadele… SaÄŸlam duruÅŸ…

O takdirde “Sabah yakındır.” (Hud, 81)

“Kâfirler istemese de Allah nurunu tamamlayacaktır.” (Saf, 8)

Grafikler, göstergeler, istihbari bilgiler, fiziki ÅŸartlar, insan kaynakları, teknolojik donanım, bilimsel veriler, rasyonel bulgular hepsi bir yere kadar…

Günün sonunda kuÅŸlar filleri yenecektir… Hendekçiler cehennemin gayyasına postalanacaktır… Nemrutların ateÅŸine hodri meydan diyenler selamete çıkacaktır… Yusuflar temiz gömlekleri ile iktidara yürüyecektir… Mutlaka ama mutlaka; nehirden denize özgürlük gerçekleÅŸecektir…

Gazze’yi gam edinme, biz görevin neresindeyiz? Esas netleÅŸmesi gereken soru budur…

Daha önce bahsetmiÅŸtim, yüzyılın başında destansı bir direniÅŸten sonra Emir Abdülkerim el-Hattabi ne demiÅŸti?

“Ortada baÅŸarı ve baÅŸarısızlık yoktur. Bir zafer ve yenilgi de yoktur. Sadece tek bir ÅŸey vardır, o da GÖREV.”

Evet, herkes görev başına… Sorumluluk alanına… Ninovasına… Okçular tepesine buyursun…

Ve bilelim ki, sonunu düşünen kahraman olamaz, yol alamaz, menzile varamaz…

Hüsn-i hatime istiyorsak, duruÅŸumuza dikkat edeceÄŸiz…

Hitamuhu misk / Hayırlı son en büyük duamız…

Satırlarımı Hz. İsa (as) duası ile hitame erdiriyorum:

“Meryem oÄŸlu İsa şöyle dedi: Ey Rabbimiz! Bize gökten bir sofra indir ki, bizim için, geçmiÅŸ ve geleceklerimiz için bayram ve senden bir ayet olsun. Bizi rızıklandır, zaten sen rızık verenlerin en hayırlısısın.” (Maide, 114)

Ramazan KAYAN

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.