Makale
Onları yakaladığınız yerde
Hicri 1447 Ramazan ayının son günlerinde ÅŸahitlik ettiklerimiz; bunlar üzerine yapıp ettiklerimiz, yapmadıklarımız, yapamadıklarımız; konuÅŸup, yazıp çizdiklerimiz… Hemen hepsi hem iddia hem acziyet içermekte olup, İslam olan coÄŸrafyalara baktığımızda, sahicisinden oldukça uzakta gözükmekteyiz.
Hakikatte insanlığın başına bela olan ve bertaraf edilmesi gerekenlerin; özellikle İslam ümmetinin en hassas günlerinde işledikleri cinayet ve katliamların yankısı arşı alaya ulaşmış olduğu kadar yine İslam ümmeti iddiasından kahir ekseriyetinin ihaneti de ulaşmıştır.
Sadece Allah’a kulluk etmek, ahdimize, ne kadar alt tanrılar eklediÄŸimizin bilgisine sahip olmadığımız gibi, her türlü iletiÅŸim organ ve imkânlarıyla; öldürülmesi gereken düşmanın propagandasını yapıp güncel magazinel eÄŸlencemize dönüştürebiliyoruz, farkında olmadan.
Ha Gazze yerle bir edilmiÅŸ, ha Kâbe bombalanmış. Ha İran saldırıya uÄŸramış ha Mescidi Nebevi… Kudüs’ü sloganlarımıza meze ettiÄŸimiz gibi… Pasif ve hâlihazırımızı ilzam etmeyecek itirazların ötesine geçemiyoruz. Sahici öfkelerimizi birbirimize boca ederken, düşmanların dinimize, namusumuza, kardeÅŸlerimize hunharca ve asimetrik saldırılarını sinema filmi izler gibi izlemeye devam ediyoruz.
Ayetler yaÄŸdı üzerlerimize Gazze’den. Ayetler yağıyor üzerlerimize Tahran’dan, Beyrut’tan… Bir milyon müslüman Eminönü’nden baÅŸlayıp yürüyemedi Galata köprüsünden. Sünni olmaktan, Åžia olmaktan bir türlü MÜSLÜMAN olmayı beceremedik. İrili ufaklı aidiyetlerimizin faÅŸizan dehlizlerinde boÄŸulup kaldık adeta. Hangi iltisak, hangi hesap baÄŸlıyor yüreklerimizi bilemedik ve aslında İslam’ın son kalesi edebiyatları eÅŸliÄŸinde ne sarı öküz kaldı vermeyeceÄŸimiz ne de…
Daha ilerisi ne olabilir ki?
Dünyanın/insanlığın üzerine çöreklenmiÅŸ gâvurluÄŸun, kibrin, küstahlığın, hunharlığın, ihtirasın, hak, hudut tanımaz cüretkârlığın sonu gelmeyecek çok belli. Allah’ın adaleti gereÄŸi kâfirlerin yaptığına bir vereceÄŸi, müminlerin yaptıklarına bin vereceÄŸi O’nun deÄŸiÅŸmez sünnetidir. Göklerin ve yerlerin ordusu Allah’ındır, zira O öyle diyor.
Bir savaÅŸ var yeryüzünde; “iÅŸittik ve iman ettik” diyen müminlerle, “iÅŸittik ve isyan ettik” diyen kâfirlerin, kötülük odaklarının savaşı.
Tarih boyunca yaÅŸanmış büyük kırılmaların oluÅŸturduÄŸu kaosların akabinde oluÅŸan yerleÅŸik düzenlerin kurucu özneleri, derin akıl sahipleri olmuÅŸtur. Bu da Allah’ın deÄŸiÅŸmez sünnetlerinden olsa gerek. Kâfirlerin çalıp, müslümanların hem ölüp hem de oynadıkları bir kaosun ardından, sinsi sinsi bekleyenlerin, ucuz bahanelerle birilerinin yalakalığını yapan kapı kulluÄŸunun ötesine geçememiÅŸtir. Devlet aklı, ak saçlı ya da aksakallılar hep bilinmez oldular, bilinmeyecek, bilinemeyecekler de. Derin ve fakat kirli akıl sahiplerinin elinde ise ipin ucu; Resuller/Nebiler dillere pelesenk edilip ÅŸanlı tarih edebiyatları ile Allah’a döndük sandığımız yüzümüzü, göz kapanıp açılınca nereye dönük imiÅŸ tüm çıplaklığıyla o zaman göreceÄŸiz.
Hatemül enbiya Muhammed Aleyhisselam bize şahitliğini besberrak bırakmış ve bizlerde insanlığa şahit olanlardan olup cennete ulaşma liyakati kazanmak istiyor isek; bulunduğumuz mevki ve konumlarda samimi ve sahici olarak bugüne tekabül eden ittikamız;
-Yeryüzünü ifsada, kana boğan kötülük odaklarına karşı gücünüz yettiği kadar güç ve savaş imkânları hazırlayın diyor El Muntakim olan Allah.
-Azgın kâfirlere, işittik isyan ettik diyenlere, yan çizenlere elinizden geleni yapın biz de yapmaktayız diye o korkaklara meydan okuyun diyor âlemlerin Rabbi.
-Allah sabır gösterip O’na itimat edip itaat edenlere; onlar süratle üzerlerinize gelse bile Rabbiniz size, niÅŸanlı beÅŸ bin melekle yardım edecektir diyor El Vefî, Es Sâdık, El Nasîr olan Allah.
-Göklerin ve yerin içindeki gizli ve özel orduları Allah’ın emrindedir ki Allah’ın koruyup gözettiklerine kim galebe çalabilir.
-“Toprağın üstünde onursuzca yaÅŸamaktansa toprağın altın ÅŸereflice yatmasını biliriz” demek samimi ve sahici bir imanı ifade ediyorsa; yeryüzüne halife ve hakiki olanın temsiliyetine dair sahici ve pürüzsüz rol üstlenmek anın vacibi olarak durmaktadır.
Zira öncüler önden gidenlerdir. Åžehitleri överek, ÅŸehitleri yazarak, ÅŸehitleri anarak ne ÅŸehid ne de ÅŸahit olunabiliyor. Kefeni giyip yola çıkmak âlemlerin Rabbi Allah’a itimad ile iman edip gereÄŸini yapmayı gerektirir. Hayatları özgün olmayan insanlar, asıl temsiliyet ve sorumluluklarını sloganlarla sadece örtebilirler.
Dünyada yaÅŸananları özgün perspektifimiz olmadığı için hep düşmanın gözü ve aklıyla okuduk. Filistin, Lübnan, Yemen, İran’da yaÅŸananların habercisi olarak okuyamadık yakın coÄŸrafyamızda onlarca yıldır yaÅŸananları. Düşman ile yataÄŸa girmenin en acı sonucu deÄŸil midir, baÅŸta Suud olmak üzere Arap aÅŸiret ÅŸirketi devletleri. Her biri holdinglere dönüşmüş yok hizmet, yok dergâh, yok talebe yurtları…
Jeopolitik, Åžii hilali, Sunni blok, OrtadoÄŸu… Tüm bu tarif ve tanımları kimler nasıl, neden yapmışlar? Göremedik. Evet dünya beÅŸten büyüktür ve fakat o beÅŸ çalıyor, dünya oynuyor. Bir türlü varılamayan Ümmet politiÄŸi...
Åžimdi gördük, ömrü olanlarımız daha ötesini görecektir elbette. Duygusal ve büyük laflar ettiÄŸimin farkındayım. Ve fakat düşmana samimi ve sahici öfke sorunu yaşıyoruz. Düşmanın tarif ettiÄŸi hayatı geliÅŸine yaşıyoruz. Çok konuÅŸan, çok bilen, okumadık kitap, filozof bırakmayan kim var ise en küçük hakiki bir meseleyi bir araya gelip analiz edip, hayata dokunan taraflarıyla müzakere etmekten uzak. Ve fakat Gazzeli delikanlılara, Hizbullah’a, İran’a bol bol talimat verenlerimiz o kadar çok ki…
Vaziyet kırmızı. Ötesi yok ve Mekke, Medine dönemi, asrısaadet vs. Mekke kapımızda, Medine kapımızda, izin isteyip sıvışanlarımız birey ya da kurumsal şahsiyetleriyle her birimiz.
Ötesi yok, kalmadı da. DireniÅŸin ekseni yüzünü Allah’ dönüp sadece O’na kulluk edip O’ndan istemek.
Şu anda benim için en ahsen amel hangisi sınamasını göz göre göre kaybetmemek, zira ölüm ve hayat onun için var kılındı.
Bir de düşmanı bilip yeryüzünde fitneden eser kalmayıncaya kadar içte ve dışta düşmanla savaşmak.
Onları yakaladığınız yerde öldürün. Onları yakalayın, bulduÄŸunuz yerde öldürün. Bütün geçit yerlerinde onları gözetleyin. Onları nerede bulursanız öldürün. Fitne kalmayıp, din tamamen Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın…
Mustafa ÖNER

Halis Murat Kök
Mart 18, 2026 Çarşamba 12:25
Bence iddia ettiklerinin aksine, günümüz İslami coğrafyasındaki temkinli duruş bir "ihanet" veya "korkaklık" değil, aksine duygusallıktan arındırılmış bir stratejik akıl ve beka mücadelesidir. Modern dünyada güç dengeleri sadece "şereflice ölmek" veya "kefen giyip yola çıkmak" gibi bireysel kahramanlık anlatılarıyla değil, ekonomik sürdürülebilirlik, teknolojik üstünlük ve uzun vadeli diplomatik manevralarla inşa edilmektedir. "Sloganlarla sorumluluk örtmek" olarak nitelendirilen kurumsallaşma çabaları —hizmet ağları, dernekler ve iktisadi teşekküller— aslında ümmetin sadece duygusal değil, yapısal olarak ayakta kalmasını sağlayan can damarlarıdır. Duygusal bir öfkeyle topyekûn ve kontrolsüz bir çatışma zeminine (kaosa) sürüklenmek, İslam toplumlarını inşa etmek yerine, tam da metinde şikayet edilen "düşmanların" istediği yıkım ortamını kendi elleriyle hazırlamak anlamına gelecektir. Dolayısıyla, "işittik ve isyan ettik" diyenlere karşı verilen mücadele, sadece cephede değil, bilimin, diplomasinin ve modern devlet aklının tüm imkanlarını kullanarak, maceracılıktan uzak bir sabır ve inşa süreciyle mümkündür.