Sosyal Medya

Makale

Altın Başakların Arasında Bir Koltuk

FotoÄŸrafta görülen koltuk, konforun dışına çıkmanın, alışılmışın ötesine geçmenin, tanımlanmış mekânın sınırlarını aÅŸmanın simgesi. Artık buradaki koltuk eÅŸya deÄŸil, o bir ÅŸahit. Belki de en çok ÅŸunu düşündürüyor; bir koltuk, üzerinde kimse yokken bile bir hikâye taşır mı? O artık rüzgârın anlattığı hikâyeleri dinliyor, baÅŸakların hışırtısıyla konuÅŸuyor. Belki de ilk kez gerçekten dinlerken, tarih gözünün önünden akıp gidiyor…

Önce orman vardı… İnsan aÄŸaçları kesip bir tarlaya dönüştürdü… Yeterince doyunca buraların kalıcı sahibi olduÄŸu zannıyla imal ettiÄŸi bir koltuÄŸa oturdu… Sonra her ÅŸey onun ayağına gelsin diye planlamalar yaptı. Emanetçi olduÄŸunu unuttu, muktedir olduÄŸunu zannettiren koltuÄŸunun üzerinden kendine yönelmiÅŸ insanlara seslendi;“İşte ben sizin en yüce Rabbinizim.” (Nisa/24)

Sonra kendisine insan olduÄŸunu hatırlatmak için gönderilmiÅŸ elçiyi küçümsedi. Suçladı. Rezil etmek için büyük bir gösteri düzenledi. İhtiÅŸamını hatırlatmak için getirttiÄŸi göz boyacıların görevi, köle ruhluları büyülemekti. Ama hakiki yılan bütün yalanları yuttu. Kızdı. Köpürdü. KoltuÄŸunu terk ederek peÅŸine düştü. Sulara gömülürken yalanından dönmek istedi ama ona denildi ki; “Åžimdi mi? Halbuki daha önce hep baÅŸ kaldırmış ve bozguncular arasında yer almıştın.” (Yunus/91)

FiravunlaÅŸtıran köle ruhlular, özgürlüğün yerine soÄŸan sarımsak isteyince, yeni nesillerin de babaları gibi bir koltuk karşısında el pençe divan duranlardan olma ezberleri yok olana kadar elçini rehberliÄŸinde çöle sürüldüler. Koltuk yitti kölelik bitti…

Koltukta oturanın gördüğü rüyaya önünde el pençe divan durmuÅŸlardan ses çıkmayınca zindandan gelen bir tabir yankılandı. Yedi taze baÅŸağın yanında yedi kuru baÅŸağın rüyasıyla savrulan, onu rahatlatan tabirin sahibini koltuÄŸa oturtuyordu. Üstelik aÄŸabeyleri, onun kanını dökmeyi göze aldıkları koltukları açlıklarına çare olmayışının acziyeti içinde önüne sürüklenmiÅŸlerdi. Ama koltuÄŸa oturtulan kimin muktedir olduÄŸunu biliyordu. Affetti. Babası, annesi ve kardeÅŸlerini etrafını çevirdiÄŸi bu mutluluk tablosunda koltuÄŸunun rahatlığından uzaklaÅŸarak dedi ki; “Rabbim! Bana mülkten (bir nasip)ve bana rüyaların tabirini öğrettin. Ey gökleri ve yeri hakkıyla yaratan! Sen, dünyada da ahirette de benim velimsin. Canımı Müslümanlardan olarak al ve beni Salih kimselerin arasına kat!” (Yusuf /101)

Son görevlendirilenin bir koltuÄŸu yoktu. Kendisine iddiasından vazgeçmesine karşın önerilen bütün koltukları elinin tersiyle iterek dedi ki; “Ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbine aittir.” (Åžuara/109) Elçi, tüm insanlar birlikte oturmayacaksa bir koltuÄŸa gerek olmadığını ispatı sadedinde bir yaygının üzerinde bir hayat sürdü…

Ama dünyaya meyletmeden kardeşçe paylaşıp, az ile iktifa ederek yaÅŸanacağını unutanlar, koltuÄŸa yapışınca önünde el pençe divan duranlara “Kullarım” diye seslenip haddini aÅŸtılar. Fetihler bitip koltuk üzerinde yönetme baÅŸlayınca, entrikalar, ihanetler taÅŸ üstünde taÅŸ, baÅŸ üstünde baÅŸ bırakmadı. Babasının bıraktığı koltuÄŸa oturan son halife, gavurun gemisine bindirilip koltuksuz bir sürgüne mahkûm edilince, kıblesi batıya dönmüşlerin koltuk mücadelesi baÅŸlamış oldu…

Dünyayı tek bir koltuk üzerinden yönetmek isteyenlere karşı duran haysiyet sahiplerinin evleri, hastaneleri, camileri bombalanarak yerle bir edildi. Ama o yıkıntıları arkasına alan bir yiÄŸit, eskimiÅŸ ve yırtılmış koltuÄŸunun üzerinde bacak bacak üstüne atıp verdiÄŸi poz, köleleÅŸtirilmiÅŸ online zihinleri altüst ediyordu. Yolunu sürdürdüğü felçli rehberinin de böyle bir fotoÄŸrafı vardı. KoltuÄŸun üzerindeki yiÄŸit buranın kalıcı olmadığını biliyordu. Aç biilaç kıstırıldığı bir evde nasıl katledildiÄŸini tespit etmek için gönderilen dronu, elçiden miras kalan asası ile parçalıyordu. Birkaç gün boÅŸ kalan koltuÄŸun benzerleri birçok farklı yerde görülmeye baÅŸladı. “Yıkılmadık ayaktayız” diyen gençler, bombalanan evlerinin yıkıntılarından çıkardıkları o eski püskü koltuklar üzerinde fotoÄŸraf çektirmek için yarışıyorlardı…

Halkı Müslüman olan toprakların katledilen kardeÅŸlerinin fotoÄŸraflarına bakıp göz yaşı dökenleri ise baÅŸlarındaki kıblesi batıya dönük koltuk sahiplerinden bu acziyeti bitirmesini bekliyorlardı…

Şevket Hüner / 26 Şaban 1447

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.