Makale
Sosyal Medya Orucu
Ramazan’ın gölgesi üzerimize düştü, yeni görevler bizi bekliyor… Orucun ÅŸekil ÅŸartlarına uyum saÄŸlayan bizlerin, orucun ruhuna uygun yeni sorumlulukları gündemine alması gerektiÄŸini düşünüyorum. Bunlar neler olabilir?
Sosyal medya orucu… Yani sosyal medyadan bir süre uzak kalma, günlük ekran süresini sınırlama, dijital bağımlılığı kısıtlama disiplinine girme…
Evet, arınma ayında en çok dijital kirlenmeye karşı önlem almak zorundayız… Bu önlem, sosyal medya orucu olabilir.
Medyanın ayartıcı, aldatıcı etkilerine karşı anlamlı arayışlara girmek durumundayız… Biliyoruz ki, oruç disiplini sadece mide ve cinsel yaÅŸamla ilgili deÄŸildir… Beslenme ve cinsel istekler dışında, daha fazla insanı baÄŸlayan tutkular dünyasındayız… Hatta tutsaklık boyutunda tutkulardan bahsedebiliriz… Bu durumda nasıl bir tutum takınabiliriz?
Takvayı kuÅŸanarak, bu kuÅŸatmayı kırabiliriz…
Ekranlardan Kur’an’a… Aynalardan ayetlere… Vitrinlerden dini duyarlılığa bir hicret baÅŸlatabiliriz…
Hesaplar üstü hesabı önceleyip sanal hesaplarımızı dondurma yoluna gidebiliriz. Hayatımızdan bütünüyle çıkaramazsak bile sınırlı kullanma yolunu deneyebiliriz…
Gerçekten müminlerin hiç gecikmeden dijital dünyada bir denge ve düzen, disiplin ve duruÅŸ sahibi olmaları gerekiyor…
Dahası yer yer dijital savaÅŸlarda, direniÅŸ bilincine sahip olmamız icap ediyor…
Maalesef -sadece gençliÄŸin diyemiyorum-, halkın büyük bir çoÄŸunluÄŸu sanal kuyularda, dijital çukurlarda heder oluyor… Küresel dijital düzen hakikati hedef almış durumda…
İnsan olmak sadece bakmak, izlemek deÄŸildir; hakikati görebilmek ve farkında olabilmektir…
İnancımızı ve insanlığımızı tekrar hatırlamak ve yaÅŸamak için sanal tutsaklığa “dur” demek durumundayız…
Ramazan vesilesi ile dijital alışkanlık ve davranışlarımızı yeniden yapılandırabiliriz… Bunun için güzel bir niyet, güçlü bir irade lazım…
GeçmiÅŸ ümmetlerde gördüğümüz “sükût orucu” mensuh olsa bile bugün sosyal medyada sanki vacip gibi duruyor…
Evet, sosyal medyasız günlerimiz olsun… Günlük 60 dakikayı aÅŸmayalım… Kendimizi dizginleyelim… EriÅŸimi sınırlayalım… Daha güzel erdemlere ermenin yollarına yönelelim…
Sanal medyayı sessize alalım, Sâni-i Zülcelâl’e kulak verelim…
YaÅŸamın akışına deÄŸil, Kur’an’ın bakışına yüzümüzü dönelim…
Başımızı ekranlardan biraz kaldıralım, baÅŸka ufuklara oruç ile uruc edelim…
Dik duruÅŸumuzu unuttuk, ekranlar önünde kamburlaÅŸtık…
Cep telefonu ile birlikte adeta kalbimiz kalbura, ruhumuz dumura uÄŸradı… Neredeyse telefon yeni bir organımız oldu…
İtiraf etmek gerekirse telefon müsrifi aynı zamanda müflisiyiz…
Namazda, camide, tavafta, itikafta, derste, sohbette telefon bize yapışmış hâlde…
Biz mi akıllı telefon kullanıyoruz yoksa telefon mu bizi kullanıyor? Fail kim, meful kim belli mi?
Her fırsatta elimiz telefona gidiyor… Giden sadece el deÄŸil… Zihin, kalp, ruh gidiyor…
“BeÄŸeni”lerde ve yorumlarda teselli arıyoruz… Yalnızlığa gömüldüğümüzün farkında deÄŸiliz…
Sanalda görece bir konforumuz var, bunu bozmak zorundayız, yoksa o konfor bizi bozar…
Bir yerde “Yeter artık!” dememiz gerekiyor… Ömrümüzü yiyip bitiren bu kısır döngüye bir format atmak zorundayız…
Akıllı telefon bizi programlamasın, yönlendirmesin; özgür ve özgün irademizle biz onu programlayalım…
“Ben oruçluyum” diyerek kendimizi kontrol edebiliyorsak, bunun mutlaka sosyal medya boyutu da olmalıdır…
“Ya hayır konuÅŸ ya da sus.” fetvasınca…
Rabbimize daha fazla vakit ayırmak lazım… Kendimiz olabilmek için… Oruçta nelere odaklanmamız gerekiyor, sanıyorum farkındayız…
Ramazan KAYAN

Henüz yorum yapılmamış.