Sosyal Medya

Makale

Yaşamanın Meşruiyeti

Yeryüzü yıkıcı gücün tasallutu altında deveran ediyor. Yapıp ettiklerini izaha ihtiyaç duymayan bu zihniyetin karakterini oluşturan etken; güçtür. Hukuku ezen güç. Kurgusunun tamamını bu yönde kullanan ve yeryüzünün nimetlerini silaha dönüştüren anlayış, kâinata bıçak gibi saplanmış durumda.

Fiziki görünürlüğünün bir sembolünü nükleer silahlarla ortaya koyan ve insanı taş ve toprak derekesine indiren tutum, tüm meşruiyetini yitirmiş durumda.

Kardeşlik duygusu içinde, tabiatla ilişki kurmak yerine adeta bir işkenceci eylemleriyle toprağı, suyu ve havayı kullanan zihin, ilelebet yaşayamaz. Tabiat bu ezaya uzun süre katlanamaz.

Medeniyetlerin kalitesi, öncelikle insana verdikleri önemle değerlendirilmeye alınır. İnsana verilen önem, özünde adalet ve merhametten ve ilişki bazında hukuktan anlaşılır.

Aç kalacağı korkusuyla, gelecek kaygısıyla dünyanın her yerini tahakküm altına almaya çalışan ve orada yaşayan insanların hukukunu çiğneyip rızıklarına el atan, karşı koyanları terörist yaftasıyla öldüren güç, zulmün zirvesine ulaşmıştır.

Aynı zamanda pervasız bu güç, çok zayıftır.

Yaratıcının kendi hizmetine verdiği kâinata ve insana savaş açarak meşruiyetini yitirmiştir. Zayıflığı buradan; emanete hıyanetten kaynaklanıyor.

Varlığın sahibi, onun nasıl kullanılacağını bildirmiÅŸken, mülkün amaç dışı kullanılması, “kiracı”yı gayri meÅŸru kılar.

Zulümle abad olunmaz!

Medeniyetlerin ömrü insan ömrü ile denk deÄŸil. Ancak ÅŸurası açık ki Batı Medeniyeti “yok oluÅŸ” burcuna girmiÅŸtir.

Allah’a (cc) meydan okuyan, onun rızasını hiçe sayıp çiÄŸneyen, bozgunculuÄŸun mimarı olduÄŸu gibi, kendi sonunu da hazırlamıştır.

İslâm âleminin dağınıklığı, çaresizliÄŸine raÄŸmen meÅŸruiyeti oluÅŸturma potansiyeline sahiptir. Temel ilke olarak “zalime meyletmeme” emrine sıkıca sarılıp, göz kamaÅŸtıran hazzı kurgulayan ÅŸeytansı güçle arasındaki kalbi bağı koparması gerekmektedir.

Asıl tenakuzu oluşturan, kendi zenginliğinin farkında olmayışıdır. Bu nedenle de zulme sirayet edecek ateşe müşteri olmak için, farkında olmadan, adeta can atar tutum içindedir.

Rabb’inin muhkem bilgisine sahip olmak, insanı borçlu kılar. Kendine, topluma; geleceÄŸe ve tüm insanlığa…

Yeryüzünde elinde Kur’ân tek bir Müslüman kalsa bile, bütün gücüyle tezahür eden bugünkü ÅŸeytani düzenden üstündür. Çünkü meÅŸruiyeti temsil ediyor. Çünkü Mülkün sahibine uygun kiracı olmayı benimsiyor. Çünkü varlığın hizmetlerine karşı şükrünü Rabb’ine sürdürüyor.

Her sabah yeni bir hayretle uyanıyor ve sorumluluğunu hatırlıyor. Her insanı önemli buluyor.

Çıkmazda olanlara, yol gösterme vazifesinin olduğunu biliyor. Kısaca haddini aşmıyor!

İnsan haddini aştığında kendini tanrı görür. Oysa bu durumda, izanı, insafı terk etmiş ve hayvanlardan daha aşağı bir konuma inmiştir.

Yapamadıklarına bakıp bahşedilen nimeti göremeyen, bahşedileni kendinin gibi sahiplenip maddenin işlenmesiyle ortaya çıkan ürünlere sarılıp kendine tapar hale gelir.

Aklını, kalbini Kur’ân’a teslim eden meÅŸruiyetini kazanır ve selim bir kalp, temiz bir akıl elde etmiÅŸ olur.

Temiz akıl, selim bir kalp günahsız olmak değil, kulluk bilincinin imkânlarıdır.

Kulluk bilinci emek ister.

Öğrenmek, tefekkür etmek, salih eylem içinde ve sürekli niyazda olmak…

Hayatı itidale; “korku ve ümit”e taşımak…

İblis’in Mevlâ nazarındaki gücü hiçtir. Ancak onun dayanağı, yine Allah’tan (cc) aldığı mühlette yatmaktadır.

Günümüzün tahakkümcü gücün durumu aynıdır.

Meşru olan, iradesini kuşanamadığı için kendini zayıf hissediyor ve haddi aşana hayranlık duyuyor, onunla iyi geçinmeyi şahsiyetsiz kalma pahasına sürdürüyor.

Varlığa silah çekenin cephesinden ayrılamıyor; dolayısıyla aynı ateşin müşterisi oluyor.

Ahmet Mercan

 

Not: Bu makale, “İnsanı Geri Çağırmak” adlı eserden iktibas edilmiÅŸtir.

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.