Yazarlar
Vitrin Hastalığı
Vitrin, modern zihniyette-mantalitede bir değerdir, özlenen, istenen, sahip olmak için üzerine oynanan bir değer.
Zaten, showroom, satabilmek, müşteri toplayabilmek için estetik mamullerin, nazara verildiği bir etkin uygulama olarak öne çıkıyor-çıkarılıyor.
Ancak biz, bu meseleye inancımız muvacehesinden bakacağız.
Vitrin bir hastalıktır, kibir de vitrin hastalığıdır, cahiliye döneminde mebzul miktarda arzı endam eden bir tavırdır bu.
Velid bin Muğire adlı müstekbir, su-i misallerden biri olarak verilebilir.
Vitrinin önemi-değeri-lüzumu, gerekliliği, ehli dünya açısından, hastalık olarak isimlendirilmiyor, ama inancımız açısından bu bir hastalıktır ve iman-amel sağlığımızı bozmaktadır.
Yaşadığımız dünyada, genel geçer ölçüler, bizi de etkisi altına alıyor, nedense kurtulmayı başaramıyor, yoğunluklu etkisine kapılıveriyoruz.
Protokoller ilişkiler, resmi münasebetler, bizi zamanla muhabbetten uzaklaştırıyor, tecrit ediyor.
Bu tarzın, inanç köklerimize ait olmadığını, yabancı-ayrıksı olduğunu düşünüyorum.
Saygı ve hürmet iki taraf arası muhabbetin, münasebetin ve ilişkinin sağlıklı yürümesinin-yürütülmesinin vazgeçilmez esaslarıdır.
Lakin, bizde protokolü esas alan ilişkilerde, saygı-hürmet eksenli görünen-dışa vuran tavırlar, içte, iç dünyamızda aynıyla karşılık bulmuyor.
Biz, saygılı, hürmetli “imiş” gibi görünüyoruz.
Bu görünüş, merasimin gerektirdiği ve saygılıymışız gibi göründüğümüz tarafın statüsüne istinat ediyor.
Aslında umumen, herkesin statüsü gereği öyle davranmak-görünmek zorunda olması, bizi de etkisi altına alarak oraya savuruyor.
Statüler, protokolü intac ediyor. Ve bizim statüsü yüksek, vitrinde görünen tarafa karşı tavrımız, vitrinde görünmek gibi nefsi bir zaafımızı-tarafımızı da kışkırtıyor. Özetle, vitrin hastalığı hepimizi kuşatıyor.
Doğal-tabii ilişkilerden-ilişki biçiminden çıkıp, standartlara mahkum oluyor ya da mahkum ediliyoruz.
Lakin, kürsülerde Enbiya’nın (as) tevazuundan, sade yaşantısından, ayrıcalık istemeyen, imtiyaz içeren tavırlardan şiddetle uzak durduğundan da çokça bahsediyoruz. Yani, anlatıyor ancak uygula-ya-mıyoruz. Vitrin hastalığına mübtela olduğumuza uyanamıyoruz.
Bu bahsettiğim anormal tarzın-tavrın, genelde pratikte yer tuttuğuna şahid oluyorum.
Bir salon programında sunucuya bakın, önce protokol kurallı giriş ve tabi haliyle kategorize eden bir jargona mahkumiyetle falanlar filanlar beyanıyla giriş yapıyor, yapmak zorunda kalıyor-bırakılıyor. Önce sayın/lar (ağalar, büyükler, statüsü yüksek kimseler) sonra beyler hanımefendiler, yani avam…
Yani önce çok değerli falanlar, sonra sıradan (!) vatandaş.
Vitrin hastalığı hepimizi sarıyor, salgına dönüşüyor.
Zamanla kanıksıyoruz, bizim için sıradanlaşıyor-standartlaşıyor, çoğu zamanda savunuyor, gerekliliği üzerinde duruyoruz.
Hulasa bizde yabancılaşıyoruz, yabanileşiyoruz, sınıflara ayrışarak-ayrıştırarak aslımızdan-özümüzden kopuyor-koparılıyoruz.
Yasin Aydoğan

Yasin Aydoğan
Ekim 22, 2025 Çarşamba 11:55
Ego virüsü ilginç tesbit
Vesselâm
Ekim 15, 2025 Çarşamba 15:26
Vitrin hastalığı bir ego virüsüdür. Vitrin hastalığı bir kendini beğenme beğendirme telâşıdır.. her hastalığın sebeb olduğu virüsü üzerimizde taşımamız bizim yaşam kalitemizi bozuyor..muhabbetle