Sosyal Medya

Makale

İnsan Huzur Ve Acıdır

İnsanı tatmin edecek ve teskin edecek olan şey nedir? Bu soru bize insanın doğasının neye tekabül edeceğine dair bir fikir edindirir. İnsan, kendisi ve sahip oldukları ile tatmin olur mu? İnsan, geçici olana sahipliği üzerinden tatmin olmaz. Oluşan tatminliğin de yanıltıcı bir boyutu olduğu aşikârdır. Çünkü o şeyi elinden kaçırdığı zaman tatminliği de gider. Hâlbuki tatminlik için öyle bir şey bulmalıyız ki sahip olduğumuzda gitmediği, geçici olmadığını bilelim ki kalıcı bir tatmine ulaşalım?

Meseleyi bu çerçeve içinde tanımlayınca geçici olan ile kalıcı olan arasındaki farkı kavramak ve buna göre davranmayı öncelemek de bir hak olarak doğuyor. Dünya ve içindekiler, somut olan her şey geçici bir tabiata sahiptir. Yaşam tarzımız, yaşantımız, hatta yaşamımızın kendisi de geçici ve ölene kadar geçerlidir.  O zaman tek bir seçenek kalıyor. İnsanı aşan, aşkın bir durum ancak insanı tatmin eder. Bu söz konusu edildiğinde ise karşımıza anlam dediğimiz olgu çıkar. Bu olgu üzerinden ben kimim, yaratılış nedir? Yaratıcı ve oluşun hakikati nedir? Dünya ve içindekilerin anlamı nedir? Bu sorulara aklı başında cevaplar vermekle yükümlü tutarız kendimizi… 

Aşkınlık beraberinde bir soyutluğu taşır. İşte insan, anlam üzerinden bu soyutluluğu doğru bir şekilde algılayarak kendini aşkınlığın kucağına bırakabildiğinde yukarıda sorulan sorulara doğru cevaplar üretebilir.

İnsan, sahip oldukları üzerinden mutlu olmaz. Çünkü o mutluluk elinden çıktığı zaman acıya tekabül eder. Ama insan, kendini aşan, aşkınlık üzerinden kendisini tanımladığı zaman sekinet bulur. İşte bu sekinet, onu sürekli huzurda tutar. Huzurda olan ise ne yaşarsa yaşasın, hep mutlu olur. Çünkü o huzurdadır. Huzurda olan huzurlu ve dolayısıyla mutlu olur, mutlu kalır.

İnsan, yabancılaştığı şeyden mutluluk duymaz. İşte mutluluğun zıttı yabancılaşma sonucu karşı karşıya kaldığımız acıdır. Çünkü acı, kişinin kendisini ait hissetmediği bir zeminde varlığını sürdürüyor bulmaktan neşet eden bir duygusal durumdur. Bu duygusal durum, akli, kalbi ve ruhi bir özellik taşır. Bu yüzden acı çekmek mukadder bir özellik olarak insana tevdi edilmiştir. Acı bu çerçevesi içinde ontolojik bir zeminde duruyor. 

Kısaca dersem; mutluluk geçici bir durum, kişinin sahip oldukları üzerinden kendisinde oluşan sevince denir. Acı ise ontolojik bir zeminden hareketle oluşan duygusal karaktere denir. Duygusal olarak acı temel, mutluluk ise geçicilik kazanır. Huzur ise insanın sekinet üzere oluşu ve her şeyi olduğu gibi kabulü ile sağlanabilir olan bir şeydir. Aynı zamanda huzurda olmak kişinin kendi hakikatinin farkına vararak hakikat üzere bir yaşamı sürdürebilmeyle ilişkilidir. Huzur üzerinden elde edilen mutluluk ise sevinçten çok kişinin tatminliği ile ilişkilidir. Manevi bir duygudur... 

Biraz daha konuları açacak olursak eğer; huzur, kişinin, ontolojik duruşunun sağlamlığı ile elde ettiği sükûnettir. İnsan, tatmin olmuş bir düşünce ile eylemlerinin verdiği tatminliğin kendisinde oluşturduğu sekinet haline huzur demek isabet olur. Huzur aynı zamanda kendi Yaratıcısının varlığı karşısında sürekli huzurda oluşunun bir belirtisidir. Böylece kişi huzurda olduğunda onun tatminini ortadan kaldıracak veya onun mutluluğunu elinden alacak başka bir güç düşünemez. Geçiciliğini aşarak elde ettiği bu huzuru elinden kaybetmenin tek şartı, anlam ve yaşamının kaygısı olan huzuru kaybetmesini sağlayacak olan geçiciliğin şehevi gücüne yenik düşmesi ve geçicilikte kaybolmaya yüz tutmasıdır. Bu da yabancılaşmayı beraberinde getirir. Yabancılaşma ise acıyı çoğaltır ve süreklileştirir. Ta ki yeniden anlamı bulması ve huzuru kazanmasıdır. Huzur, kendisine verildiğinde bu sefer dört elle sarılmasının gerekliliğini de öğrenmiş ve tecrübesine katmış hale gelir. Bu mutluluğunun devamına yönelik en önemli amildir.

Mutluluk, geçici duygusallıktan kendini kurtararak huzura ulaşır. Mutluluğun acıyla ilişkisi ise, sahip oldukları üzerinden elde ettiği tatminliği kayıp ettiği zaman kişide meydana gelen kaybetme korkusunun tezahürü olan duygusallıktır. Bu duygusallıktan neşet eden acı, kişiyi yanlış kodlamalara da yöneltebilir. Yanlışa, yanlış ile cevap vererek acıyı çoğaltabilir. Acıdan kaçan kişinin kendini uyuşturacak olan eğlenceye kaptırması da yanlışların ve acının devamına neden olur. 

Huzurun sağlanmasının teminatı, gerçeklik ile hakikat ve hakikatin iz düşümü olan gerçekliğin neye tekabül ettiğini anlamak ve idrak ederek varlığının özü olarak kabullenmeden oluşur. İnsan, kendi Yaratıcısını idrak ettiğinde ve yaratılışın her safhasında O’nun izini kavradığında sürekli O’nunla kuracağı ilişki ve iletişimi de garanti altına almış olur. Huzur tam olarak bu garantide saklıdır. O zaman kişi, sürekli olarak Allah ile beraber olduğunun bilinci içinde huzurda olduğunu idrak eder ve idrak üzerinden hayatını tanzim ederek varlığının temeli kılar. Artık o huzurdadır. Bu huzur ona süreklileşmiş bir mutluluk kazandırır. Burada mutluluk artık geçici olanın kişide oluşturduğu hazzın ötesine geçerek aşkınlık kazanır. Mutluluk huzurda oluşunun zemini olduğu için ontolojik bir karakter taşımaya başlar. Geçici mutluluğu kaybettiği zaman kişinin duyacağı acı ile huzurda iken bunu tecrübe ve idrak ettikten sonra bunu kaybeden kişinin acısı aynı terazi ile ölçülemez. Bu acı artık pişmanlığın derinliğinde ateşle yanmanın vereceği duygusal gücü temin eder. Kişi acı çektikçe azap ona tatlı gelmeye başlayacak ve böylece bu acıdan sonra affedilme umudu onu acıya dayanıklı kılarak bir başka açıdan mutluluğa taşır. Ve böylece umut ile mutluluk arasındaki bağı da algılama imkânını elde etmiş oluruz.

Başlıktaki soruya yöneldiğimizde; insan, kendisi olduğunda, yaratılışının amacını doğru bir şekilde kavradığında ve Yaratıcısının rızasını kazanacak kulluğunu yerine getirdiği konusunda bir kanaate sahip olduğunda, kendisine verilen şey ile yetinmeyi de öğrenecektir ve öyle kabul ederek davranışlarını bu yetinme ile belirleyerek huzuru kalıcı hale getirecektir. 

Mesele, kişinin kendi anlamını, yaratılışın anlamını, kendisine yaratılış üzerinden verilen teklif ve sorumluluğun ne olduğunun anlamını, hayatın anlamını ve hayatta meydana gelen şeylerin anlamını kavrayarak yetinmeyi öğrenir ve yetinme üzerinden huzur bularak mutluluğunu daimileştirir. Acısı ise bütün bu süreçte devam eder. Çünkü insan, Allah’a olan iştiyakının sonucu ona ulaşamamanın oluşturduğu boşluktan ve bu boşluğun ne zaman aşacağını bilememeden kaynaklanır. İşte vuslat beklentisi acıyı olgunlaştırır. Mutlu ve huzurlu biri acıyı çekerek varlığının anlamının peşinde koşar… 

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.

window.dataLayer = window.dataLayer || []; function gtag(){dataLayer.push(arguments);} gtag('js', new Date()); gtag('config', 'UA-57160306-1');
window.dataLayer = window.dataLayer || []; function gtag(){dataLayer.push(arguments);} gtag('js', new Date()); gtag('config', 'UA-57160306-1');