Sosyal Medya

Makale

Acıyı Derununda Hissetmek

İnsanların mahmur yüzlerindeki acıyı düşünüyorum, kendi yaşamlarına otobüs, metrobüs veya tramvaya binerken kahretmelerini düşünüyorum... Yüzleri yorgun ve uykusuz bir şekilde koştururken neleri zihinlerinde geçirip içlendiklerini düşünüyorum. Tıkış- tıkış bindikleri otobüs, metrobüs, tramvay, dolmuş veya metroda itişe kakışa yer ararken, inerken sürtünerek inmek zorunda kalmanın ağırlığının vicdanlarında meydana getirdiği ağırlığı ve bunun gün boyu yaptıkları işe yansıdığında hangi haleti ruhiye ye sahip olacaklarını düşünüyorum.

Ä°ÅŸe giderken, ‘nereden çıktı bu iÅŸ’, ‘bende şöyle rahat takılamayacak mıyım’ serzeniÅŸlerini, almak istediÄŸi ÅŸeye kavuÅŸamama kızgınlığını düşünüyorum... Mecburiyetten bir yerde on saat kalmanın insanda oluÅŸturacağı ağırlığı ve bu ağırlığın iliÅŸkilere yansımasını düşünmemek mümkün mü? Soru ÅŸu: kalbini bu ağırlığa nasıl alıştırdı ki yaÅŸayıp gidiyor. Arada fire vermek kaçınılmaz! Psikologlara gitmenin ayakyoluna dönüşmesi de ayrı bir acı…

Her türlü sözü vermelerine raÄŸmen hiçbir sözü tutmamayı nasıl becerdikleri üzerine siyasetçiyi düşünüyorum... Yalan, dolan siyaset yapma biçiminin kiÅŸilikler üzerine yaptığı baskı ile yalanın meÅŸru bir zemin bulmasını düşünüyorum... Siyaset yapacağım diye bütün güvenini çöpe atan kiÅŸinin, dönüp ailesine, arkadaÅŸlarına, dostlarına, akrabalarına hangi yüzle bakacaklarını düşünüyorum… -Eskiler, derler ki istisna kaideyi bozmaz.-

Her öğrencinin sabah uyandığında ‘yine mi ya’ deyiÅŸini, okul ile istekleri arasına sıkışmış gencecik beyinlerin sürekli kendinden, toplumdan, siyasetten kaçarak kendini uyuÅŸturma giriÅŸimlerinin sonuçlarını düşünüyorum. Kendim olmalıyım serüveninin sürekli kırıklıklar oluÅŸturup tamirinin her seferinde daha da güçleÅŸtiÄŸi bir zeminde o gencin hayaline sıkışıp kalmasının üzerinde oluÅŸturduÄŸu baskıyı düşünüyorum. Gencecik bedenlerin bu ağırlığa dayanıp kendilerini kaybetme arayışlarının toplumsal cinnet haline yapacağı katkıyı düşünüyorum…

Bütün bu hengâmede ortaya çıkan durum üzerinden cukkayı doldurmayı marifet addedip gününü gün edenlerin vicdanlarını nereye koyduklarını düşünüyorum. Parayla saadet alanların etraflarına sadece acı bulaÅŸtırdıklarını düşünmeden edemiyorum. Saadet zincirinin hayalleri pejmürde hale getirip ruhları delik deÅŸik eden etkisini düşünüyorum…

BeÅŸ vakit camiye giderek memuriyetini icra ederken, ‘ÅŸu namaz bir an önce bitse de kendimi sokaÄŸa atsam’ diyen camii görevlilerinin ruh hallerini düşünüyorum... Camii de vaaz verirken en güzeli, en doÄŸruyu, en iyiyi öneren ama normal hayatında cemaatten farkı olmayan görevlinin kendiyle barışık olamama halinin cemaate tesirini düşünüyorum. Camii bir görev alanı mı, ibadet ettiÄŸi ve ibadete öncülük ettiÄŸi yer mi arasında gerilim yaÅŸayan görevlilerin aileleri ile kurdukları iliÅŸkiyi düşünüyorum…

Kadının sokağa bakarken içlendiğinde çektiği nefesin aha dönüşünü, çalışırken üzerine dikizlenmiş gözleri fark ederken duyduğu öfkeyi düşünüyorum... Kendisi olması gerektiği üzerine sürekli tembih alan kişinin dışarıda tam bir cinsel obje konumuna sürüklendiğinde kendisi ile başkası olma arasında yaşadığı gerilimi ve tattığı vicdan sızısının çocuğu hangi şoklarla karşı karşıya bırakacağını düşünüyorum. Kadın mahrem iken bir anda apaçık halde bütün elbiselerine rağmen çıplak kaldığında hissettiği travmatik duygunun ağırlığını düşünüyorum.

ErkeÄŸi, kadını, çocuÄŸu ile travmatik bir psikolojiyi süreklileÅŸtirerek var olduÄŸumuzda hayatın bir iÅŸkenceye dönüşmesi ve sürekli ruhlarımızın yaralanarak varlığını sürdürdüğünde bu ruhların inlemesinin sosyal yapıyı nasıl oluÅŸturduÄŸu gibi sorunu çözmede önümüzdeki engellerin çoÄŸalarak varlığını kaim kılmasını düşünüyorum…

Toplumsal öfkeyi ve bu öfke yüzünden en küçük bir tartışmanın kavga ile bittikten sonra her kes kendi vicdanı ile baÅŸ baÅŸa kaldığında ‘ben ne yaptım’ sorusunu sorarken ki halini düşünüyorum... Bu öfke ile ÅŸiddetin toplumun kılcal damarlarına kadar sirayet ettiÄŸini gözlemleyen bireylerin ÅŸiddeti çoÄŸaltarak var kılmaya devam ediÅŸinin kararlılık kazanması halinde durumumuzun nice olacağını düşünüyorum…

Vesaire... Vesaire... Vesaire...

Toplumsal yapının fertleri ve kesimlerinden hangisini ele alırsak alalım: yabancılaÅŸma, ÅŸiddet eÄŸilimi, yalan söyleme, salt kendini düşünme, bir iyilik olacaksa kendisine olması gerektiÄŸi algısı vesaire… Yani her ÅŸeyin en iyisine layık olanın kendisi olduÄŸundan şüphe etmeyen bir kiÅŸilik… Düşünmeyelim de ne yapalım… Çok düşünmeli ve bu düşünmeyi derinleÅŸtirerek bu çıkmaz sokağı diÄŸer sokaklarla bütünleÅŸtirecek bir gayretin sahibi olmalıyız…

Sahici bir örneklik oluÅŸturulmazsa yukarıdan itibaren yazılanların çoÄŸunluÄŸu devam edecektir. Bu yüzden elekten geçtiÄŸini düşünen kiÅŸilerin kendileri gibi birilerini bularak ve kendinden vazgeçerek, baÅŸkaları için yaÅŸamayı göze alarak bu tanıklığı güçlü hale getirmeli ki etken bir iÅŸleve sahip olarak sosyal yapıyı ÅŸiddetten arındırabilsin…

Sahtelikten sahiciliÄŸe yalandan doÄŸruya, çirkinden güzelliÄŸe, kötülükten iyiliÄŸe yönelmeli… Seçenekler tükeniyor, geç kalmadan bu iÅŸe el atmalıyız. Yoksa geleceÄŸimiz karanlıkta kalacaktır. Aydınlık için yanmaktan baÅŸka seçenek kalmadı…

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.