Sosyal Medya

Makale

Bağlamın Evrenselliği Dikkate Alması

Tefsir tarihi çok değerli çalışmalarla doludur. Kur’an’ın daha iyi anlaşılmasına katkı sağlayan ve her biri bir emek mahsulü bir hayli eser sayılabilir. Bu eserlerin kültür mirasımızın önemli bir bölümünü oluşturduğunu bilen herkes, bu eserlere ancak saygıyla yaklaşılabileceğini fark eder. Nitekim hakikat arayışının sürekliliği, bu emeklerin varlığı ile açığa çıkar. Arkası olmayan bir düşüncenin önü de olamaz. Bu anlamda geçmiş tecrübelerden uzak kalmak ya da onlardan yararlanmamak düşünülemez.

Kur’an tefsirlerinin hemen hepsi Peygamber (sav)’in yaşadığı dönemi resmetmeye çalışır. Asr-ı Saadet içinde dolaşır. Şüphesiz ayetlerin anlaşılması için bu ilk adım gereklidir. Fakat oradan neredeyse hiç çıkılmaz. Oysa orada bulunma sebebi konuyu daha iyi anlamaktan ibaret bir mecburiyettir. Tarihi açıdan ortaya konulan konularda ve nakledilen rivayetlerde bir değişiklik olmadığı veya olamayacağı için ilgili açıklamalar genellikle birbirini tekrar eder. Müfessirlerin birbirini taklit etmekteki ısrarı ve yaptıkları şerhler tefsir konularını durağan hâle getirmiştir. Sonuç olarak dikkatli bir Kur’an okuyucusu, aralarında bu kadar benzerlik bulunan konuları farklı tefsirlerden okumaktan bir süre sonra yorulur.

Usul olarak belirlenen çerçeve eksikliği, bakış açısı ve okuma yöntemleri açısından da farklı sonuçlar içermez. Anlama çabaları, Arap dilinin yapısal (gramer) imkânlarıyla sınırlı olduğu için yorum farklarından mütevellit yeterince değişik açılımlar da elde edilemez. Oysa bu çalışmaların hiç değilse kendi zaman dilimlerinde içinde bulunulan atmosferi yansıtmaları beklenirdi. Ama taklit, bu değişik havayı solumanın da önünde bir engel teşkil etmiştir. (1) Kur’an’ı anlama çabaları, evrensel olanı tespit etmek hususunda ortak bir paydada birleşmesi gerekirken bu türden bilgilere de ihtiyaç duyulmamıştır. Peki, evrensel olan nedir? Tefsir çalışmaları, yaptıkları tahlil ve tevillerle bu anlamda insanların önüne belli ölçüler koymuş mudur? İnsanların reddedemeyeceği şekilde savunulması gereken mesajların özü nedir? Mevcut çalışmalardan yola çıkarak bu ve benzeri sorulara tatminkâr cevaplar verebilmek de oldukça zordur. (2)

Kur’an’da yer alan surelerin hiçbiri diğerini tekrarlamaz. Her sureyi bir diğerinden ayıran bir yön bulunur. Şüphesiz başlı başına bir konu bütünü içermeleri açısından surelerin üzerinde durduğu bir ana fikir vardır. Bu ana fikir etrafında dolaşan konular bir amaca hizmet ederler. Bu amaç doğrultusunda nüzule sebep olan vakıalar özel olarak seçilmiştir. Bu seçicilik her sure için ayrı bir evrensel ilke veya ilkelere dönüştürülmüştür. Zira ilke olmayınca okuyucunun kendi zamanıyla ilgili olarak bir öğüt ya da ders alması da mümkün olmaz. Yakın tarihte yazılan çok az tefsirde bu ilkeler az çok belirlenmeye çalışılmıştır. Üstelik sure bütünü ve bağlamdan haberi olmayan birinin bu ilkeleri tespit etmesi de çok zor hatta mümkün değildir. Bu yüzden tespit edildiği sanılan bu ilkelerin surenin bağlamından izin alması gerekir. Bağlamı yakalamadan ve Kur’an’ı Mekke’ye veya Medine’ye indirip oralarda neye/nelere yol açtığı bilinmeden sureyi kendi zamanına indirmenin yanlış sonuçlara yol açma ihtimali yüksektir. Önce ilk muhataplarının zihnindeki anlam sonra işlenen konu içinde yer alan evrensel ilke yakalanmadan Kur’an’ın bize doğru bir rehberlik yapması beklenmemelidir.

Kur’an’ın her yüzyılda geçerli olabilecek ilkelerinin yaşanılan çağa uyarlanması başlı başına ayrı bir iştir. Önce ilkeleri doğru tespit edip sonra bu evrensel ilkelerden hareketle yaşanılan çağın tarihsel olaylarına yorum getirmek gerekir. Tefsirler bu açıdan Mekke ve Medine dışına da çıkmamaktadır. Tefsir kitapları, yazıldıkları tarih itibariyle kendi çağlarının olaylarını bu ilkeler ışığında yorumlamaktan da uzaktır. Yazıldıkları tarih itibariyle tefsir kitaplarında bu tarihsel açıların ihmal edilmesi müfessirlerin bu tür bir yaklaşımın Kur’an’ın evrenselliğine gölge düşüreceği endişelerinden kaynaklanmış olabilir. (3) Oysa Kur’an’ın asıl metni ile kişisel yorumlar arasındaki apaçık farkın görülmesi ve belirtilmesi durumunda bu endişeye mahal olmadığı rahatlıkla anlaşılabilir. Onlar, halkın söz konusu yorumları da metnin bir parçası sayarak hemen her şeyi kutsamaktaki akıl almaz taassubundan çekinmiş de olabilirler. Her şeye rağmen Kur’an’dan tespit edebildikleri değerleri kendi tarihsel dünyalarına yansıtmış ve uygulamış olsalardı çok önemli tecrübî bilgiler elde edilebilirdi. Böylece yorumlama çabalarında hata payı azalırdı.

Bağlamın son adımı, bu evrensel ilkelerin kendi tarihsel ortamına uygulanması olmalıdır. Kur’an ile içinde yaşadığımız çağ arasında bir bağlantı kurmanın önemi açıktır. Bundan kasıt kişinin Kur’an ile kendi hayatı arasında canlı bir ilişki kurabilmesidir. Başka türlü Kur’an’ın rehber, hidayet kaynağı veya kılavuz olması beklenemez. Yani Kur’an metninin her zaman ve çağda yeni anlamlar doğurması beklenmemelidir. Evrensel ilkeler her çağda yeniden doğmazlar. Onlar, her asırda onları anlayan uygulayıcıları elinde tarihsel olana indirgenirler. İşte doğan çocuk budur. Metin doğurmaz. Kişilerin aklı doğurur. (4) Doğru ve güzel olan da budur. Bu şekilde Kuran metni değişmeden kalır. Zarar görmez ve tahrife de uğratılamaz. Yanlış bir değerlendirme ve sonuç her şekilde yorumcuya ait kalır. (5)

Not: Bu makale “Sözün Bağlamı” adlı kitaptan alıntılanmıştır.

Dipnotlar:

1. Mesela bu anlamda İbrahim (as)’in “Ey Rabbim! Ölüye nasıl hayat verdiğini bana göster!” dediğinde ona verilen cevabın evrensel içerikli olması gerektiği gibi.
2. Tefsir istisna edilebilirse kelam, hadis ve fıkıh hakkında yapılan çalışmaların usul açısından önemli merhaleler katettiği söylenebilir.
3. Müfessirlerin genellikle kendi dönemleriyle ilgili tespitler yapmamaları, muhtemelen Kur’an’ın zaman ve mekânı aşan özelliğinden kaynaklanır. Ancak onlar üzerinde hassasiyetle durulması gereken evrensel ilkeler konusunda da yeterince istekli gözükmezler. Umumiyetle çıkardıkları sonuçları ilgili konunun anlatımıyla karışık bir şekilde verir, özellikle ait bulunduğu konu bütününden koparılmış genel geçer bir ilke ihdasında da kolay kolay bulunmazlar.
4. İnsanın Kur’an’ın verdiği cevaplardan tatmin olması evrensel olanı yakalayabilmesi ile ilgilidir. Kur’an bu cevapları bazen sembolik bir dil kullanarak bazen temsiller anlatarak bazen de tarihten somut alıntılar yaparak verir. İyi niyetli biri için bu cevapları bulmak sadece zaman alır. Kişinin soruları içinde saklı olan özel durumu ve kendine ait beklentileri o kadar küçük ve farklı ayrıntılar barındırır ki aynı soruyu soran kişilere aynı cevabı vermek onları tatmin etmeyebilir. Dilin bu cevapları verirken sembolik olması mecazın çizdiği çerçeve içinde kişiye kendi istediği cevabı yakalama imkânı verir.
5. Bilindiği gibi Ehl-i Kitap sathında tahrif, sadece metni değiştirmek, kaybetmek veya gizlemekle değil aynı zamanda kelime ve kavramların içini boşaltmak veya onları yerinden kaydırıp mecrasından saptırmakla yapılmıştır. Bu anlamda da metnin aslı ile yorumu/tefsiri/te’vili arasındaki farkı korumak gerekir.

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.