Sosyal Medya

Makale

En Güzel Kelâm Selâm

Allah’ın en büyük âyetlerinden birisi olan insana esenlik, güven ve barış dileği olan selâm, bir farkına varış ve farkettirmektir. Gördüğü her şeye olumlu bakarak sıcak bir ilgi duyup onunla muhabbet açma talebidir. İlgi duyduklarımıza dua ederek iyilik ve güven dileğimizi açıkça bildirmektir.

 

Keşke insanlık selâmla gerçekleşen projeksiyonlarla ne çok zenginleştiğimizin farkına varmış olsa. Çünkü selâm diğer varlıklara köprü atarak bağ kurup diyalog teklifinde bulunmaktır. Buna özellikle bütün canlıların ihtiyacının olduğunu her akıl sahibi teslim eder. Aynı zamanda selâm, iyilik ve erdem atmosferine girişin en güvenli kapısıdır. Kutlu Nebî'nin (s.a.v) “Selâmı aranızda yayınız” sözü bu kapıyı sürekli tıklatmanın gerekliliğini fısıldamıyor mu? Elbette bu kutlu söz güzel iklime bir yönlendirme ve işaret fişeğidir. Belki de kendi içimizde bir huzur ateşinin tutuşmasını sağlayan bir çaba olsa gerek. Bu çabayı sadece söz değil, jest ve mimiklerle, işaret, reverans ve tebessümle pekiştirecek o esenlik denizinde daha çok ıslanmış oluruz. Bazen parmak uçlarımızı dudaklarımıza götürerek muhataba senin yâdında dillerimde diyerek selâmın bereketini artırırız. Bundan da öte belki abartılı gelebilir ama elimizi kalbimize ve alnımıza da götürerek, kalbimdesin ve başımın üzerinde de yerin var deriz. Bütün bu naif ve nazik ritüeller, söz ve davranışlar etrafımızda ılık meltem rüzgarları estirir ve hoş rayihalar yayar.

 

Günümüzde zamanın ruhu bireysel yaşamayı öğütlüyor ve öngörüyor. Bireyselleşme ise tüm toplumsal bağları aşındırıp koparıyor. Böylece toplumsal denetim pörsüyüp yıkılıyor. Arkasından ahlâki çöküşler ve sınırsızlık sökün edip geliyor. Beni ilgilendirmez, neme lazım, bana ne ve bana dokunmayan yılan bin yaşasın anlayışı o zehirli yılanın hepimizin yuvasına girmesine neden oluyor. Halbuki selâm çok güzel bir eylem ve bir amel-i salihtir. İşte bu güzel eylemi fıtratımızın en doyurucu, mutluluk verici ve güven aşılayan manevî bir gıdası olarak görmek gerekir. Çağımızın bu bireysellik hastalığı toplumsal bağları, esenlik ve güven kapılarını harap ettiği için çevremize karşı ilgisizlik ve kayıtsızlık, mutsuzluklarımızı artırır oldu. Tek başına denetimsiz yaşama arzusu bir süre sonra kopukluğu, sapkınlığı ve günah selinde boğulmayı beraberinde getirdi.

 

Bunca tuğyana, tufana, kaosa ve grup asabiyeti çılgınlığına rağmen selâm, bu tutuşturulan yakıcı ateşlerin sönmesine katkı verebilir. Etrafımıza tenezzül ederek müstağni yaşama hastalığından kurtulabilmenin ilk basamağı selâmdan başka ne olabilir? Keşke diriliş öykümüzün başlayacağı güvenlik zeminlerinden birisinin de selâm olduğunu idrak edebilsek. Çünkü aslında biz Adem iken, vahiy gıdasıyla adam olduk. Beşerdik, Rabbimizin nefesiyle insan olduk. Hatalar yapıp, kusurlar işleyip pişman olduk. Tevhîd lokmasıyla lokman olduk. Hakk’a yüzümüzü dönerek derman bulduk.

 

O halde tekrar cennette Rabbimizin selâmına muhatap olma  dileğiyle...

Evrendeki bütün varlıklara selâm olsun. Dostlara, kardeşlere, velhasıl herkese selâm olsun.

 

Selâm, esselâm, vesselâm.

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.