Sosyal Medya

Şevket Hüner: Hakikatin Üzerindeki Örtü



Kur’an’da, bilinen, görülen veya kendisine ulaşılması mümkün olan hakikatin üzerinin örtülmesi, onun görünmez hâle getirilmesi ve insanın hakikate ulaşmasını sağlayacak yolların kapatılması küfürdür. Bu açıdan kâfir, yalnızca “inanmayan” kişi değil, hakikatin üzerini örten, onu görünmez kılan, delilleri etkisizleştiren ve insanlarla hakikat arasına perdeler koyandır.

Küfür, hakikati tehlikeli, sakıncalı ve uzak durulması gereken bir şey gibi göstermeye yönelik aktif bir çabadır. Dolayısıyla küfür, hakikatin varlığını inkâr etmekten çok, onu görünmez kılma ve insanın gözünü başka yönlere çevirme çabasıdır.

Kibrin, çıkar ilişkilerinin ve bağnazlığın gölgesinde kalan zihin, hakikatin aydınlığından rahatsız olmaya başladığında onun üzerini örtmeye girişir. Bu örtme çabası, gerçeğin kendisini yok edemeyeceğini bilen ama onun görünmesini engellemek isteyen çaresiz bir dirençtir.

Küfür, gerçeği çürütmeden de onun görülmesini engeller. Delili yok edemeyince onu değersizleştirir, gerçeği yalanlayamayınca onu tehlikeli gösterir, hakikati susturamayınca onu dile getirenleri itibarsızlaştırır.

Firavun, kendisine hakikati ileten Musa’yı(as) toplum için bir tehdit ilan etmişti. Böylece mesele “Musa’nın söyledikleri doğru mu?” sorusundan çıkarılıp “Musa toplumun düzenini bozmak isteyen tehlikeli biridir” noktasına taşınır. Tarih boyunca hakikati haykıranların "düzeni bozan", "toplumu nifaka sürükleyen" ya da "akıl sağlığını kaybetmiş" kimseler olarak itham edilmesi tesadüfi değildir

İnsanları hakikatten uzaklaştırmanın yolu, ona yaklaşmayı tehlikeli hâle getirmektir. “Bunu sorgulama”, “bunun peşinden gitme”, “bunun sonu felakettir”, “bu düşünce toplumu bozar” denildiğinde, hakikatin içeriği araştırılmadan önce onun etrafına korku duvarları örülür. Böylece insanın zihnine bir yasak, kalbine bir korku, iradesine bir tereddüt yerleştirilir.

Delilleri görmezden gelmek, açık işaretleri başka anlamlara çekmek, gerçeği işitmemek için kulak vermemek, düşünmemek için zihni devre dışı bırakmak ve hakikati dile getirenlere karşı baskı oluşturmak aynı sürecin farklı görünümleridir.

Bir toplumun gelenekleri, iktidar ilişkileri, çıkarları, korkuları ve alışkanlıkları da hakikatin önüne perde olabilir. İnsan, “Atalarımızı böyle bulduk” diyerek düşünmeyi bırakabilir. Bir düzen, kendisini sorgulayan her sözü “fitne” ilan edebilir. Bir otorite, kendisine yöneltilen haklı soruları bastırabilir. Bir çıkar grubu, kendi menfaatlerini korumak için gerçeğin görünmesini istemeyebilir. Böylece küfür, hakikatin toplumsal dolaşımını engelleyen bir yapıya dönüşür.

“Bunu araştırırsan düzen bozulur”, “bunu sorgularsan değerlerini kaybedersin”, “bunu düşünürsen toplumdan dışlanırsın” gibi korkular, zihinde hakikate karşı bir sansür ve algı operasyonudur. Soruların sorulmasını engellemek, fikirlerin yayılmasını önlemek ve zihinsel uyanışı bastırmak, gerçeğin önünü kesme arzusunun doğal bir sonucudur.

İnsan, kibir, çıkar, korku, bağımlılık, taassup gibi hakikatin önüne çekilen görünmez örtülerden sıyrılmalıdır. Zira insan, hakikati görmediği için değil, görmek istemediği için göremez.

Kur’an körü körüne kabulü değil, düşünmeyi, duyduğunu tekrarlamayı değil, delil istemeyi, çoğunluğa uymayı değil, hakikatin peşinden gitmeyi önemser.Kur’an’a göre hakikate ulaşma yolu akıl, vicdan, tefekkür, gözlem ve delille birlikte yürür. Küfür ise bu yolları işlevsizleştirir.

Hakikat örtülse de varlığını sürdürür, mesele, insanın onu yeniden görmeye cesaret etmesidir. Kur’an’ın küfre karşı uyarısı, aslında insanın kendi fıtratına, kendi hakikat arayışına sahip çıkma çağrısıdır. Zira hakikat özgürleştiren, yüklerinden arındıran, kalbi aydınlatan bir nurdur.

Ve belki insanın kendisine sorması gereken en zor soru da şudur: Ben hakikati gerçekten mi reddediyorum, yoksa hakikate ulaşmamı sağlayacak yolları kendi ellerimle mi kapatıyorum?

Şevket HÜNER / 29 Rebiülevvel 1448

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.

Tasarım ve Kodlama BEYRİBEY BİLİŞİM