M. Ali Akbulut: Riskleri, tehditleri ve fırsatlarıyla Mekke Mutabakatı
Adına Mekke Mutabakatı denilen yeni bir oluşum gündemimize girdi. Bu oluşum, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında sağlanan savunma ittifakının adı. Muhalif olanlar, taraf olanlar ve memnun olanlar, surat asanlar vs. Mekke Mutabakatı'nı tartışıyor. Mekke Mutabakatı'na bir de bizim pencereden bakmaya çalışalım.
Oldukça riskli bir adım. Tehlikeli bir mecraya doğru gidebilecek bir ittifak fakat fırsatları da beraberinde getiren mutabakat.
Her şeyden önce şöyle girmek gerekiyor: Bölge ve İslam ülkeleri arasında bir araya gelen veya getiren her adım güzeldir, yararlıdır diye bakmak lazım. Ya da hüsnüzan ile yaklaşmak gerekiyor. Ve amma riskleri de beraberinde getirdiğinin farkında olalım.
Açık bilgiler üzerinden gidiyoruz. Bölge ateş çemberi. İşgal rejimi İsrail'in nüfuz ve etki alanı oluşturma stratejileri bütün hızıyla sürüyor. İşgal devam ediyor. Soykırım ve katliam durmuyor. Yıllardır süren ambargolar artık kırılamıyor. İslam ülkeleri bir çaba ve bir çalışma içine de giremiyor, girmiyor da. ABD'nin emperyalist siyasetleri, zalimce yaklaşımları, adaletsiz ve ölçüsüz tavırları, başta Mekke Mutabakatı ülkeleri olmak üzere hiçbir İslam ülkesinde tepki görmüyor. Tepki görmediği gibi Gazze barış kurulunda yer almalarına rağmen yaşanan haksızlıklara, yapılan katliamlara da dur diyecek bir adım atmıyorlar. Dolayısıyla böyle bir ortamda Mekke Mutabakatı ne adına yapılıyor?
Başta Gazze halkı olmak üzere Lübnan'da her gün yapılan bombardımana maruz kalanlara, Suriye'de işgal edilen toprak sahiplerine, İran'da hayatını kaybeden öğrencilerin ailelerine diyecek bir sözümüz olamaz. Aslına bakacak olursak hiçbir sözümüz ve iddiamız da yok.
Sumud Filosu'na yapılan korsan saldırılara karşı adım atmayanların ÅŸimdi uluslararası su yollarının güvenliÄŸi iddiasıyla neyi kastediyorlar diye sormak doÄŸaldır. Soru kolay, cevabı zor…
Mekke Mutabakatı'nda yer alan ve medyada dile getirilen "tehdit" algısına bakıldığında, ABD'nin İran'a yönelik saldırısı, Hürmüz Boğazı'nda yürüttüğü abluka, bölge ülkelerinde kurduğu üsler dile getirilmiyor. İşgal rejimi İsrail'in Gazze'ye yaptığı saldırılara işaret eden bir ibare yer almıyor, Lübnan'a saldırılara atıf yapılmıyor. Suriye işgaline dair bir işaret de yok. "Saldırı" denilen bir tehdit algısı var. "Herhangi bir ülkeye yapılan saldırı, ittifak üyesi üç ülkeye yapılmış sayılacak" ifadesiyle bir vurgu yapılıyor. İran'a yönelik saldırı için topraklarında üs veren ülkelere İran misilleme yaparsa ne olacak? Afganistan'a saldırı gerçekleştiren Pakistan'a, Yemen'e saldıran Suudi Arabistan'a yönelik nasıl bir tavır alınacak? Soru kolay, cevabı zor ve tehlikeli bir seyir izleyecek hareket gibi duruyor. Bölge ülkeleri arasında yeni bir fitnenin altyapısı gibi anlaşılıyor. Zaman ve şartları dikkate aldığımızda buradan öteye de gidemiyor.
D8 grubunun misyonu ve vizyonu açısından bakıldığında, İslam ülkelerinin bir araya gelmesi, İslam ülkelerinin kendi güçlerini birleştirmesi yönündeki çabaları küçültme adımı olarak görülmesi kaçınılmaz. D8'in misyon ve vizyonunu yok etme çabası olarak değerlendirilme imkânı doğuruyor.
Yemen'de paralı asker bulunduran Suudi Arabistan'ın bölgedeki pozisyonu, Cemal Kaşıkçı dosyası rafa kaldırılmaya çalışıldığı bir süreç içinde (çoktan unutuldu gerçi) yeni olayların patlak vermesi halinde nasıl bir tavır alınır? Yemen'i, "Husiler" diyerek İran destekli grup gibi ötekileştirici ve dışlayıcı bir rotaya oturtmanın yöntemi olarak görmek, Mekke Mutabakatı'nı daha riskli ve tehlikeli hale getiriyor. Suudi Arabistan'ın Yemen'in iç sorunlarını çözmek değil de emperyalist dünyanın siyasetleri kapsamında düşmanlaştırıcı bir yere konumlandırması da tehlikeli bir tehdide dönüştürüyor. Dolayısıyla bölge ülkelerinde kalıcı düşmanlığın parçası olmaktan öte gidemez. Siyonist rejim İsrail'in de istediği, ABD emperyalizminin de sevindiği bir hareket olacaktır.
Siyonist ve emperyalist algı operasyonu, İslam dünyasını etnik ve mezhep farklılıkları üzerinden her daim gündemde tutmak ve bunu İslam dünyasının birbirinden uzaklaşmasını sağlamak için önemli ve güçlü bir argüman olarak kullanmakta. Bu argüman üzerinden de yıllardır İslam dünyasının imkân ve potansiyellerini sömürme ve bu kaynakları da kendine karşı kullandırmama yolunu izlemektedir. Hâlâ da "Şii hilali" söylemi ile İran'ı karşı cepheye oturtma stratejisi izlenirken, şimdilerde "Sünni blok" şeklinde bir karşı harekete zemin hazırlama anlayışı geliştirilmekte. İslam dünyasında olası düşmanlaştırıcı etnik ve mezhep ayrışımının önüne geçilmesi gerekmektedir. Bu ayrışımı güçlendiren her türlü adımdan da uzak durulması, tehlikelerin önüne geçmek demektir.
Fırsata yönelik güzel bir hareket,
Dikkate alınması gereken bir adım. Üç İslam ülkesi bağımsız bir hareket başlatıyor. Büyük bir adım hem de. ABD emperyalizminin İslam ülkelerinin bağımsız adım atmasından her daim rahatsız olduğunu, bu tür oluşumların önünde engel oluşturduğunu biliyoruz. D8'in güçlenmemesinin sebeplerinden biri de bu olduğunun farkındayız. ABD'nin içinde olmadığı bölgesel bir oluşum tabii ki bir fırsattır. Bölge imkân ve potansiyellerinin bölgenin kalkınmasına yönelik bir adımdır. Düşmanların olası saldırı niyetlerine karşı caydırıcılıktır.
Mekke Mutabakatı'nın üyesi üç ülkenin savunma durumuna baktığımızda dışa bağımlılık oranının en yüksek olduğu bir oluşum olduğu da görülür. Suudi Arabistan'ın savunması nereden bakarsak bakalım yüzde doksandan fazlası dışa bağımlı, Pakistan'ın yüzde altmışın üstünde, Türkiye ise dışa bağımlılık son yıllarda olabildiğince düşmüş, yerli üretimdeki artışla yüzde yirmilere indirilmiştir. Türkiye için önemli pazar, Suudi Arabistan ve Pakistan için ise yerli üretime dönüşte bir fırsata dönüşebilecek hareket olabilir.
Var olan imkân ve potansiyelleri fırsata çevirecek irade var mı diye soracak olursak, bu da Mekke Mutabakatı üyesi üç ülkenin karar alıcı kadrosuna kalmış. Bunu da tehdit ve tehlikeleri, risk durumlarını görerek alacakları karar ve atacakları adımlarla göreceğiz.
Riskleri fark eden, tehlike ve tehditlere önlem alan, fırsatları değerlendirenlerden olmak dileğiyle.
M. Ali AKBULUT
-
Abdulaziz Tantik: İnsanın Cevheri ve Kemal Yolculuğu: Beşeriyetten İnsaniyete Ontolojik Bir Analiz
-
Veysel Tepeli: Mekke Antlaşması Bir Bölgesel Güvenlik mi Yoksa İnce Hesaplanmış Bir Savaş Senaryosu mu?
-
Murat Sayımlar: Kötülüğe Karşı Çıkmak
-
Mehmet Beyhan: İdeal Politika ile Reel Politika Arasında
-
Bosna Hersek'ten yola çıkan 'Filistin Konvoyu' Diyarbakır'a ulaştı
-
İşgal rejimi zindanlarında tutulan Dr. Hüsam Ebu Safiyye’nin hayatından endişe ediliyor
M. Ali Akbulut: Riskleri, tehditleri ve fırsatlarıyla Mekke Mutabakatı
Abdulaziz Tantik: İnsanın Cevheri ve Kemal Yolculuğu: Beşeriyetten İnsaniyete Ontolojik Bir Analiz
Veysel Tepeli: Mekke Antlaşması Bir Bölgesel Güvenlik mi Yoksa İnce Hesaplanmış Bir Savaş Senaryosu mu?
Murat Sayımlar: Kötülüğe Karşı Çıkmak
Mehmet Beyhan: İdeal Politika ile Reel Politika Arasında
Bosna Hersek'ten yola çıkan 'Filistin Konvoyu' Diyarbakır'a ulaştı
İşgal rejimi zindanlarında tutulan Dr. Hüsam Ebu Safiyye’nin hayatından endişe ediliyor
Şevket Hüner: Sonraya Önceyi Anlatamamak
Mehmet Beyhan: S.4443 Kıskacında Doğu Akdeniz
Siyonizmin Arkasındaki Hukuk Skandalı: Abdullah Vedat Altuna
M. Ali Akbulut: Riskleri, tehditleri ve fırsatlarıyla Mekke Mutabakatı
Veysel Tepeli: Mekke Antlaşması Bir Bölgesel Güvenlik mi Yoksa İnce Hesaplanmış Bir Savaş Senaryosu mu?
Abdulaziz Tantik: İnsanın Cevheri ve Kemal Yolculuğu: Beşeriyetten İnsaniyete Ontolojik Bir Analiz
Fatih Camii'nde Mescid-i Aksa protestosu! Kadınlar başörtülerini erkeklerin önüne attı
Hasan Aycın: Gölge
Hasan Aycın: Maske
Hasan Aycın: Yağmur
Hasan Aycın: Ünlem
Hasan Aycın: Kaval
Hasan Aycın: Yumruk
Hasan Aycın: Ufuk
Hasan Aycın: Merdiven

Henüz yorum yapılmamış.