Sosyal Medya

Abdulaziz Tantik: Hidayet ve Dalalet Arasında İnsan: İrade, Arınma ve İlahi İnayet



Giriş: Hidayetin Mahiyeti ve Bir İstikamet Olarak Tanımı

Hidayet, sadece zihinsel bir tasavvur değil; düşünce ve eylemin aynı potada eridiği, insanın tüm varoluşunu kapsayan bir yol ve istikamettir. Kelime anlamının ötesinde hidayet, insanın hem iç dünyasını hem de dış dünyadaki tavırlarını aydınlatan aşkın bir rehberliği ifade eder. İslam Düşüncesine göre hidayet, muttaki kullar için bir ışık ve kandil mahiyetindedir; bu yolun usulünü, adabını ve nasıl yürünmesi gerektiğini gösteren temel kaynak ise vahiydir. İnsan, kendi aklı ve deneyimleriyle hidayeti bulma potansiyeline sahip olsa da, bu yolun sahih ve sahici bir şekilde tanzim edilmesi ancak ilahi bilgi ve nübüvvetin örnekliği ile mümkündür.

İnsan İradesi ve İlahi İnayetin Kesişimi

Hidayet sürecinde belirleyici olan unsur, insani irade ile ilahi iradenin örtüşmesidir. Bir insanın temel arzusu hidayet üzere olmak olabilir; ancak bu iradeye nihai cevabı verecek olan ilahi iradenin kendisidir. İnsana “fücur” (kötülük) ve “takva” (iyilik) potansiyel olarak ilham edilmiÅŸtir; insan bu potansiyeller arasında bir imtihana tabidir. Hidayetin tam teÅŸekküllü gerçekleÅŸmesi için, saf ve samimi bir insani iradenin ilahi inayetle birleÅŸmesi zorunludur. Bu noktada “dilediÄŸimize hidayet veririz” ayetindeki muradın, insanın samimi yönelimiyle Allah’ın bu yönelime verdiÄŸi cevap arasındaki o ince kesiÅŸme noktası olduÄŸu vurgulanmalıdır. EÄŸer insan kötülüğe yönelirse, hidayet elinden kayıp gider; çünkü hidayet ancak hak edilince kalıcı bir mahiyet kazanır.

Arınma Süreci: Ruhsal ve Bedensel Tezkiye

Hidayet, insanın sadece düşünce dünyasını deÄŸil, aynı zamanda fiziksel ve ruhsal varlığını da arındıran bir mekanizmadır. Ruhsal arınma, ruhun üzerinde ağırlık yapan, onu kirleten ve önüne perdeler çeken günahlardan, nefsanî hazlardan ve dalalete götüren unsurlardan uzaklaÅŸmakla mümkündür. Kaynaklarda kalp (ruh), küçük hataların birikmesiyle kaskatı kesilen bir yapı olarak tarif edilir; bu yüzden en küçük hatadan bile sakınmak ve samimi bir “Tövbe-i Nasuh” ile arınmak esastır.

Bedensel arınma ise ruhsal arınmanın bir mütemmimidir. Beden; birine zarar verdiÄŸinde, zulmettiÄŸinde veya harama bulaÅŸtığında kirlenir. Bu kirlilikten kurtulmanın yolu; namaz kılmak, sadaka vermek, oruç tutmak ve Allah’ı zikretmek gibi “tezkiye” edici ibadetlerdir. Dil Allah’ı zikrettiÄŸinde beden arınır; beden arındığında ise ruhun kirlenme ihtimali azalır. Hidayet, bu arınma sürecinde insana neyin “pis” ve “kötü” olduÄŸunu söyleyerek onu saÄŸaltan bir güç olarak devreye girer.

Dalalet: Yoldan Sapmanın Psikolojisi ve Sonuçları

Hidayetin zıttı olan dalalet, “dosdoÄŸru yolun” (Sırat-ı Müstakim) dışına çıkmak ve sapmaktır. Dalalet, ilahi bilginin ve vahyin olmadığı bir zeminde, yani cehaletin karanlığında varlık gösterir. İnsanın ontolojik yapısı, kendi başına bırakıldığında “zalim ve cahil” olmaya meyyaldir. Dalaletle insan arasındaki iliÅŸki, hidayetle olan iliÅŸkiden daha yakın ve çekicidir; çünkü dalalet nefsanî arzuları okÅŸar, haksızlık ve kibir yoluyla kiÅŸiye sahte bir güç hissi verir.

Hidayet, dünyayı aÅŸan ve ahiret bilinciyle ÅŸekillenen zorlu bir yol iken; dalalet, her ÅŸeyi bu dünya ile sınırlı gören, daha “rasyonel” ve kolay görünen bir bataklıktır. Dalalete düşen insan, kendi nefsinin iradesine teslim olur ve bu durum onu içine çeken bir bataklık gibi yavaÅŸ, yavaÅŸ yutar. Dalaletten kurtulmanın tek yolu, bu sapma halini fark edip durmak ve kendisine uzatılacak ilahi eli (hidayeti) bekleyip ona tutunmaktır.

Hidayet ve Dalaletin Kurumsallaşması: Küfür ve İhlâs

Dalalet ve hidayet arasındaki geçiÅŸler insan hayatı boyunca devam edebilir; ancak bu süreçlerin uç noktaları “mühürlenme” ile sonuçlanır. Kalbin tamamen kararması, hakikate karşı iÅŸitme ve görme yetisinin kaybolması hali “küfür” olarak tanımlanır ve bu noktadan dönüş çok zordur. Öte yandan, hidayette mesafe kat edip “ihlâs” makamına eren bir kul için de geri dönüş ihtimali ortadan kalkar; bu kiÅŸi artık ÅŸeytanın vesveselerinden azade olmuÅŸ, imanla mühürlenmiÅŸtir. Özellikle “TaÄŸut’un” egemen olduÄŸu zeminlerde dalalet kurumsallaÅŸarak topluma sirayet eder; bu toplumsal karanlıktan çıkış ancak Allah’ın hidayetine sığınmakla mümkündür.

Sonuç: İnsan Olma Vasfının Teminatı Olarak Hidayet

Hidayet, insanın sadece dini bir tercihi deÄŸil, aynı zamanda anlam, deÄŸer, edep ve ahlaka yönelmesidir. Hidayet olmadan insanın gerçek “insan olma” vasfını kazanması mümkün deÄŸildir; zira hidayet tüm bu erdemleri kuÅŸatan bir üst ÅŸemadır. İnsan hidayete erdiÄŸinde aklını, zekâsını, bedenini ve arzularını disipline eder ve yöneliminin (gidiÅŸatının) nereye olduÄŸunu belirler. Netice itibariyle hidayet, tıpkı güneÅŸ gibi insanın hayatını aydınlatan, onu dalaletin karanlığından ve nefsin bataklığından koruyan ilahi bir kandildir.

Dalalet, insanları zulmün bataklığında debelendirirken, hidayet ise; insanları, dosdoÄŸru yol üzere adalet ve selam/barış üzere yaÅŸamayı mümkün hale getirir. Hidayet üzere olmak, insana kendi sınırlarını bilmeyi ve ona göre davranmayı mümkün kılar ve böylece tekebbür üzere olmaktan sakınarak ‘emniyet’ içinde varoluÅŸunu sürdürmeye zemin oluÅŸturur. Merhamet ve ÅŸefkat üzerinden kurduÄŸu iliÅŸkiler ağında barışı içselleÅŸtirir ve ona göre bir iliÅŸkiler ağı geliÅŸtirir insan… Dalalet üzere olan insan ise; zulmü meÅŸrulaÅŸtırır ve keyfi arzusunu yaÅŸamak için dikte ettiÄŸi bir yaÅŸamı diÄŸer insanların da yaÅŸaması için cebir kullanmaktan imtina etmez!

Dünyada sulhun ve barışın ikamesi için hidayet tek çıkış noktası iken, zulüm ve cehaletin beslendiği kaynak ise dalalet üzere olmaktan geçmektedir. Yeryüzünde yaşarken kişi, kendi tercihleri ile birlikte kendisine bir yaşam alanı inşa etmekte ve ölüm sonrasında da bu yaşadığı yaşam alanını inşa ederken kullandığı zeminin mükâfat ve cezasına müstahak olacaktır.

İnsanların yeryüzünde yalnız olmadıklarını bilmeleri ve ona göre hareket etmeleri elzem iken, ilahi inayete olan ihtiyaçlarını doÄŸru idrak ederek ona uygun bir tavır ve niyet içinde var oluÅŸlarını anlamlandırmaları kurtuluÅŸlarına vesile olacaktır. ‘Allah yerin ve göğün nurudur’ ayetini insanın derin bir tefekkür üzerinden anlaması, idrak etmesi ve hayatını buna göre düzenlemesi, onun hidayet ile kuracağı baÄŸda temel bir vasfa iÅŸaret edecektir.

Abdülaziz TANTİK

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.