Sosyal Medya

Suat Erdoğan: Kur’an-Sünnet Işığında Suç-Ceza Uygunluğu



Tarihî süreç içerisinde çeÅŸitli düşünce akımlarının da etkisiyle ÅŸekillenen farklı yaptırım türleri, hakkaniyet ve adalet açısından tartışma konusu olmuÅŸ ve sorgulanmıştır. KuÅŸkusuz bu sorgulamada cezaların fail ve maÄŸdurları açısından çeÅŸitli mahrumiyetlere yol açan niteliÄŸinin payı büyüktür. Avrupa’da XVIII. yüz yılın sonlarına doÄŸru baÅŸlayan felsefî hareketlerle birlikte suç-ceza karşılaÅŸtırması konusunda, dönemin aydınları tarafından özellikle suçları önleme adına önemli bir fikri birikim ortaya konulmuÅŸtur. Bu dönemde hümanist yaklaşımların da etkisiyle bedensel cezalar yerine suçluların topluma yeniden kazandırılması adına gelecek vadettiÄŸi düşünülen hapis cezası gündeme gelmiÅŸ ve süreç içerisinde hemen her suç için alternatifsiz bir uygulama olarak tarihteki yerini almıştır. Hapis cezası daha insani olmasının yanında aynı zamanda hükümlünün topluma yeniden kazandırılmasına hizmet edebileceÄŸi bakımından savunuluyordu. Ancak hapis cezasının tam olarak suçları önleme görevini yerine getirmediÄŸi gibi özellikle suçluları topluma yeniden kazandırma konusunda da bekleneni vermediÄŸi tarihi tecrübe ile anlaşılmış oldu. 

Hemen her düşünce sahibinin fikir beyan ettiÄŸi suç-ceza konusunda, en önemli vasfı adalet vurgusu olan Kur’an’ın sessiz kalması elbette beklenemez. Kur’an, suç-ceza uygunluÄŸu olarak isimlendirdiÄŸimiz1 orijinal bir sistem sunmaktadır. Suç-ceza uygunluÄŸu suç ile ceza arasında çok yönlü iliÅŸkiye dayalı bir sistem olarak ifade edilebilir. Bu sistemde tekdüze bir yapıdan ziyade çok sayıda farklı cezalandırma çeÅŸitleri dikkat çekmektedir. Cezaların belirlenmesinde suç esas alınmakta suç ile ceza arasındaki denklik sadece suçun ağırlığı ile sınırlandırılmaksızın, cezanın belirlenmesine etki eden birden çok kritere yer verilmektedir. Bu kriterler aynı zamanda suçun içerisinde bulunan öğeleri oluÅŸturmaktadır. Bu yönüyle suç-ceza uygunluÄŸu sistemini, her bir suç için hatta bazen -suçun yapısından kaynaklı- bir suç için birden çok yaptırımın söz konusu olabildiÄŸi cezalandırma sistemi olarak tanımlamak mümkündür. Suç ile ceza arasındaki sözü edilen çok yönlü iliÅŸkinin sonucu olarak, suçta yer alan ihlal edilen haklar, failin amacı, sıfatı, suçun iÅŸleniÅŸ ÅŸekli gibi özellikler cezanın belirlenmesinde doÄŸrudan rol oynamaktadır. Suç-ceza uygunluÄŸu sisteminde suç ile ceza arasında yapılan karşılaÅŸtırma sonucu en uygun cezayı tespit etme ÅŸeklindeki eylemin, hukuksuz fiilin suçun kanundaki tarifine uyup uymadığının araÅŸtırılmasından farklı olduÄŸunu belirtmeliyiz. Zira literatürde suçun unsurlarından kabul edilen tipiklikte suç sayılan fiilin kanunlardaki tarife uygunluÄŸu denetlenirken, suç ceza uygunluÄŸu sisteminde suç sayılan fiil karşılığında öngörülen cezanın suça uygunluÄŸu, adalet ve hakkaniyet açısından doÄŸruluÄŸu söz konusu edilmektedir.

Kur’an’da suç-ceza baÄŸlamında yer alan ayetleri mahiyeti itibariyle genel ilkeler ve örnek çözümler olarak iki kısımda deÄŸerlendirmek mümkündür. Genel ilkeler kapsamındaki ayetlerin2 Ã§oÄŸunda yer alan “me-se-le”  kelimesi suç ile ceza arasındaki iliÅŸkiyi benzerlik dâhil, onun ötesinde adeta biri diÄŸerinin yerine geçen ve onun yerini tutan, ileri bir boyuta taşımaktadır. Genel ilkler kapsamındaki ayetlerin merkezinde yer alan Şûra, 42/40. ayetidiÄŸerleriyle birlikte düşünüldüğünde söz konusu ayetin İslam ceza hukukunun esasını teÅŸkil eden temel bir ilke olduÄŸu anlaşılmaktadır. Ayette geçen birini suç diÄŸerini ceza olarak deÄŸerlendirebileceÄŸimiz “seyyie” (kötülük) kelimesi, fail açısından cezanın suçun misli bir kötülük olması gerektiÄŸini ilke olarak belirlemektedir. Zira suç maÄŸdur açısından bir kötülük olduÄŸu gibi, suçun karşılığında öngörülen yaptırım da fail açısından suçun karşılığı olan bir kötülük olmalıdır. Nitekim literatürde de acıtmayan yaptırımın ceza olamayacağı genel kabuldür. Bunun yanında genel ilkeler grubunda yer alan ayetlerin üçündeki yer alan “felâ-illâ” kalıbı suça uygun olmayan cezalandırmaların haksızlık ve zulüm olacağını kayda baÄŸlamaktadır. Bu ayetlerden birisinin meali ÅŸu ÅŸekildedir:

“Kim de bir suç iÅŸlerse, sadece o suçun misliyle cezalandırılır ve onlara zulmedilmez.”4

İslâm hukuk literatüründe kısas ve had suçları için öngörülen dünyevî cezaların yanında önceki ümmetlerin cezalandırılması ve ölüm ötesi cezalarda da tek tip bir yapıdan ziyade, farklı ceza türlerinin varlığı, suça göre ceza siyaseti ile açıklanabilir. Kur’an’da yer verilen çok saydaki cezada aynı ilkelerin geçerli ve çoÄŸu zaman her bir cezanın farklı bir türü temsil eden, örnek çözümler olduÄŸu anlaşılmaktadır.5 Bu baÄŸlamda Kur’an’da kısas suçlarında olduÄŸu gibi suçun aynısıyla veya çoÄŸu zaman suça iten saikleri göz önünde bulundurmanın sonucu olarak, suçun zıddı ile karşılık verme ÅŸeklinde çok sayıda farklı örnek bulunmaktadır. Ayrıca suçun aynısı ya da zıddının dışında, bir baÅŸkasına suç isnadında bulunan kiÅŸinin, iddiasını ispat edemediÄŸi durumda maÄŸdur için önerdiÄŸi ceza ile karşı karşıya kalmasında olduÄŸu gibi farklı bir ceza türü ile de karşılaÅŸmaktayız. Kur’an’da adı geçen üç farklı ceza türüyle ilgili çok sayıda örnek bulunmaktadır. Bu örneklerden birkaçı vermek yerinde olacaktır.

Âdem (a.s.) ve Havva’nın ebedîliÄŸe ve sonsuz mülkiyete kavuÅŸmak6 saikiyle yasak aÄŸaçtan yemeleri sonucunda iÅŸledikleri suça karşılık, sonsuzluk arzusu süreli bir yaÅŸam, yok olmayan mülkiyet isteÄŸi ise sınırlı mülkiyet ile sonuçlanmaktadır. Kıssada önemli bir figür olan Åžeytan ise kıskançlık ve kibrinin karşılığını suçuna uygun olarak almaktadır.7

Bir diÄŸer kıssada Yusuf (a.s.)’un köle olması düşüncesiyle kuyuya atılması ÅŸeklinde iÅŸlenen suça karşılık vezir olması, kardeÅŸlerin planına karşı Yusuf’un planı, her iki tarafta yer alan gömlek, kardeÅŸlerin babalarına verdikleri biri samimi, diÄŸeri sahte iki söz hesaba katıldığında, suç-ceza konusunda biri diÄŸerine denk gelen, izdüşümü olarak yorumlayabileceÄŸimiz ileri düzeyde bir uyumun varlığından söz etmek gerekir. Kıssadan öğrendiÄŸimiz bir diÄŸer ders de Yakup (a.s.)’un Yusuf’a olan tutkunluÄŸunun acısını yeterince çekmesidir.8

Yahudilerin faiz almaları ve insanların mallarını haksız yere yemeleri dolayısıyla sınırı aÅŸmaları sebebiyle iÅŸledikleri suça uygun olarak, yeme konusunda sınırlandırılmaları, “hakkın olmayanı yersen, kendi hakkından da mahrum olursun”, anlamında önemli bir diÄŸer örnektir.9

İslam ceza hukukunda kısas ve had olarak açıklanan cezalarda da yukarıda söz konusu edilen suç-ceza genel ilkeleri ile uyumlu bir yapının varlığı söz konusudur. Kasten adam öldürme suçunda failin, hayatının sonlandırılması suç-ceza uygunluÄŸu açısından yerinde bir yaptırımdır. Zira fail iÅŸlediÄŸi fiilin aynısıyla cezalandırılmakta, suç ile ceza birbiriyle tam anlamıyla örtüşmektedir. 

Zina suçunda gayri meşru bedensel haz ve zevkin karşılığında, failin amacının zıddına elem ve acı muhtevalı bedensel sopa cezası, ayrıca çoğunlukla gizli kalması arzu edilen suçun infazın aleniliği, ayrıca evlilik konusunda sınırı aşmanın karşılığında ancak kendi dengiyle evlenebilme şeklindeki evlilik konusundaki statü kaybı, yine suç-ceza uygunluğunun bir diğer sonucudur.10

İffete iftira (kazif) suçunda failin ispat edemediÄŸi ve sonuç itibariyle maÄŸdur için önerdiÄŸi zina suçunun cezası olan sopa cezasıyla tecziye edilmesi, asılsız beyanlarının karşılığında “fasık” olarak nitelendirilmesi, toplumda itibar kaybı anlamına gelen “ÅŸahitliÄŸin kabul edilmemesi” suça göre ceza anlayışının bir sonucudur.11

Hırsızlık suçunun belli ÅŸartlar dâhilinde gerçekleÅŸtirilmesi durumunda baÅŸkasının mülkiyet hakkını ihlal etmenin karşılığında öngörülen el kesme cezasını temsilî olarak failin mülkiyet hakkının yok edilmesi anlamında, suça uygun bir ceza olarak deÄŸerlendirmek mümkündür. Zira el insan bedeninde mülkiyeti temsil eden bir organdır. 

Toplumsal barışı tehdit eden, kanun, kural tanımayan, şahsî hükümranlık gayesi ile işlenen hırâbe (terör) suçunda, hak ihlâlinin can kaybı ile sonuçlanması durumunda fail için ölüm cezası öngörülmesi, mal ile sınırlı kalması durumunda el-ayak çapraz kesilmesi, bu iki hak ihlâli olmaksızın suçun sadece toplumu korkutma düzeyinde tedhiş eylemi olarak kalması durumunda sürgün cezası, suça göre değişen farklı yaptırımlar olarak tezahür etmektedir. Bu suç bağlamında öldürenin canından olması, yağma ve talan yapan kişinin mal varlığına yönelik suçun niteliğinin değişmesi, zulüm boyutundan fesat kapsamına yükselmesi sebebiyle, elinin yanında ayağının da kesilmesi suç ceza uygunluğunun bir sonucudur. Zira ayak insan bedeninde hükümranlık anlamı taşımaktadır. Haksız yere hükümran olmak isteyenin el ve ayağı çapraz kesilerek etkisizleştirilmekte hükümranlığına son verilmektedir. Aynı suç kapsamında can ve mala yönelik hak ihlâli olmaksızın eylemin huzur bozma ve tedhiş ile sınırlı kalması durumunda, toplumsal huzuru bozarak başkalarına bulunduğu yeri yaşanmaz hale getirenin suça konu olan yerde yaşama hakkından mahrum bırakılması, yani sürgün edilmesi suçun cinsinden bir yaptırımdır.12

Peygamber (a.s.)’ın söz ve uygulamalarında da çok sayıda suç-ceza uygunluÄŸu konusunda örnekler bulunmaktadır. El kesme cezasını gerektiren ÅŸartların oluÅŸmadığı hırsızlık suçunda ekonomik suça ekonomik ceza olarak niteleyebileceÄŸimiz misli ile ödetme uygulaması bunu en önemli örneklerinden birisidir.13 Aynı ÅŸekilde Peygamber (a.s.)’dan rivayet edilen “Kim kardeÅŸine” ey kâfir! derse bu söz ikisinden birisini baÄŸlar, dediÄŸi doÄŸru deÄŸilse bu söz kendisine geri döner.”14 ifadelerinde de yukarıda kazif suçu kapsamında belirtilen asılsız isnadın sahibine geri dönmesi, kiÅŸinin kazdığı kuyuya düşmesi anlamında aynı ilkelerin geçerli olduÄŸu görülmektedir.  

Yukarıda genel ilkeler ve örnek çözümler olarak açıklanan suç-ceza uygunluÄŸunu diÄŸerlerinden ayıran en temel özelliÄŸi suça endeksli cezanın olması, caydırıcılığının yapısal ve gerçek anlamda hukukun üstünlüğünü esasına dayanmasıdır. Suç-ceza uygunluÄŸunda suç iÅŸlemeyi tasarlayan kiÅŸi doÄŸal olarak karşılaÅŸacağı cezayı kavrayacağı ve cezanın suçtan elde edeceÄŸi yarardan fazla olacağını doÄŸal kavrayacağı için suç iÅŸlemekten kaçınacaktır. Bu durumu çivi çiviyi söker ÅŸeklinde izah etmek mümkün olduÄŸu gibi zehir/panzehir iliÅŸkisiyle de açıklamak mümkündür. Ayrıca suça uygun ceza, “olacağı buydu yaptığımın karşılığının buldum” ÅŸeklinde kabullenilecek, toplum da teskin olacaktır. Toplumun hafızasında önemli bir yeri olan ÅŸeriatın kestiÄŸi parmak acımaz” sözünün anlamı da yerini bulacaktır. İlke olarak cezaların belirlenmesinde suçun esas alınması kiÅŸileri keyfi uygulamalara karşı bir güvence anlamına gelecektir. Hiç kimse yaptığının dışında iÅŸlediÄŸi suça aykırı bir yaptırımla karşı karşıya kalmayacaktır. Bu durum gerçek anlamda hukukun üstünlüğü anlamı taşımaktadır.

 Suç-ceza uygunluÄŸunun varlığını Kur’an ve Sünnet ile sınırlandırmak da doÄŸru deÄŸildir. Adalet ve hakkaniyet açısından en doÄŸruyu bulma adına yapılan arayışlarını kaynağı insanın düşünce dünyasında var olan tabii hukuk/ideal hukuk beklentilerinde aramak gerekir. Toplumun zihin dünyasında yer eden su testisi su yolunda kırılır, gülme komÅŸuna, gelir başına, ne ekersen onu biçersin, büyük lokma yut fakat büyük konuÅŸma, etme bulma dünyası, yaÅŸattığını yaÅŸamadan ölmeme, ben ne yaptım ki başıma bu geldi gibi ifadelerin, suç ceza karşılaÅŸtırmasının insanın doÄŸasında var olduÄŸunun bir kanıtıdır.Konunun kiÅŸisel tarafının yanın da toplumsal bir boyutunun da olduÄŸunu söylemek gerekir. Nitekim toplumu haksız müdahalelerle dizayn etme, rakiplerini çeÅŸitli plan ve desiselerle saf dışı etme vb. uygulamaların ters teptiÄŸi de tecrübe ile sabittir. Hukuksuz olarak, bürokrasinin en alt kademesi olan muhtarlık vazifesi dahi çok görülen bir siyasinin günümüzde devlet yönetiminde en yüksek makama ulaÅŸması ile köle olsun diye kuyuya atılan Yusuf’un vezir olması gibi çarpıcı örnekler, tabiattaki kanunların fizik kanunları ile sınırlı olmadığını, Kur’an’ın ifadesiyle deÄŸiÅŸmez yasa anlamında sünnetullahın her alanda geçerli olduÄŸunu ortaya koymaktadır.


  1. Bu isimlendirme ÅŸu ayetten mülhemdir. “Yaptıklarına uygun bir karşılık olarak…”, en-Nebe, 78/26. 
  2. el-Enâm 6/160; Yûnus 10/27; en-Nahl 16/126; el-Hac, 22/60; en-Neml 27/90; el-Kasas, 28/84; el-Mü’min 40/40; eÅŸ-Şûrâ 42/40. 
  3. “Bir suçun karşılığı, ona uygun (misl) bir cezadır…”, Şûra, 42/40. 
  4. el-Enâm 6/160. 
  5. Konu hakkında geniÅŸ bilgi için bk. Suat ErdoÄŸan, Kur’an ve Sünnet Işığında Suç-Ceza UygunluÄŸu (Süleymaniye Vakfı Yayınları, 2021). 
  6. et-Tâhâ, 20/120. 
  7. el-Bakara, 2/36 Ayrıca bkz. el-A’râf, 7/25. 
  8. Yûsuf, 12/12-93. 
  9. el-En’âm, 6/146; en-Nisâ, 4/160, 161. Konuyla ilgili diÄŸer örnekler için bk. ErdoÄŸan, Kur’an ve Sünnet Işığında Suç-Ceza UygunluÄŸu. 
  10. en-Nûr, 24/2-3. 
  11. en-Nûr, 24/4. 
  12. el-Mâide, 5/33. 
  13. Ebû Davud, “Hudûd”, 12, “Lukata”, 1; Nesâî, “Sârık”, 11, 12. 
  14. Buhari, “Edeb”, 73; Müslim, “İman”, 26, 111. 

Prof. Dr. Suat ERDOÄžAN

(Düzce Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi)

https://ozgurcedergi.com/?p=388#b0d666f2-bb63-4123-8b55-d7678bef0989-link

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.